Avrupa’daki pek çok ana meydanın aksine, Grand Place’ın ortasında bir kilise yoktur. Grand Place, yurt dışında gördüğüm ilk kentti.

Grand Place No. 19

Grand Place, yurt dışında gördüğüm ilk kentti.

Hayranlık ile nutkun tutulması arasında asılı kalmış bir an.

Bir meydandan fazlasıydı bu.
Taşa dönüşmüş bir hafıza gibiydi.

Kader bu ya, Brüksel benim için yalnızca ziyaret edilen bir kent değil, bir hayata dönüştü. Yirmi bir yıl…

Telkârî ustalarının gümüş işlemeleri gibi, ömrümün içine usulca, ince ince işlenmiş bir zaman parçası.

Avrupa’daki pek çok ana meydanın aksine, Grand Place’ın ortasında bir kilise yoktur.

Bu yönüyle de ayrıca özeldir.

Tek bir inancın değil; sivil hayatın, loncaların, ticaretin ve fikir alışverişinin meydanıdır burası.

Belki de bu yüzden burada insan kendini bir otoritenin gölgesinde değil, hayatın tam ortasında hisseder.

2539A9 C5C6B9F52B4146A9975361D429E84155~Mv2

Maison du Cygne'in balkonunda

Binaların cepheleri adeta konuşur.

Maison du Cygne…
Bir zamanlar düşünürlerin ve yazarların buluşma noktası.
Ve her şeyi sessizce izleyen o zarif kuğu.

Burada ev sahibi ya da konuk olduğum akşam yemekleri…
Grand Place’a bakan tarih kokan salonlarda yönettiğim üst düzey yuvarlak masa buluşmaları…
Kokteyller, davetler…

Avrupa ve dünya siyasetinin; tarih, sanat ve fikirlerle örüldüğü sohbetler ve dostluklar.

•••

Hiçbir zaman tam olarak yalnızca bir kent olmamış Brüksel.

Bir geçiş yeri.
Bir buluşma yeri.
Bir müzakere yeri.

Belki de Avrupa fikri tam da böyle yerlerde can suyu buldu.

Ticaretin, sanatın, diplomasinin ve farklı halkların birbirine karıştığı meydanlarda…

Ve elbette Hôtel de Ville…

Brüksel Belediye Binası.

Göğe uzanan o gotik kule.

İnce, zarif ve hafifçe asimetrik.

Sanki gökyüzüne doğru yükselen taş bir dua gibi.

2539A9 B2B89692C519480C8C628F1304Bcf8D5~Mv2
1695 bombardımanında meydanın büyük kısmı yok olurken bile, o kule ayakta kalmayı başarmıştı.

Belki bu yüzden Brüksel bana hep aynı anda hem kırılganlığı hem dayanıklılığı hatırlatır.

Geceleri ışık vurduğunda, taş değil de zaman parlıyor sanırsın.

Zaten Brüksel biraz böyledir.

Fazla düz olmayı reddeder. Katmanlarını herkese göstermez, yalnızca hak edenlere sunar bu ayrıcalığı.

Sürrealizm burada yalnızca bir sanat akımı değildir.

Şehrin ve toplumun ruhuna karışmıştır.

Magritte’in şapkaları, kendini gizleyen insanları, bulutları ve sessiz paradoksları hâlâ sokaklarda dolaşıyor gibidir.

2539A9 28922F2813394B9299Cdd81Abce1242B~Mv2
Grand Place’ın hemen yanı başındaki Galeries Royales Saint-Hubert’de yürürken, insan bazen bir pasajda değil de zamanın içinde yürüyormuş gibi hisseder.

Burası Avrupa’nın ilk pasajı, günümüzün ifadesiyle ilk "alışveriş merkezi" olarak da anılıyor.

Cam tavanlardan süzülen ışık…
Zarafet saçan şapkacılar…
Kitapçılar…
Sanat galerileri…
Dantelciler…

Brüksel’in zarafeti hiçbir zaman bağırmaz zaten.

Fısıldar.

2539A9 8Ae3Aae89B9F46B9B8721C5D55Bfb091~Mv2

Bazı geceler ise Grand Place tamamen başka bir şeye dönüşür.

Ommegang kutlanırken ayrı bir anlam kazanır. Gece geç saatlere kadar bu tarihi balkonlardan meydanı izleriz diplomat, sanatçı, gazeteci uluslararası dostlarımızla. Balkonun açıldığı tarihi salonda akşam yemeği ve dünya, Avrupa, siyaset ve sanat sohbetleri eşliğinde...

Meydanda ise;

Atlar
Meşaleler
Davullar
Kostümler

16. yüzyıldan kalan bu tarihi geçit töreni, Şarlken döneminin ihtişamını ve Brüksel’in Avrupa tarihindeki yerini yeniden gözlerimizin önünde canlandırır.

Orta Çağ’dan Rönesans’a, imparatorluklardan modern Avrupa’ya uzanan o geçiş hissi dolaşır meydanda.

Bu tarihi balkonlardan Ommegang’ı izlediğim anlarda, tarihin aslında hiçbir yere gitmediğini düşünürüm.

Sadece biçim değiştirdiğini.

•••


Bazen de meydanın ortası binlerce çiçekle dev bir çiçek halısına dönüşür.

Taşların üzerine işlenmiş geçici bir sanat eseri gibi.

Belki de tam bu yüzden güzeldir.

Kalıcı olmadığının bilincine sahip güzel şeylerin ayrı bir zarafeti vardır daima.


Sanatçılar geçti buradan.
Yazarlar geçti.
Devrimciler geçti.

Ve belki… O da...

1910 yılında Fransa’daki askeri manevraların ardından, Fransa'dan kendine aldığı sivil kılıklarını giyip kısa bir Avrupa turu yapmıştır. Bu ziyaretlerden biri de Brüksel’e yapılmıştır. Fotoğraf o seyahatte Fransa'da çekilmiştir.

1910 yılında Fransa’daki askeri manevraların ardından, Fransa'dan kendine aldığı sivil kılıklarını giyip kısa bir Avrupa turu yapmıştır. Bu ziyaretlerden biri de Brüksel’e yapılmıştır. Fotoğraf o seyahatte Fransa'da çekilmiştir.

2539A9 F98A498Ad6Ca49908335Fd2F57Dbf3B3~Mv2

Mustafa Kemal Atatürk de geçti.

1910 yılında Fransa’da Picardie'de düzenlenen askeri manevraları takiben bir Avrupa seyahati gerçekleştirmiş ve Brüksel’e de gelmişti.

Mustafa Kemal, tatbikatta ilk kez geniş çaplı kullanılan uçakları ve zeplinleri dikkatle incelemiştir. Yazdığı raporunda, "Geleceğin savaşlarında en önemli unsur hava kuvvetleri olacaktır" tespitiyle bitirerek askeri dehasını ve öngörüsünü kanıtlamıştır. "İstikbâl göklerdedir"in izleri buradadır.

Tatbikatın ardından Paris'teki Askeri Ataşe Ali Fethi (Okyar) Bey ile birlikte İsviçre, Belçika ve Hollanda’yı kapsayan 14 günlük bir Avrupa seyahati gerçekleştirdiler.

Akşamları otel odalarında Avrupa'nın siyasi durumu, Osmanlı Devleti'nin geleceği ve çökmekte olan imparatorluğu kurtarmak için yapılması gereken köklü reformlar hakkında Mustafa Kemal ile sabaha kadar yaptıkları fikir alışverişlerini günlüğüne geçmiştir.

Belçika (Brüksel) ve Hollanda'daki düzeni, sanayileşmeyi ve Batı dünyasının ulaştığı gelişmişlik seviyesini hayranlıkla ama bir o kadar da memleket kaygısıyla not etmiştir.

Bu seyahat sadece turistik bir gezi değil, yaklaşan I. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa'nın askeri ve sosyal yapısını analiz ettikleri tarihi bir süreç olmuştur.

Buraya, Grand Place'a gelmemiş olmaları, tarihi galerilerden geçmemiş olmaları düşünülemez.

Acaba burada hangi kafede oturup etrafı izlediler? Hangi masada? Hangi otelde konakladılar?

Bu soru, zarifçe ama biraz da çaresizce cevapsız kalıyor şimdilik.


Ve ben…

Bu fotoğrafta, Grand Place No. 19’un merdivenlerinde duruyorum.

Burası, Grand Place’ı izlemek ve hafızaya kazımak için en güzel noktalardan biri.

İçimden bir his, bu meydana geldiğinde M. Kemal Atatürk de No 19'un merdivenlerini tırmanıp ilk kez bu noktadan Grand Place'ı izlemiştir diye fısıldıyor.

İçimden “yine 19 ile buluştuk” diyorum.

Sanki bazı sayılar insanı seçiyor.

O an, çantamda üzerinde “No. 19” yazan bir şişe olduğunu hatırlıyorum.

Hafifçe etrafa yayılan o tanıdık iris kokusu…

Brüksel’in simgesi olan irisin izini taşıyan No. 19’u, el çantanda Grand Place’ın 19 numaralı binasına getirmek…

Bu bir tesadüf mü?

Tesadüflere inanmam.

Bazı şehirler insanın hayatına girer.
Bazıları ise kaderine.

Ve bazı kokular…
Bazı meydanlar…
Bazı sayılar…

İnsan nereye giderse gitsin, onu sessizce takip eder.

Sahi…

Brüksel ile 19’un yolları hep birlikte yazılır.

Brüksel Bölgesi 19 belediyeden oluşur.

Kadersel bir simge gibi.

Belki de bu yüzden, “19” her seferinde başka bir yerden gelip aynı hikâyeye dokunuyor.