Gülseren KARAPINAR-Hadican EROL/İSTANBUL, (DHA)- FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcı vekili iken ilk gözaltı talimatlarını veren Ömer Faruk Aydıner o gece yaşananları anlattı. Eşini arayıp, helallik istedikten sonra görevinin başına geçtiğini belirten Aydıner, 'Adliyede terörle savaşımıza hukuk nezdinde başladık. Sabaha kadar gözaltılar, talimatlar... Daha önce hiç yaşamadığımız olaylar... Emniyet Müdürlüğü arıyor; savcım, tankı ele geçirdik, ne yapalım?' diye. Hayatımızda daha önce 'Tankı alın, getirin' de söyleyemedik, nereye koyacağımızı bilemedik. 'Bir minibüs dolusu patlayıcı ele geçirildi, ne yapalım?' deniliyor, talimatlar vermek zorunda kaldık. Allah bize o gece bu terör örgütüyle savaşma fırsatını verdiği için şükrediyoruz. Onurlu bir şekilde ölme arzusuyla o kararı verdik' dedi.
Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyelerinin kalkıştığı hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. O gece Bakırköy Cumhuriyet Başsavcı vekili olarak görev yapan Ömer Faruk Aydıner yaşadıklarını anlattı. Hafta sonu için Çatalca'daki evine giden Aydıner, kalkışmadan burada haberdar oldu. Boğaziçi Köprüsü'ne tankların çıktığını öğrenen Aydıner darbe girişimi olduğunu düşündü. Daha önce çalıştığı Çatalca Adliyesi'nin başsavcısını aradı. İzin alarak adliyeyi kullanacağını söyledi. Daha önce birlikte çalıştığı zabıt katibini de arayan Aydıner, ilk gözaltı talimatlarını İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne buradan yazdı. O yazıda ' '15/07/2016 tarihinde saat 21.00 sıralarında haber bültenlerinde silahlı kuvvetler içerisinde bir kısım cuntacının, Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti kurumlarını ele geçirmeye, demokratik seçimlerle gelen hükümeti düşürmeye teşebbüs ettikleri anlaşılmakta, Türk milletine karşı harekete geçen cuntacıların gözaltına alınması rica olunur' ifadeleri yer aldı.
'TÜRKİYE'NİN YAKLAŞIK 40 YIL BOYUNCA YETİŞEN NESLİNİ YOK ETTİ'
Halen Yargıtay Üyesi olarak görevini sürdürmekte olan Ömer Faruk Aydıner, 'Tam 10 yıl geçti. Ama dün gibi aklımızda. O gece hayatını bu ülke için veren 251 şehidimizi rahmetle anmak istiyorum. Gazilerimize sağlık diliyorum. Yaklaşık 40 yıl boyunca ülkenin içerisine girmiş, birçok kurumunu zapt etmiş, uluslararası boyutu olan bir terör örgütünden bahsediyoruz. Bu terör örgütü öyle bir terör örgütü ki Türkiye'nin yaklaşık 40 yıl boyunca yetişen neslini yok etmiş. Bu neslin muhakeme yeteneğini ortadan kaldırmış. Büyük bir kült örgütü, büyük bir terörize örgüt. Bugün 10 yıl geçti, Türkiye gerek savunma sanayinde gerek eğitiminde gerek adaletinde bağımlı bir şekilden çıkıp özgür bir ülke olma yolunda hedefine çok daha hızlı bir şekilde yürümekte' dedi.
'DARBE GECESİNE KADAR 245 ŞEHİT VERDİK'
Aydıner, ' Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, onun dik duruşuyla, onun bu ülkeye vermiş olduğu milli duruş bakışıyla bu hale geldik. 17 Aralık'la birlikte başlayan saldırı, 2016'da en tavan seviyesine ulaştı ve ülke insanlarının canına kıyıldı. Demokrasiyle gelen hükümetimizi yargı yoluyla düşürmeye çalıştı FETÖ terör örgütü. 25 Aralık soruşturmalarıyla, Selam Tevhid soruşturmalarıyla hükümeti halk nezdinde itibarını düşürüp, Cumhurbaşkanımızın itibarını halk nezdinde düşürüp, bir yerde post modern bir darbeyle hükümeti alaşağı etmek istediler. Bürokrasiyle, siyasetin ve halkımızın desteğiyle o saldırılar bertaraf edildi. Bunlar bertaraf edilince farklı bir metot uygulamaya başladılar. Hemen hatırlatmak istiyorum, 2015 Ekim'inden itibaren Türkiye çok ciddi terör saldırılarına muhatap oldu. Bu terör saldırıları nelerdi? Önce Ankara Gar patlaması; o zaman DEAŞ terör örgütü üstlendi bunu. Sultanahmet'te patlamalar meydana getirildi. İstanbul Vezneciler'de patlamalar oldu. Ankara Güvenpark'ta patlamalar oldu. Beyoğlu'nda patlamalar oldu. 2015 Ekim ile 15 Temmuz 2016'da, son olarak da İstanbul Havalimanı'na DEAŞ saldırısı, DEAŞ ve PKK'nın gerçekleştirdiği yaklaşık 10 terör eylemine Türkiye maruz kaldı. Bu olaylarda kaç kişi öldü, kaç kişiyi kaybettik? Bir sürü askerimiz ve polisimiz şehit oldu, vatandaşımız şehit oldu. 245 kişi şehit verdik. Aslında bu çok kez de atlanan bir olay. Darbe gecesine kadar yaklaşık 7-8 ay içerisinde biz 245 şehit verdik, yaklaşık bin 130 tane de kişimiz, askerimiz, polisimiz yaralandı' dedi.
'17 GÜN ÖNCEKİ İSTANBUL HAVALİMANI'NA SALDIRISI, DARBE İÇİN ÖN HAZIRLIKTI'
Ömer Faruk Aydıner, ' Geçmiş darbeler de benzer şekilde yapıldı bu ülkede. Önce ülke bir kaotik duruma sokuldu, sonra darbeciler kurtarıcı olarak kendilerini lanse ettiler. Halka bu şekilde gözüktüler ve ülkeyi ele geçirdiler. 15 Temmuz darbesi de bu şekilde gerçekleştirildi. Darbeden önce yaklaşık bu ülkede 10-12 tane terör saldırısı düzenletildi ve bunlar DEAŞ ve PKK'ya yaptırıldı. Sonrasında 15 Temmuz'da FETÖ terör örgütü bizzat kendisi darbeye kalkıştı ve ülkeyi ele geçirmeye çalıştı. İstanbul Havalimanı patlaması soruşturmasını da ben yapmıştım; o zaman Bakırköy Başsavcı Vekiliydim. Yaklaşık, 45 kişi vefat etmişti, 236 kişi de yaralanmıştı. Darbenin ertesi günü, Florya Hava Harp Okulu'nun soruşturmasını yaptığımda oradaki erler bana şunu söylediler: 'Savcım, bizi kışladan çıkartırken komutanlarımız şunu söyledi: 'İstanbul Havalimanı'nı tekrar DEAŞ bastı, biz onları kurtarmaya gidiyoruz' 17 gün evvel İstanbul Havalimanı'na saldırılmanın gerekçesi, 17 gün sonra yapılacak darbe için bir ön hazırlıktı. Askeri kışladan çıkartmak için, 'Tekrar DEAŞ İstanbul Havalimanı'na saldırdı' gerekçesini oluşturmak için 45 kişiyi öldürdüler. Buradan şunu çıkartmak lazım. Terör örgütlerinin hepsi aynı merkezden besleniyor. Çünkü Türkiye'yi kaotik duruma her üçü birden götürdüler. Her üçü birden 15 Temmuz'u kaotik durumunu hazırladılar. O gece evet, mücadele yaptık. O gece halkımızla birlikte mücadele yaptık. O gece Cumhurbaşkanımız olmak üzere, açıklamalarıyla halkı sokağa çağırmasıyla evet, büyük bir devrim o gece başladı. Şükür ki halkımız o gece sokaklara çıktı. O terör örgütüne karşı dik durdu, cesurca hareket etti ve biz saldırıyı defetmeyi sağlayabildik, ülkemizi kurtarabildik' dedi.
'FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN CİDDİ SALDIRILARINA MARUZ KALDIM'
Aydıner, '15 Temmuz gecesinden birazcık daha geriye gittiğimiz zaman ben 17 Aralık - 25 Aralık ve Selam Tevhid yargı yoluyla hükümeti devirmeye çalıştıkları soruşturmaların hakim, savcı kanadının soruşturmasını yaptım. Allah bunu bana nasip eyledi. Ben Çatalca Başsavcısıyken o zaman 'cemaat' diye adlandırılan ve sonrasında da gerçek yüzü ortaya çıkan bu FETÖ terör örgütünün ciddi saldırılarına maruz kaldım. Bakırköy'e savcı olarak verdiler, başsavcılıktan ettiler, soruşturmalar üzerine soruşturmalar geçirdim, meslekten ihraç noktasına getirdiler. Bunların zulümlerine ben 2007'den itibaren maruz kalan bir kişiyim ve bu zulüm bana aslında bunların gerçek yüzlerini anlamamıza, gerçek yüzlerini tanımamıza fırsat verdi. 17 Aralık 2014'ten itibaren yaptığımız çalışmalardan bu terör örgütünün az çok gücünü öğrenme fırsatımız olmuştu ' dedi.
'BU İŞİN BİR DARBE OLDUĞUNU BİZ ALGILAMIŞTIK'
Aydıner, '15 Temmuz gecesi Bakırköy'de Başsavcı vekiliydim, teröre bakıyordum. O gece Çatalca'ya gittim. Çatalca Başsavcılığım döneminde orada bir ev almıştım. Hafta sonları da Çatalca'ya ara sıra giden biriydim. O gece de gittim. Akşam saat 20.00 gibiydi Çatalca'ya vardım. Eve girdim. Bir arkadaşım aradı, 21.00 civarıydı. Boğaziçi Köprüsü'ne tank çıktığını ve bir terör saldırısı olabileceğinden bahsetti. Tankın Boğaziçi Köprüsü'nde olduğunu duyunca şaşırdım. Teröre karşı tankla mücadele edilemez. Bunun darbe olduğunu emin olun o ilk haberle algıladım. Sonra orada bir komşuma gittim. Onunla bir fikir alışverişinde bulunduk. Arkadaşlarımızla telefon görüşmeleri yaptık. Artık bu işin bir darbe olduğunu algılamıştık' dedi.
'ÇATALCA ADLİYESİ'NİN BAŞSAVCISININ ARADIM ADLİYENİ KULLANACAĞIM DEDİM'
Aydıner, 'Saat 23.00'a geldiği vakit o dönemki Başbakanımız Binali Yıldırım açıklama yaptı. Ben o süreçte, öncesinde başsavcılığını yaptığım Çatalca Adliyesi'ne doğru yola çıktım, 22.30 gibi. O dönem Çatalca Başsavcısı'nı aradım. Dedim ki: 'Başsavcım, adliyene giriyorum, adliyeni kullanacağım, bilgin olsun.' Ondan izin aldım. Benim eski katibim Turgay Narin'i çağırdım. Adliyeye geldi. Saat 23.00 sıralarıydı, darbeciler hakkındaki gözaltı kararımızı yazdık. O süreçte İstanbul Emniyeti'nde görevli Kaçakçılık Şube Müdürü Feramuz Çetin'i aradım. Ondan faks numarası istedim ve bu faksa gözaltı talimatını gönderdik. Akabinde adliyeden çıktım. Çatalca Meydanı'nda biraz halk toplanmaya başlamıştı, saat 00.00'a geliyordu. Halka da bir konuşma yaptım. Cesur olmalarını, bu darbeyi hep birlikte püskürtebileceğimizi, bunların milli olmadıklarını, bu askerin bizim askerimiz olmadığını anlattım. Yaklaşık bir 15 dakikalık konuşma yaptım'
'ONURLU BİR ŞEKİLDE ÖLME ARZUSUYLA O KARARI VERDİK'
Aydıner, 'Çatalca Emniyeti'nden bir araç istedim ve oradan Sefaköy'e kadar araçla geldik. Sefaköy'de insanlar dışarıya çıkmaya başlamışlardı. Yoğun bir trafik vardı. Sefaköy'de indim. Yaklaşık herhalde oradan Bakırköy Adliyesine, bir saate yakın bir süreçte yürüdüm. Çoluk çocuk Ataköy'deydi. Eşimi aradım, eve gelemeyeceğimi bildirdim. Darbenin başarılı olması durumunda haklarını helal etmelerini söyledim, helallik istedim. Çoluk çocuğumu da görmedim, eve de gitmedim, doğrudan Bakırköy Adliyesine gittim. Bakırköy Adliyesinde de o süreçte savaşımıza başladık. Terörle savaşımıza hukuk nezdinde başladık. Sabaha kadar gözaltılar, sabaha kadar talimatlar, daha önce hiç yaşamadığımız savcılık olayları. Tankı ele geçiriyoruz, Emniyet Müdürlüğü arıyor: ' Savcım, tankı ele geçirdik, ne yapalım?' diye. Hayatımızda daha önce 'Tankı alın, getirin' de söyleyemedik, nereye koyacağımızı bilemedik. 'Bir minibüs dolusu patlayıcı ele geçirildi, ne yapalım?' şeklinde talimatlar vermek zorunda kaldık. Hayatımızın hiçbir evresinde, savcılık yaptığımız hiçbir evresinde yapmadığımız talimatları verdik. Allah bize o gece bu terör örgütüyle savaşma fırsatını verdiği için Rabbimize binlerce şükür ediyoruz. Onurlu bir şekilde ölme arzusuyla o kararı verdik. Eğer başarılı olsalardı bizi ya canımızdan ya hürriyetimizden edeceklerdi, bunun farkındaydık. Ama en azından savaşarak, en azından mücadele ederek bunun sonunu görmek istedik. Beni bu gözaltı talimatını o gece yazılı şekilde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne göndermeye sevk eden bu duruştur' ifadelerini kullandı.
'HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULUNUN YAPISINI FETÖ'CÜ UNSURLARA TESLİM ETMEDİK'
Aynı zamanda Yargıda Birlik Derneği Başkanı olan Aydıner, 'Yargıda Birlik Derneği, Türk yargısındaki, ülkemiz yargısındaki FETÖ'cü hakim ve savcılarla mücadele etmek için 2014 yılında, o dönemki milli duyguları yüksek, beynini herhangi bir gruba, külte kiralamamış hakim ve savcılardan müteşekkil oluşan bir dernek. Yaklaşık 10 bin civarında hakim ve savcının kayıtlı olduğu, üye olduğu bir dernek. O dönemde Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının oluşmasında ciddi mücadeleler verdi derneğimiz. 2014 yılında Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, hakim ve savcıların verdikleri oylarla belirleniyordu üyeler. O dönemde yargının içerisinde yaklaşık 5 bin civarında FETÖ'cü hakim ve savcı vardı. Toplam yargı hakim ve savcı sayısı 12 bin olan bir teşkilatta 5 bin kişinin FETÖ terör örgütüne mensup olduğunu düşünün; çok ciddi, korkunç bir rakam bu. Bir arada hareket eden, aynı merkezden beslenen ve aynı şekilde hareket eden bir topluluktan bahsediyoruz. Diğer geriye kalan 7 bin kişi ise bağımsız şekilde hareket etmeyi benimsemiş bir yargı mensuplarından bahsediyoruz. Bu 7 bin kişiyi organize etmek ve bu 5 bin kişilik terör örgütüne karşı savaşmak için biz bir dernek kurduk. Şükürler olsun bu dernek vazifesini yerine getirdi. Onların Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna göstermiş olduğu adaylara oy verilmemesini sağladık. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını FETÖ'cü unsurlara teslim etmedik. Eğer o zaman teslim etmiş olsaydık birçok başsavcılık, birçok ehemmiyetli yerlere FETÖ'cü hakim ve savcılar getirilecekti. 17 Aralık'tan daha kötü ya da 25 Aralık'taki soruşturmalardan çok daha kötü soruşturmalara Cumhurbaşkanımız ve seçilmiş hükümetimiz maruz kalma olasılığı yüksek olacaktı. Önümüzdeki perşembe 16 Temmuz'da Fırat Üniversitesinde, kendi memleketimde gençlerle bir arada olacağız. Buradaki tabii amacımız gençlere unutturmamak, 15 Temmuz'u unutturmamak. Ne tür bir tehlikeyle Türkiye'nin karşı karşıya geldiğini onlara hatırlatmak' dedi. (DHA)





