Semra Eren Nijhar bu hafta Tayfun Gültekin ile özel konuştu

Avrupa Gazetesi için Semra Eren Nijhar yazdı. Özel röportaj. Semra Eren Nijhar bu hafta Tayfun Gültekin ile özel konuştu. İşte o röportaj

Semra Eren Nijhar bu hafta Tayfun Gültekin ile özel konuştu

Ömrünü müziğe ve müzik eğitimine adamış bir isim. 1980 yılında Evrensel Sanatlar Merkezi’ni kurmuş, Anadolu medeniyetlerinin binlerce yıllık armonisini gün ışığına çıkararak, eserlerinde ulusal öğleri evrensel öğelerle harmanlayıp pratikte de uygulamayı başarmış bir müzik adamı.

Nasıl başarmasın ki?

Cemal Reşit Rey’ler, Ekrem Zeki Ün’ler, Adnan Saygun’lar ve Prof. Nejdet Remzi’ler hocaları olmuş ve aldığı derslerin tohumuyla, Bach, Mozart, Vivaldi ve Paganini gibi klasik müziğin önde gelen ustalarının armoni anlayışını ortaya çıkarak Fransız, Rus, İtalyan, İspanyol armonilerini de analiz etmiş.

Yüzlerce müzik öğrencileri yetiştirmiş ve bu öğrencileri Türkiye ve Dünya’nın önemli konservatuarlarına kazandırmış bir eğitmen. Müzik kaynağını pozitif ve sosyal bilimlerden alarak aynı zamanda senteze dayanan bir bilim dalı olduğunu anlatmaya çalışmış ve bu sentezi de kurduğu okulda gerçekleştirmeye çalışırken ögrencilerini sınava tabi tutmayarak, insan yeteneğinin hiçbir kurum ve kişi tarafından ölçülemeyeceğinin altını çizmiş..

Türk kültür sentezini uluslararası platformda tanıtmayı amaç edinen kompozitör şef Tayfun Gültekin’in aynı zamanda Ruhi Su’nun o unutulmaz basbariton sesiyle dinlediğimiz ‘El Kapıları’nı yazdığını öğrenince heyecanlanarak soluğu hemen kurmuş olduğu okulda aldık.

‘El Kapıları’ eserinizi konuşmadan önce sormak istiyorum, sizce gurbet nedir?

Gurbet insanın içindeki yalnızlık ve vatan toprağıdır. Sosyal bir duygudur. Değerler kaybolunca, dünya ve vatan değerleri de kaybolur.

Yani hissettiğiniz duyguları yok etmek icin uğraşırsanız, o duygular da biter. Örneğin özlem duygusu; Olanağınz varsa zorlarsınız, uğraşırsınız, bir yolunu bulup içinizdeki o özlem duygusunu yok etmeye çalışırsınız ve hasret biter.

Yani bir insan isterse özlem duygusunu bitirebileceğini mi söyluyorsunuz?

Evet. Sosyal olan duygular belirttiğim gibi olanaklar çerçevesinde biter. Örneğin imkanınız varsa, sıkca özlem çektiğiniz yere gidersiniz ve o duygunun bir süre sonra yok olduğunu görürsünüz.

Avrupa’da yaşayan Türklerle ilgili neler söylemek istersiniz?

Avrupa’da yaşayan Türkler sosyal açıdan gurbet insanları, itilmişlerdir. Onlar istiklal savaşının çocuklarının torunlarıdır. Hizmet için Almanya’ya gönderildiler. İşgücü ile Almanya’yı, Fransa’yı ve Avrupa’nın başka ülkelerini kalkındırdılar. Çok çalıştılar, çok yıprandılar, bir gün vatana döneceğiz diye bekledir ama dönemediler. Oralara yerleştiler, çocukları oldu, torunları oldu ve orada kaldılar. Onların Avrupa ülkelerine verdikleri emek unutulmaz ve hiçbir zamanda unutmamak lazım.

Avrupa’da yaşayan Türkler sizce vatana karşı özlem çekiyorlar mı?

Mezarlıkların olduğu yer, ataların, büyüklerin olduğu yerdir ve insanlar orada huzur bulurlar. Mezarlıklar olmayınca boşluk olur, kayboluş duygusu olur, özlem olur. Yani birinci ve ikinci nesilin mezarlıkları Avrupa’da olunca (çoğalınca) veya şöyle diyelim birinci nesilden vefat edenler doğdukları ülkeler de değil de doydukları ve göç ettikleri ülkeler de gömülürlerse, işte o zaman özlem biter, çünkü boşluk yoktur.

Biraz daha açsanız.

Artık Hamburg’da, Berlin’de veya Avrupa’nın diğer ülkelerinde Türklerin de mezarlıkları var. Orada yetişen yeni nesillerin anne ve babaları Avrupa’da gömülürlerse, onlar da atalarının yattığı mezarları görerek huzur bulacaklardır. Huzur ve o ülkeye ait olma duygusu verecektir. Bununla birlikte özlem duygusu ve gurbet olgusu geçerliliğini yitirecektir.

Avrupa’ya ilk giden kuşak özlem içindeydi, kendi ülkelerine özlem duyuyorlardı, tabii halen duyanlar da var. Avrupa’da yetişen yeni, özellikle üçüncü kuşak ilk nesil gibi değil, daha farklı.

Farklı derken?

Onlar kültürü yaşıyorlar, toplumu tanıyorlar, dili konuşuyorlar, sistemi biliyorlar ve bunları bildikleri için de yaşadıkları ülkeler de kendi hak ve hukuklarını koruyorlar.

Anlattıklarınızı göz önünde bulundurarak değerlendirdiğimiz de, sizce orada yaşayan ikinci, üçüncü ve dördüncü nesilin sorunları var mı?

Tabii ki sorunlar var. Örneğin bazı çocuklar ne doğru dürüst Türkçe ne de bulundukları ülkelerin dilini konuşabiliyorlar. Ciddi bir eğitim sorunu var, dil sorunu var. Bunlar oldukça da yetiştirilecek yeni neslin gençleriyle daha çok çalışmak ve daha çok emek harcamak gerekiyor.

Ruhi Su’nun o gözel sesinden dinlediğimiz ‘El Kapıları‘nı yazmak düşüncesi nereden doğdu?

Trenler dolusu vatandaşlarımızın yurtlarını terk ederek başka ülkelere gittiklerini bilmek gerçeği; yani o insanların gitmeleri beni çok üzdü.

Sizi üzen neydi?

O eseri üzülerek oraya işçi olarak gitmiş vatandaşlarımız için yazdım, özellikle başka halka hizmet vermek için, yurdundan koparak gidenler için yazdım. Başka bir halka hizmet vermek acıdır, zorunlu hizmet vermek daha da acıdır. İş gücü olarak giden insanlarımızın hikayeleri acıdır. Ben bu acıyı dile getirmeye çalıştım. Ailesinden, köyünden, yerinden, yurdundan koparak çok uzaklara giden insanların acılarını dile getirmek istedim. O insanlar, o başka halka hizmet ederken, yürekleri vatan da kalmış ve kendilerini gurbette hissetmişlerdir. O eseri o insanlar, Anadolu insanımız için yazdım.

Anladığım kadarı ile yapmış olduğunuz eserle o insanların hem konumlarına hem de duygularına ışık tutmaya çalıştınız.

Evet. Bütün duyguların sesi vardır. Ben bu eserde o insanların duygularını ve o sesi yakalamaya çalıştım. Vatandan, ailesinden ve sevdiklerinden kopup yabancı bir ülkeye giden insanlarımızın biraz da olsa duygularına ışık tutmak istedim.

Evet, ‘El kapıları‘nı, özellikle Ruhi Su’dan dinleyince sanki hüzünlü bir duygu denizine dalıyorsunuz. Orada duygularınıza rehberlik eden gizli bir ses var ve tüm duygular harekete geçiyor.

Dediğim gibi bütün duyguların sesi vardır. Duymak ve hissederek dinlemek önemlidir. Unutmamak gerekir sessizliğinde sesi vardır.

Sessizliğin sesi?

Evet, sessizliğin sesi! Dinleyin!

Son yıllarda Türkiye’den yurtdışına başlayan beyin göçü izlemekteyiz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Türkiye’den yurtdışına ve Avrupa’ya maalesef beyin göçü başladı, şimdi de buna tanık oluyoruz. Burada yetişen, eğitim alan, güçlü, bilgili ve donanımlı gençlerimizi Avrupa’ya kaybetmek çok acı. Bir ülke ve toplum sizi yetiştiriyor, bir yere getiriyor ve sonra onun kaymağını başka bir ülke yiyor. Gerçekten acı. Bu insanlar hayatlarının en verimli ve en üretken dönemlerinde başka ülkelere göç ediyorlar ve yine yıllar önce olduğu gibi, göç ettikleri ülkeleri kalkındırıyorlar.

Demek ki bu insanların Türkiye’de bulamadıkları çok şey var.

Biliyor musunuz, aslında bu ülkede her şey var ama aynı zamanda hiçbir şey yok!

Bu güzel sohbet için teşekkür ederim.

Güncelleme Tarihi: 12 Mart 2018, 19:45
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ayse iseri
Ayse iseri - 10 ay Önce

Cok basarili bir soylesi olmus. Sayin Gultekin'in dusuncelerinden bir pencere acmis bu sohbet. Semra Eren-Nijhar'in emeklerine saglik.

SIRADAKİ HABER