23 yıldır dinmeyen acı olarak değerlendirdiğimiz Hocalı katliamı konusunda geniş bir yazı yazmaya hazırlandık. Ancak, KKTC Lefke Üniversitesi Öğretim üyelerinden NAZIM Muradov’un konu ile ilgili yazısını okuduk. Açık söylemek gerekirse, hocamız, bizim yazmak ve dile getirmek istediklerimizi öylesine güzel bir ifade ile kalem almış ki, biz de bu yazıyı aynen sizlerle paylaşmayı daha uygun bulduk.

Nazım Muradov, Azerbaycanlıdır ve konuya da son derece hakim bir öğretim elamanıdır. Konuya bakış açısı, değerlendirmesi ve anlatmak istedikleri Hocalı katliamını bütün gerçekçiliği ve hatları ile ortaya koymaktadır. 

Nazım Muradov ile KKTC’nde bir araya gelişimizde de Ermenilerce işgal edilen Dağlık Karabağ konusunu ve Hocalı katliamını enine boyuna tartışma fırsatımız da olmuştu. Muradov, Ermenilerin 19.yüzyılda ortaya koydukları vahşeti 20.yüzyılda da sahneye koyduklarına dikkat çekmiş “Bu işin arkasında olan dış güçler, özellikle de Rusya Ermenilere her türlü desteği vermiştir. Bugün işgal altındaki Dağlık Karabağ sorunu Rusya ister ise çözüme kavuşabilir” demişti.

Biz, Ermeni mezalimini, Dağlık Karabağ’ın işgalini, Hocalı’da işlenen insanlık dışı soykırımı önemsiyoruz. Dikkat edilecek olursa Hocalı katliamının üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen insanlık suskundur. Dış dünya duyarsızdır. Son yıllarda Azerbaycan ve Türk dünyasından yükselen seslerin daha gür çıkmakta olduğunu da görmekteyiz.

Bir de ısrarla vurgulamaya çalıştığımız şu olmuştur:

Dağlık Karabağ sorunu sadece Azerbaycan’ın değil, Türk dünyasının sorunudur. Hocalı’daki katliam da Türklere karşı işlenmiş insanlık dışı cinayettir.

Lefke Üniversitesi Öğretim üyesi Nazım Muradov’un Hocalı katliamı ile ilgili yazısını iki bölüm halinde sizlerle paylaşıyoruz:

“1992 yılının 25 Şubat akşamı saat 23.00’da Ermeni-Rus askerî birlikleri üç istikametten Hocalı’ya saldırdılar. Saldırganlar Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’nin askerlerinden, kendilerine “Artsah Halk Kurtuluş Ordusu” adını vermiş Dağlık Karabağ’ın silahlı Ermeni çetelerinden ve eski SSCB’den kalma 366. Alay’a bağlı Rus komutan ve askerlerden oluşmaktaydı. Çaresiz bırakılmış, kaderine terk edilmiş, eli yalın Hocalı halkı, tepeden tırnağa kadar silahlanmış olan bu güçlere karşı savaşmak, kendini korumak zorundaydı. Önce 366. alayın top ateşleri ve tanklarının yardımıyla şehirdeki askerî mıntıkalar ve önemli noktalar dağıtılmıştır. Hocalılılar son kurşunlarına kadar savaşmaya devam etmiş, onlarca insan akşamdan sabaha kadar savaşarak ölmüştü. Şehrin giriş çıkış noktaları kapatılmış, sonra bir çıkış yolu bırakılmaya karar verilmiş, canlarını kurtarmaya çalışan insanlar bu yolla şehri terk etmek isterken Ermenilerin tuzağına düşmüş ve vahşi bir şekilde katledilmişlerdi…

 

Ermeniler XIX. yüzyıl boyunca yaptıkları vahşetleri XX. yy.ın sonunda da tekrar ettiler. Öldürülmüş insanların kafa derilerinin yüzülmesi, dış organlarının kesilmesi, öldürülmüş bebek ve çocukların gözlerinin tornavida ve b. demir araçlarla oyulup çıkarılması, hamile kadınların karnı yarılarak embriyonların dışarı çıkarılması, insanların diri diri toprağa gömülmesi, yakılması Hocalı soykırımının sıradan, alışılmış sahneleridir. Adli tıp uzmanı Prof. Dr. R. M. Yusufov’un konuyla ilgili sunduğu rapor insanın kanını donduruyor. Bu rapora göre üzerinde adlî tıp incelemesi yapılabilen sadece 181 cesedin 130’u erkek, 51’i ise kadındır. Onlardan 13’ü çocuktur. Bunlardan 20’sine mermi isabet etmiş, 151’i yakın mesafeden kurşuna dizilmiş, 10’u ise sert aletlerle öldürülmüştür. Öldürülenlerden 40’ı kafatasından aldığı darbelerden, 74’ü göğüs nahiyesinden, 17’si karın bölgesinden, 11’i ise dış organlarının kesilmesi, koparılması sonucu dünyalarını değişmişler. 181 kişiden 33’ü özel yöntemlerle yapılan işkence sonucu öldürülmüştür. Kafa derisinin yüzülmesi, kadınların göğüslerinin kesilmesi, burun ve kulakların kesilmesi, kadınların cinsiyet organlarının yakın mesafeden kurşunlanması, erkek cinsiyet organlarının kesilmesi, gözlerin göz yuvalarından oyulup çıkarılması, dişlerin sert aletlerle kırılması, cesetlerin yakılması gözlemlenmiştir. Öldürülenlerden 10’u kurşunlanarak katle yetirildikten sonra tank ve diğer ağır araçlarla ezilerek tanınmaz hale getirilmiştir. Tıbbî mahkeme heyetinin raporuna yansımış ve resmen onaylanmış belgelerden birkaçına dikkat ettiğimizde Ermeni vahşetini tasavvur etmemiz zor olmayacaktır:

 

Fitаt Hasanоvа, sert bir aletle kafasına vurulmuş, kafatası aldığı darbeden zedelenmiş, elleri kolları bağlanmış, gözleri oyularak çıkarılmıştır.

 

Мehruze Мemmedоvа’nın önce gözleri oyularak çıkarılmış sоnrа ise göğüsleri ve burnu kesilmiştir.

 

Таmаrа Selim kızı Мemmedоvа: Ermeniler bu kadını önce kurşunla yaralamış sоnrа gözlerini çıkarmış ve göğüslerini kesmişlerdir.

 

İgbаl Bаhаdır оğlu Аslаnоv, önce kurşun yarası almış sоnrа gözleri çıkarılmış, cinsiyet organı kesildikten sonra ise bedeni yakılmıştır.

 

Şаkir Мustаfа оğlu Hüsеynоv, Аğаyаr İmаnî, Sаdаy Мemmedоv, Аllаhvеrdi Gulu оğlu Hüsеynоv, Cebrаyıl Меhdi оğlu Recebоv, Cаhаn Hümbet оğlu Ferzeliyеv, Firuz Kerimоv: Bu kişilerin tümü diri diri yаkılmışlardır.

 

Firengül Kerimоvа’nın göğsü ve kulakları kesilmiş, gözleri çıkarılmış sonra da bedeni kıyma kıyma doğranmıştır.

 

Dilаre Sеydullа gızı Azimоvа’nın göğüsleri kesilmiş, kendisi ise kurşuna dizilmiştir.

Bаhаdır Selimоv’un cinsiyet organı kesilmiş sonra bedeni yаkılmıştır.”

 

Süreyyа Yusuf gızı Bеhbudоvа’nın cinsiyet organına yakın mesafeden çok sayıda kurşun sıkılmış, bu şekilde öldürülmüştür.

 

Sаmurаy Kerimоv’un arka deliğine boş içki şişesi sokulmuş, gözleri çıkarılmış ve kurşuna dizilmiştir.