İSTANBUL, (DHA)- SANATÇI Özlem Zerey'in kişisel sergisi 'Kentsel Ağıt / Urban Lament' Beşiktaş'ta sanatseverlerle buluştu. İstanbul'un kendisinde hissettirdiği duyguları renkler ve dokularla harmanlayan sanatçı Zerey, 'Çok farklı katmanlar, renkler ve çok farklı duygular ile çalıştım ve bunu İstanbul'a benzettim. İstanbul da insanlarda böyle bir duygu yaratıyor. Bazen inanılmaz mutlu ediyor; ben İstanbul'u aşk olarak tanımlıyorum. Bazen de sürekli söylendiğimiz işin içinden çıkamadığımız kaotik ortamlarda bulunabiliyoruz. Bu da renklerime ve dokularıma yansıdı' dedi. Sergi, 5 Nisan'a kadar ziyaret edilebilecek.
Sanatçı Özlem Zerey'in kişisel sergisi 'Kentsel Ağıt / Urban Lament' Galerie D'Art La Visione'de sanatseverlerle buluştu. Sergi, İstanbul'u yalnızca fiziksel bir mekan olarak değil; hafızanın, duygunun ve zamanın iç içe geçtiği bir varlık olarak ele alıyor. Özlem Zerey'in büyük ölçekli soyut tuvallerinde her yüzey, geçmişten bugüne taşınan izlerin, bastırılmış duyguların ve görünmeyen kırılmaların bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Bireysel bir anlatının ötesine geçen eserler, bir kente duyulan özlem, yabancılaşma, hayranlık ve içsel çatışmaların görsel bir anlatımına dönüşerek izleyiciyi hem kente hem kendi iç dünyasına dair bir yüzleşmeye davet ediyor. 'Kentsel Ağıt / Urban Lament', şehri hafızanın, duygunun ve zamanın iç içe geçtiği bir varlık olarak ele alan, üç kavramsal eksen üzerine kurgulanmış çok katmanlı bir sergi deneyimi sunuyor:
'Dönüşüm — Kırmızının Dili: İstanbul'un sürekli değişiminin şiddetini, tuval üzerindeki kalın impasto ve kırmızı-siyah kontrastlarıyla somutlaştıran eserler. Siyahın hakim olduğu kaotik yüzeyler, çarpıcı ve yoğun renklerle çarpışır. 'Close Impact', 'Fault Line', 'Alevler İçinde Şehir' gibi çalışmalar bu eksenin ana yapıtlarıdır.
'Hafıza — Altının Gizlendiği Yer: Kaybedilen şeylerin hafızada nasıl dönüştüğünü sorgulayan, arkeolojik bir katmanlılık taşıyan eserler. Tuvalin alt katmanları kazınarak ortaya çıkarılır; altın ve bakır tonları çatlaklara yerleştirilir. Bir kente duyulan özlem, yabancılaşma, hayranlık ve içsel çatışmalar bu katmanlarda görsel bir anlatıma kavuşur. 'Kentsel Ağıt', 'Erozyon', 'Hafızanın İzleri' bu eksende yer alır.
'Yeniden Doğuş — Boşluğun Sesi: Her dönüşümün ardından kalan sessizliği ve yeni bir başlangıcın potansiyelini araştıran eserler. Pastel tonların dinginliği, beyazın aydınlık ve ferahlatıcı alanları, kremler, toprak tonları ve yumuşak griler arasında sızan altın ışıklarla bir araya gelir; umudun plastik dili kurulur. 'Creamy Brown', 'Ruhani Anlar', 'İzler' bu ekseni temsil eder.'
Eserlerdeki katmanlar yalnızca fiziksel değil; aynı zamanda psikolojik ve zamansal bir derinlik taşıyor. Her yüzey, geçmişten bugüne taşınan izlerin, bastırılmış duyguların ve görünmeyen kırılmaların bir yansıması olarak ortaya çıkıyor.
'DOKULARI ESTETİK ALGIYLA BİR ARAYA GETİRMEK BENİ ÇOK MUTLU EDİYOR'
Farklı renkler ve dokularla çalışmayı sevdiğini söyleyen sanatçı Özlem Zerey, 'Moda Tasarımı ve stil danışmanlığı eğitimi ve 20 yıllık bir eğitimcilik hayatından sonra tasarımı resim ile birleştirmek istedim. Ben kendime ressamdan ziyade renkleri ve dokuları kullanan bir tasarımcı diyorum. Uzun yıllar moda ve stille alakalı birçok çalışmanın ardından biraz resme yönelmek istedim. Bu ikinci kişisel sergim, yurt dışı sergilerim de oldu. Farklı renkler, dokular, katmanlarla çalışmayı seviyorum. Daha doğrusu renkleri ve dokuları estetik bir algıyla bir araya getirmek beni çok mutlu ediyor' dedi.
'İSTANBUL RENKLERİME VE DOKULARIMA YANSIDI'
Zerey, 'Bu sergi bittiğinde ben ona 'Kentsel Ağıt' ismini verdim. Serginin manifestosu aslında bittiğinde yazıldı. Herhangi bir tema ile başlamadım. Çok farklı katmanlar, renkler ve çok farklı duygular ile çalıştım ve bunu İstanbul'a benzettim. İstanbul'da insanlarda böyle bir duygu yaratıyor. Bazen inanılmaz mutlu ediyor; ben İstanbul'u aşk olarak tanımlıyorum. Bazen de sürekli söylendiğimiz işin içinden çıkamadığımız kaotik ortamlarda bulunabiliyoruz. O zaman da o renklerime ve dokularıma yansıdı. Daha kaotik resimler çıktı. Bittiğinde bu kadar farklı patenler ve duygularla, bu kadar farklı hafıza ve duyguyla buna İstanbul'un ağıdı gibi düşünerek 'Kentsel Ağıt' adını verdim' dedi.





