Bir ülkenin uluslararası etkisi artık yalnızca ordusunun büyüklüğüyle, ekonomisinin hacmiyle ya da diplomasisinin etkinliğiyle ölçülmüyor. Yirmi birinci yüzyılda gerçek güç, dünyanın farklı merkezlerinde bilgi üretebilen, yatırım yapabilen, teknoloji geliştirebilen, güven inşa edebilen ve karar alma mekanizmalarında söz sahibi olabilen insan sermayesinden de besleniyor. Bugün ülkelerin rekabet üstünlüğünü belirleyen unsurlar yalnızca doğal kaynakları, sanayi üretimleri veya askerî kapasiteleri değil; yetişmiş insan kaynağı ve küresel ölçekte oluşturdukları etki ağlarıdır.

Bunun en çarpıcı örneklerini Hint diasporasında görüyoruz. Londra’dan Silikon Vadisi’ne uzanan Hint profesyonelleri bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketlerini yönetiyor. Yahudi diasporası akademiden finansa, düşünce kuruluşlarından girişim sermayesine kadar geniş bir alanda küresel ölçekte etkisini sürdürüyor. Çin diasporası uluslararası ticaret ve yatırım ağlarının en güçlü aktörlerinden biri hâline geldi.

Yunan ve Rum diasporaları ise uzun yıllardır kamu diplomasisi ve siyasal temsil alanlarında dikkat çekici bir görünürlük oluşturdu.

Bu başarıların hiçbiri tesadüf değildir.

Hiçbiri birkaç yıl içinde ortaya çıkmadı.

Hepsi onlarca yıl boyunca yetişmiş insan kaynağına yapılan yatırımların, girişimcilik kültürünün, güçlü profesyonel ağların ve güvene dayalı ilişkilerin doğal sonucudur.

Benzer bir dönüşümün ilk işaretlerini bugün Birleşik Krallık’taki Türk toplumunda da görüyorum.

Henüz yeterince konuşulmuyor.

Henüz kamuoyunun dikkatini tam anlamıyla çekmiş değil.

Ancak Londra’dan Manchester’a, Birmingham’dan Edinburgh’a uzanan bu sessiz yükseliş, önümüzdeki yirmi yıl içinde Türkiye’nin en önemli stratejik kazanımlarından biri olabilir.

Bugün yalnızca Türkiye doğumlular değil; Kıbrıslı Türkler ile ikinci ve üçüncü kuşak Britanyalı Türkler de dâhil edildiğinde, Birleşik Krallık’taki Türkçe konuşan nüfusun çeşitli tahminlere göre yarım milyona yaklaştığı değerlendiriliyor.

Bu artık yalnızca bir göçmen topluluğu değildir.

Bu, giderek büyüyen bir beşerî sermaye havuzudur.

Artık Bambaşka Bir Türk Profili Var

Birleşik Krallık’taki Türkleri hâlâ yalnızca restoranlardan, marketlerden veya küçük aile işletmelerinden ibaret görenler, son yirmi yılda yaşanan sessiz dönüşümü fark edemiyor.

Bugün City of London’da çalışan çok sayıda Türk bankacı bulunuyor.

Uluslararası hukuk bürolarında ortak olan avukatlarımız var.

Dünyanın en büyük denetim ve danışmanlık şirketlerinde görev yapan üst düzey yöneticilerimiz var.

Yapay zekâ, yazılım, fintech, biyoteknoloji, savunma teknolojileri ve siber güvenlik alanlarında çalışan mühendislerimiz ve girişimcilerimiz var.

Oxford, Cambridge, London School of Economics, Imperial College London, King’s College London ve University College London gibi dünyanın önde gelen üniversitelerinde görev yapan Türk akademisyenler ile binlerce Türk öğrenci artık Birleşik Krallık’ın bilim hayatının doğal bir parçası hâline gelmiş durumda.

İnşaat sektöründe büyük projelere imza atan yatırımcılarımız var.

Milyarlarca dolarlık ciro yöneten ticaret ve turizm girişimcilerimiz var.

Gayrimenkul sektöründe önemli yatırımları bulunan şirketlerimiz var.

Türkiye’nin önde gelen iş insanlarının bir bölümü uluslararası faaliyetlerini artık Londra’dan yönetiyor.

Kimileri küresel finans piyasalarına daha kolay erişebilmek için…

Kimileri uluslararası yatırımcılarla aynı ekosistemde yer alabilmek için…

Kimileri ise şirketlerini küresel ölçekte büyütebilmek amacıyla…

Bu yalnızca sermayenin yer değiştirmesi değildir.

Bu, Türkiye’nin küresel ekonomik ağlarının yeniden şekillenmesidir.

Spor dünyasında da aynı yükselişi görüyoruz.

Wimbledon ana tablosunda mücadele eden tenisçilerimiz…

Premier League kulüplerinde görev yapan teknik uzmanlarımız…

Uluslararası organizasyonlarda başarı kazanan sporcularımız…

Bunların her biri yalnızca bireysel başarı hikâyeleri değil; aynı zamanda Türkiye’nin görünürlüğünü artıran doğal kültür elçileridir.

Nesil Çalışkan, Barking Ve Dagenham' MilletvikiliKıbrıslı Türk kökenli İngiliz Milletvekili Nesil Çalışkan

Yerel siyasette de yeni bir kuşak yetişiyor.

Belediye meclislerinde görev yapan Türk kökenli siyasetçiler, kamu kurumlarında çalışan uzmanlar ve yerel yönetimlerde sorumluluk üstlenen genç profesyoneller, Türk toplumunun giderek daha görünür ve daha saygın bir konuma ulaştığını gösteriyor.

Henüz Westminster’da ağırlığımız sınırlı olabilir.

Ancak eğilim açık.

Ve eğilimler, çoğu zaman bugünün fotoğrafından daha önemlidir.

Londra, Türkiye’nin Dışarıdaki En Büyük Beyin Havuzlarından Biri Olabilir

Belki de Ankara’nın yeterince farkında olmadığı en önemli gerçek şudur:

Londra yalnızca dünyanın en büyük finans merkezi değildir.

Aynı zamanda Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük bilgi, sermaye ve profesyonel yetenek merkezlerinden biri olma yolunda ilerlemektedir.

Bu insanların önemli bir bölümü yalnızca Birleşik Krallık ekonomisine katkı sağlamıyor.

Türkiye’de yatırım yapıyor.

Türk şirketlerine danışmanlık veriyor.

Üniversiteler arasında akademik köprüler kuruyor.

Girişim sermayesi sağlıyor.

Teknoloji transferine katkıda bulunuyor.

Uluslararası şirketlerin Türkiye’ye ilişkin kararlarını dolaylı olarak etkiliyor.

Başka bir ifadeyle, karşımızda yalnızca klasik anlamda bir diaspora yok.

İki ülke arasında giderek güçlenen, doğal yollarla oluşmuş bir stratejik insan ağı bulunuyor.

Bu ağın en önemli özelliği, herhangi bir merkezden yönetilmemesi; tamamen bireysel başarılar, karşılıklı güven ve profesyonel liyakat üzerine kurulmuş olmasıdır.

İşte onu değerli kılan da budur.

Bu Dönüşüm Kendiliğinden Oluşmadı

Bugünkü tablo tesadüf değildir.

Birinci kuşak göçmenlerin büyük fedakârlıkları bunun temelini attı.

Ardından Ankara Anlaşması kapsamında gelen binlerce girişimci, Birleşik Krallık’ta şirketler kurdu, istihdam yarattı ve önemli ekonomik başarılar elde etti.

Bugün ise yeni bir evreye geçiyoruz.

Global Talent, Skilled Worker ve benzeri programlarla gelen bilim insanları, mühendisler, araştırmacılar, yazılım geliştiricileri ve teknoloji girişimcileri bu dönüşümü yeni bir seviyeye taşıyor.

Türkiye’den gelen yeni kuşak artık yalnızca iş arayan değil…

İş kuran…

Patent geliştiren…

Fon yöneten…

Uluslararası şirketlere yön veren…

Yeni teknolojiler üreten…

Bir kuşaktır.

Ve belki de Türkiye’nin geleceği açısından en umut verici gelişme budur.

Önce Birbirimizi Tanımalıyız

Bugün bana göre yapılması gereken ilk ve en önemli iş, Birleşik Krallık’taki Türk toplumunun kapsamlı bir envanterini çıkarmaktır.

Bu, bir nüfus sayımı değil; bir beşerî sermaye haritası olmalıdır.

Kaç girişimcimiz var?

Kaç teknoloji şirketimiz bulunuyor?

Kaç yatırım fonu yöneticimiz var?

Kaç bankacımız, hukukçumuz, muhasebecimiz, mühendisimiz, doktorumuz, yapay zekâ uzmanımız, akademisyenimiz, sanatçımız ve sporcumuz bulunuyor?

Kaç Türk kökenli yönetici FTSE 100 şirketlerinde görev yapıyor?

Kaç belediye meclis üyemiz var?

Kaç girişim sermayesi fonunda söz sahibiyiz?

Kaç patent geliştiren araştırmacımız bulunuyor?

Bugün bunların hiçbirini tam olarak bilmiyoruz.

Oysa ölçemediğiniz bir potansiyeli yönetmeniz de mümkün değildir.

Böyle bir çalışma yalnızca istatistik üretmek için değil, aynı zamanda birbirini hiç tanımayan insanların birbirinden haberdar olmasını sağlayacak doğal bir ekosistem oluşturmak açısından da önemlidir.

Ancak burada özellikle altını çizmek istediğim önemli bir nokta var.

Bu süreç kesinlikle devlet merkezli olmamalıdır.

Hayatım boyunca diplomat olarak görev yaptım.

Uluslararası şirketlerde yöneticilik yaptım.

Farklı ülkelerde iş dünyasının, düşünce kuruluşlarının ve sivil toplum kuruluşlarının içinde bulundum.

Bu tecrübelerin bana öğrettiği ortak gerçek şudur:

Devlet eliyle yukarıdan aşağıya kurulan diaspora örgütleri çoğu zaman beklenen sonucu vermiyor.

Hatta zaman zaman tam tersine, doğal gelişimi zayıflatıyor, gereksiz kutuplaşmalar yaratıyor ve insanları uzaklaştırıyor.

Buna karşılık kendiliğinden gelişen profesyonel ağlar çok daha güçlü, çok daha kalıcı ve çok daha etkili oluyor.

İnsanlar birbirlerini tanımalı.

Birbirlerine mentorluk yapmalı.

Bilgilerini paylaşmalı.

Gençlere kapılar açmalı.

Yatırımcılarla girişimcileri buluşturmalı.

Üniversitelerle şirketler arasında köprü kurmalı.

Gerçek güç tam da burada oluşuyor.

Hint diasporasının başarısının arkasında büyük ölçüde bu doğal ağlar vardır.

Yahudi diasporasının etkisi de merkezi bir komutadan değil; güven ilişkilerinden, ortak kültürden ve uzun yıllar içinde oluşmuş profesyonel dayanışmadan kaynaklanmaktadır.

Türk toplumunun da aynı yolu izlemesi gerektiğine inanıyorum.

Çözülmesi Gereken Sorunlar da Var

Elbette tablo tamamen sorunsuz değil.

Ytü Yıldız Teknopark Londra Ofisi Açıldı 2-1

Son yıllarda özellikle Ankara Anlaşması kapsamında Birleşik Krallık’a gelen girişimcilerin bir bölümü ile Global Talent ve Skilled Worker programları çerçevesinde ülkeye yerleşen yüksek nitelikli profesyoneller, vize uzatma, süresiz oturum ve vatandaşlığa geçiş süreçlerinde önemli bürokratik güçlüklerle karşılaşabiliyor.

Bu mesele yalnızca bireysel mağduriyet olarak görülmemelidir.

Birleşik Krallık ekonomisine yatırım yapan, istihdam sağlayan, vergi ödeyen ve yüksek katma değer üreten insanların hukuki belirsizliklerle karşı karşıya kalması, uzun vadede iki ülkenin ortak çıkarlarına da hizmet etmez.

Türkiye ile Birleşik Krallık son yıllarda savunmadan ticarete, enerjiden teknolojiye kadar birçok alanda stratejik ortaklıklarını derinleştiriyor.

İnsan hareketliliği de bu ortaklığın ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Bu nedenle çözüm çok boyutlu düşünülmelidir.

Türk profesyoneller ortak meselelerini birlikte dile getirebilmeli…

İngiliz karar vericileriyle düzenli ve yapıcı diyalog geliştirebilmeli…

Azerbaycan’dan Türkiye’ye Güçlü Destek
Azerbaycan’dan Türkiye’ye Güçlü Destek
İçeriği Görüntüle

Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği ve başkonsoloslukları da bu süreci kolaylaştırıcı bir rol üstlenmelidir.

Burada amaç baskı yapmak değil; iki dost ve müttefik ülke arasında nitelikli insan hareketliliğinin önündeki gereksiz engelleri azaltmaktır.

Türkiye Ne Yapmalı, Ne Yapmamalı?

Burada Ankara’ya da önemli görevler düşüyor.

Fakat yapılmaması gerekenler, yapılması gerekenlerden belki daha önemlidir.

Türkiye’nin görevi, dünyanın farklı merkezlerinde yaşayan başarılı insanlarımızı yönlendirmek değil; onların önünü açmak, bağlarını canlı tutmak ve ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmaktır.

Yurt dışındaki vatandaşlarımızı yalnızca “lobi yapacak insanlar” olarak görmek büyük bir hata olur.

Lobicilik emirle yapılmaz.

İtibar devlet talimatıyla oluşmaz.

Etki alanı protokol toplantılarıyla inşa edilmez.

Kalıcı etki; başarıyla, güvenilirlikle ve yaşanılan ülkeye sağlanan katkıyla oluşur.

Türkiye’nin görevi, dünyanın farklı merkezlerinde yaşayan başarılı insanlarımızı yönlendirmek değil; onların önünü açmak, bağlarını canlı tutmak ve ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmaktır.

En başarılı diasporalar tam da bu nedenle başarılıdır.

Çünkü devlet onları yönetmez.

Onların başarılarını destekler.

Benden Üç Stratejik Tavsiye

Birincisi, Birleşik Krallık’taki Türk profesyoneller, girişimciler, akademisyenler, yatırımcılar, sanatçılar ve sporcular gönüllülük esasına dayalı, siyasi kutuplaşmalardan tamamen uzak sektör ağları oluşturmalıdır. Amaç yeni federasyonlar kurmak değil; güvene dayalı ilişkiler geliştirmek, genç kuşaklara mentorluk yapmak ve ortak projeler üretmektir.

İkincisi, Türkiye ile Birleşik Krallık hükümetleri yüksek nitelikli insan hareketliliğini stratejik ortaklığın ayrılmaz bir parçası olarak görmelidir. Vize, süresiz oturum ve vatandaşlık süreçlerinde yaşanan sorunlar düzenli diyalog mekanizmalarıyla ele alınmalı; Birleşik Krallık ekonomisine değer katan Türk profesyonellerin önündeki gereksiz bürokratik engeller azaltılmalıdır.

Üçüncüsü, Birleşik Krallık’taki Türk toplumu öncelikle yaşadığı ülkeye değer üreten, güven kazanan ve başarılarıyla tanınan bir topluluk olmayı sürdürmelidir. Kalıcı etki sloganlarla değil; liyakatle, bilimle, girişimcilikle, dürüstlükle ve profesyonel mükemmeliyetle inşa edilir. Bugünün genç mühendisleri, bankacıları, hukukçuları ve girişimcileri yarının şirket yöneticileri, milletvekilleri, belediye başkanları ve kanaat önderleri olacaktır.

Trust London 5

Ana Mesaj

Birleşik Krallık’taki Türklerin yükselişi sessiz ilerliyor.

Belki bugün henüz büyük manşetlere taşınmıyor.

Ancak tarih bize gösteriyor ki ülkelerin gerçek etkisi yalnızca devletlerin politikalarıyla değil; dünyanın dört bir yanında güven kazanan, bilgi üreten ve başarı hikâyeleri yazan insanlarının oluşturduğu görünmez ağlarla şekillenir.

Önümüzdeki yirmi yıl içinde Londra’da, Manchester’da, Birmingham’da ve Edinburgh’da çok daha fazla Türk kökenli bankacı, yatırımcı, bilim insanı, hukukçu, mühendis, yapay zekâ uzmanı, akademisyen, girişimci, sanatçı ve siyasetçi göreceğiz.

Bazıları küresel şirketleri yönetecek.

Bazıları yeni teknolojilere öncülük edecek.

Bazıları üniversitelerde bilim üretecek.

Bazıları Westminster’da, yerel yönetimlerde veya kamu kurumlarında karar alma süreçlerinde görev üstlenecek.

Bu yalnızca bireysel başarıların toplamı değildir.

Bu, Türkiye’nin dünyadaki görünürlüğünü, güvenilirliğini ve etki kapasitesini artıran sessiz ama stratejik bir dönüşümdür.

Belki de Türkiye’nin gelecekteki en değerli ihracatı artık yalnızca sanayi ürünleri, savunma sistemleri ya da müteahhitlik hizmetleri olmayacaktır.

En büyük stratejik sermayemiz; dünyanın farklı merkezlerinde bilgi üreten, yatırım yapan, yenilik geliştiren, güven kazanan ve bulundukları toplumlarda saygınlık elde eden insanlarımız olacaktır.

Birleşik Krallık’ta yükselen yeni Türk toplumu da bu küresel beşerî sermayenin en parlak örneklerinden biridir.

Bu potansiyel doğru okunur, doğal gelişimi desteklenir ve günlük siyasetin dar kalıplarına hapsedilmezse, önümüzdeki çeyrek yüzyılda Türkiye’nin en önemli stratejik güç çarpanlarından biri hâline gelecektir.

Britain’s Emerging Turkish Advantage Mehmet Ogutcu

Fotoğraf: Önde gelen Türk diplomat ve Global Resources Partnership Başkanı Mehmet Öğütçü, İstanbul’da jeopolitik, diplomasi ve uluslararası ticaret üzerine yapılan üst düzey bir görüşme sırasında eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson ile birlikte.

Makalenin İngilizcesi için tıklayınız