Berkay YILDIZ/SAMSUN, (DHA)-SAMSUN Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nden (OMÜ) Prof. Dr. Yeliz Kındap Tepe, '84 binden fazla üniversite öğrencisiyle yürütülen Healthy Minds Çalışması'nın verilerine göre öğrencilerin yüzde 45'i depresyon ya da kaygı bozukluğu belirtileri gösteriyor. Buna karşın Türkiye'deki araştırmalar, pek çok öğrencinin uyum ve kaygı bozukluğu sorunlarını çözebilecek psikolojik danışmanlık merkezlerinin kampüsteki varlığından haberdar olmadığını ortaya koyuyor. Bu tablonun arkasında bireysel yetersizlikler değil, bu dönemin gelişimsel doğası yatıyor' dedi.

OMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Gelişim Psikolojisi Anabilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Yeliz Kındap Tepe, üniversite öğrencilerinde görülen yalnızlık, kaygı ve uyum sorunlarının bireysel yetersizlikten değil, 'beliren yetişkinlik' döneminin doğal özelliklerinden kaynaklandığını, erken psikolojik desteğin bu sorunların kronikleşmesini önlediğini ve üniversitelerdeki psikolojik danışmanlık hizmetlerinin daha görünür hale getirilmesi gerektiğini belirtti. Üniversiteye başlayan gençlere erken dönemde sunulan psikolojik ve gelişimsel desteklerin önemi hakkında konuşan Prof. Dr. Yeliz Kındap Tepe, 'Ekibimle birinci sınıf öğrencileri üzerinde yürüttüğümüz araştırmada, Bilinçli Farkındalık Temelli Eğitim Programı'na katılan öğrencilerin kampüs yaşamına uyumlarının, üniversiteye aidiyet duygularının ve yeni çevreye alışma süreçlerinin belirgin biçimde güçlendiğini gözlemledik. Bu bulgular, üniversiteye başlayan gençlere erken dönemde sunulan psikolojik ve gelişimsel desteklerin önemini açıkça gösteriyor' diye konuştu.

'BU DÖNEMDE OLANAKLAR ÇAĞI BAŞLIYOR'

Uyum ve kaygı bozukluklarının ciddiye alınıp erken müdahale edilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tepe, '84 binden fazla üniversite öğrencisiyle yürütülen Healthy Minds Çalışması'nın verilerine göre öğrencilerin yüzde 45'i depresyon ya da kaygı bozukluğu belirtileri gösteriyor. Buna karşın Türkiye'deki araştırmalar, pek çok öğrencinin uyum ve kaygı bozukluğu sorunlarını çözebilecek psikolojik danışmanlık merkezlerinin kampüsteki varlığından haberdar olmadığını ortaya koyuyor. Bu tablonun arkasında bireysel yetersizlikler değil, bu dönemin gelişimsel doğası yatıyor. Üniversite yıllarında yaşanan yalnızlık, performans kaygısı veya gelecek kaygısı, bireysel bir yetersizlikten değil, bu gelişim döneminin doğal özelliklerinden kaynaklanıyor. Bu tespitim, Amerikalı gelişim psikoloğu Jeffrey Arnett'in 'Beliren yetişkinlik' kuramına dayanıyor. Arnett'e göre 18-29 yaş arası dönem ne ergenlik ne de tam anlamıyla yetişkinliktir. Yeni bir yaşam düzenine uyum sağlamaya çalışan gençler, bu süreçte önemli gelişimsel değişimler yaşıyor. Jeffrey Arnett bu dönemi; kimlik keşfi, istikrarsızlık, benliğe odaklanma, arada kalmışlık hissi ve olanaklar çağı olarak tanımlıyor. Bu özellikler, üniversite öğrencilerinin günlük yaşamlarında doğrudan karşılık buluyor' dedi.

'KİMLİK KEŞFİ SÜRECİN EN BELİRGİN BOYUTU'

Ihlara Vadisi'nde sıcak hava balonunda gün doğumu / Ek fotoğraflar
Ihlara Vadisi'nde sıcak hava balonunda gün doğumu / Ek fotoğraflar
İçeriği Görüntüle

Üniversite yıllarının bireyin kendini geliştirdiği, yeni beceriler kazandığı ve yaşam amaçlarını belirlediği önemli bir dönem olduğunu vurgulayan Prof. Tepe, 'Kimlik keşfi bu sürecin en belirgin boyutlarından biri. Öğrenciler yalnızca hangi mesleği seçeceklerini değil, nasıl bir insan olmak istediklerini, hangi değerlere sahip olduklarını ve nasıl ilişkiler kuracaklarını da sorguluyor. Bir yandan bağımsız olmak isterken diğer yandan aileden kopamamaları ise özellikle birinci sınıfta yoğun hissedilen bir çelişki oluşturuyor. Ancak bu dönem yalnızca riskler değil, önemli fırsatlar da barındırıyor. Aynı zamanda bireyin kendini geliştirebildiği, yeni beceriler kazandığı, yaşam amaçlarını belirlediği ve geleceğini şekillendirebildiği oldukça umut verici bir dönem. Üniversite yılları, bireyin kimlik gelişimi açısından önemli kararlar verdiği bir dönem. Gençler bu süreçte 'Nasıl bir insan olmak istiyorum?', 'Nasıl bir kariyer planlıyorum?' ve 'Nasıl bir yaşam sürmek istiyorum?' gibi temel sorulara yanıt arıyor. Bu süreçte yaşanan belirsizlikler zaman zaman sosyal geri çekilmeye, yalnızlık hissine, performans kaygısına veya motivasyon kaybına dönüşebiliyor. Ancak zamanında alınan destek, bu sorunların kronikleşmesini önleyebiliyor. Psikolojik desteğin etkili olmasını belirleyen temel unsur, hizmetin ücretli ya da ücretsiz olması değil; öğrencinin ihtiyaç duyduğu anda o desteğe ulaşabilmesidir. Özellikle ailesinden ilk kez ayrılan öğrenciler için kampüs içi danışmanlık merkezleri, gerektiğinde başvurabilecekleri güvenli bir destek sistemi işlevi görebiliyor' diye konuştu.

'RUH SAĞLIĞI HİZMETLERİ GÖRÜNÜR OLMALI'

Üniversitelerin, psikolojik danışmanlık merkezlerini geliştirmeleri gerektiğini ifade eden Tepe, 'Psikolojik danışmanlık merkezlerinin yanı sıra kariyer ve akademik danışmanlık ile akran danışmanlığı uygulamaları da öğrencilerin kişisel ve mesleki gelişimini destekleyen önemli kaynaklar. Üniversitelerin bu hizmetleri güçlendirmesi gerekiyor. Çünkü üniversiteler yalnızca akademik bilgi sunan kurumlar değil, öğrencilerin psikolojik iyi oluşlarını ve yaşam becerilerini destekleyen gelişim ortamlarıdır. Son yıllarda üniversitelerde psikolojik danışmanlık hizmetlerinin sayısı ve niteliği artıyor. Ancak öğrencilerin bu hizmetlerden haberdar olma ve yararlanma düzeyleri aynı hızda yükselmiyor. Birçok öğrenci psikolojik danışmanlık merkezlerinin varlığını bilse de hangi durumlarda başvurabileceğini veya hangi hizmetlerin sunulduğunu tam olarak bilmiyor. Hala bazı öğrenciler psikolojik destek almayı yalnızca ciddi ruhsal sorunlar yaşayan bireylerin başvuracağı bir hizmet olarak değerlendirebiliyor. Üniversiteye yeni başlayan öğrenciler yalnızca akademik bilgiye değil, psikolojik ve sosyal uyumlarını destekleyen yapılandırılmış programlara da ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle üniversitelerin ruh sağlığı hizmetlerini daha görünür hale getirmesi, öğrencileri bu kaynaklara etkin biçimde yönlendirmesi ve koruyucu ruh sağlığı çalışmalarına daha fazla yatırım yapması gerekiyor. Üniversiteye geçiş, gelişimsel açıdan son derece doğal ancak aynı zamanda zorlayıcı bir yaşam dönemidir. Bu süreçte sunulan psikolojik hizmetler ve uyum programları, öğrencilerin hem akademik başarılarını hem de psikolojik iyi oluşlarını destekleyen önemli koruyucu faktörlerdir' diye konuştu. (DHA)

Kaynak: DHA