SURİYE'DEKİ ÇATIŞMALAR BÖLGESELLEŞEBİLİR

Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Suriye’de uyguladıkları hatalı politikalar, bölgede en büyük zararı Türkiye’ye vermiştir. Suriye krizi ile birlikte bu politikaların faturası 1,5 milyar doları aşmış bulunuyor. Bundan sonra bu rakamın daha nereye dayanacağını şu an için kimse bilemiyor.

Teşhisleri doğru koymak gerekiyor:

Bugün artık Suriye’de Esad ile Suriyeli muhalifler çatışmıyor. Ülkede ithal güçlerin savaşı var. Nusra Cephesi, Türkiye’nin de bugüne kadar desteklediği bir örgüt olarak biliniyor. El Kaide’ye bağlılığını açıklamış olan bu örgütün dışında 4 ayrı aşırı İslamı grubun da Esad’a karşı savaştıkları biliniyor.

ESAD MUHALİFLERİ EZMEYE BAŞLADI

Suriye Devlet Başkanı Esad, kendi ordusunun yanı sıra İran destekli Hizbullah örgütünün desteğini alarak muhaliflerine karşı savaş veriyor. Son bir ay içinde Suriye ordusuna Lübnan’dan binlerce Hizbullah militanı katıldı. Güç kazanan Suriye ordusu, daha önce muhaliflerinin eline geçen çok kritik noktalara ani baskınlar yaparak zorlu çatışmalardan sonra bu yerleri yeniden ele geçirdi.

Suriye’de bulunan Batılı gazeteciler, son bir hafta içinde Esad güçlerinin muhaliflere karşı mevzi kazandığını, çatışmaların bölgesel bir savaşa doğru yol alabileceği görüşünü paylaşıyorlar. Bir yıldan bu yana El Nusra Cephesi’nin elinde bulunan stratejik bazı yerlerin de yeninden Esad yönetimine geçtiği haberleri geliyor. 

Burada şu konuyu da görmezden gelemeyiz:

Hizbullah, sadece bir örgüt olarak görülmüyor. Lübnan Hükümeti’nin de en büyük ortağı olarak değerlendiriliyor. 2006 yılında İsrail’e yenilgiyi tattırmış olması nedeni ile değer kazanmış. İsrail ile savaşmayı göze alabilen bir örgüt olarak şimdi Suriye’de Esad muhaliflerine karşı savaşması da Hizbullah’ın artısı olarak değerlendiriliyor.

HİZBULLAH İSRAİL’İ KAŞIYOR MU?

Yazımızın başlığını “Suriye’deki çatışmalar bölgeselleşebilir” diye attık. Hizbullah, İsrail’in de en büyük düşmanı. Golan Tepeleri’nde İsrail’e ait bazı araçların yok edilmesinde Hizbullah’ın parmağının olduğu söyleniyor. Bu, bir yerde İsrail’i de savaşın içine sokma taktiği olabilir mi? Bu noktada, Hizbullah eğer İsrail’i çatışmaların içine çekebilirse, bu bir yerde Esad muhaliflerinin meşruiyetini yitirmesi anlamına da gelir. Bu da bir taktiktir. İsrail, dolaylı da olsa savaşın içine girerse, İran boş durmayacaktır. Kaldı ki, Suriye’ye baştan bu yana destek veren Rusya’nın varlığını da unutmamak gerekiyor. Bu arada şunu da ekleyelim, Rusya Golan Tepeleri’ndeki çatışmalardan tedirginlik yaşayabilir. 

Şimdi, bu güçler Suriye’de birbirine üstünlük kurmak için mücadele ediyorlar. Suriye’de savaşan gruplara baktığımızda bu savaşın Esad ile Suriyeli muhalifleri aştığını da görmüş oluruz.  Eğer, Haziran ayında toplanması planlanan Cenevre görüşmelerinde kalıcı bir barış için karar çıkmaz ise, Suriye’deki çatışmaların da daha uzun süre devam edeceği görülecektir. 

TÜRKİYE’NİN KONUMU

İşte biz, bütün bu gelişmelerin iyi değerlendirilmesi gerektiği görüşündeyiz. Bu, Türkiye’nin Suriye üzerinde oynadığı politikalarda köklü değişikliklere gitmesi gerektiği gerçeğini de ortaya koyuyor. Bugüne kadar Suriye batağına boğazına kadar batan Türkiye, bu yükü daha ne kadar taşıyacak? Ya da bir bölgesel savaşta nasıl bir tavır sergileyecek? Bu bölgesel savaşın mezhep çatışmalarına dönmesi halinde Türkiye bunun dışında kalabilir mi? Ortada o kadar çok sorun var ki, biz bu nedenle Suriye konusunu hep bugünlerde ön planda tutuyoruz.

Dikkat edilecek olursa, Suriye konusunda Türkiye’nin birlikte yola çıktığı ülkeler ortalarda görünmüyor. En büyük müttefikimiz Amerika bile Başbakan Erdoğan’a Amerika gezisinde görüşmelerde “Başınızın çaresine bakın” demiştir. Suudi Arabistan, Katar gibi ülkeler arazi olmuştur. Bunlar yetmiyormuş gibi Türkiye bir de komşularıyla sorunlu hale gelmiştir. 400 bine yakın Suriyeli sığınmacı da bu işin tuzu-biberidir. 

Ortada böyle bir tablo var. Bölgede sıkıntı daha da büyüyor. Türkiye, kaderi ile baş başa bırakılmıştır. Birkaç ay ömür biçilen Esad, iki yıldan fazladır ülkesinin başında bulunuyor. Bundan sonrası da bilinmiyor. Bütün bunlara karşın “Suriye politikalarımızdan vaz geçmeyeceğiz” demek hatalar zincirine yeni halaların eklenmesi anlamına gelmez mi? 

YORUM EKLE