<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Avrupa Gazete İngiltere gazete Londra gazete Londra Türk ingiltere türk avrupa türk gazeteler londra reklam seri ilan turkish newspaper</title>
    <link>https://www.avrupagazete.co.uk</link>
    <description>Avrupa Gazetesi, İngiltere'nin başkenti Londra merkezli Türkçe ve Ingilizce yayın yapar. London Turkish Gazette. UK Turkish Newspaper</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.avrupagazete.co.uk/rss/saglik-1" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 17 Sep 2026 23:08:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/rss/saglik-1"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'nde 'Yaşam Boyu Güvenli Bakım' programı düzenlendi]]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/yeditepe-universitesi-kosuyolu-hastanesinde-yasam-boyu-guvenli-bakim-programi-duzenlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/yeditepe-universitesi-kosuyolu-hastanesinde-yasam-boyu-guvenli-bakim-programi-duzenlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Melike USLU- Uğurcan TANMAN/İSTANBUL, (DHA)- YEDİTEPE Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'nde, 17 Eylül Dünya Hasta Güvenliği Günü kapsamında 'Yaşam Boyu Güvenli Bakım' programı düzenlendi. Programda, bulaşıcı olmayan hastalıklarda güvenli bakım, kalp ve damar cerrahisi, kronik böbrek yetmezliği, diyabet ve obezite, akciğer sağlığı, meme kanseri ve güvenli hemşirelik uygulamaları farklı branşlardan uzmanların sunumlarıyla ele alındı.</p><p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen program, Kalite Geliştirme Koordinatörü Sevgi Nazlı Köprülü Güngör'ün açılış konuşmasıyla başladı. Program kapsamında; Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı, Kalite Geliştirme Direktörü Prof. Dr. Tuğhan Utku, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Tijen Alkan Bozkaya, İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, İç Hastalıkları, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Haliloğlu, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal ve Kalite ve Eğitim Hemşiresi Uzm. Hemşire Şerife Bahtiyar Gürses, farklı başlıklarda sunum gerçekleştirerek bilgi ve deneyimlerini paylaştı.</p><p>'AKTİF BİR YAŞAM SÜRMEK, DAHA HAREKETLİ OLMAK GEREKİYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Programda konuşan İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, 'Ülkemizde giderek artan bir sorun var. Diyabetin görülme sıklığı oldukça yüksek ve ülkemizde tuz tüketimi de oldukça fazla. Avrupa ülkeleri arasında bu konuda öne çıkan ülkelerden biriyiz. Eğer diyabeti, şeker ve tuz tüketimini kontrol altına alabilirsek, yaşam boyu daha sağlıklı ve güvenli bir hayata kavuşabiliriz. Şeker ve tuz tüketiminin kontrolü, daha sağlıklı bir beden ve daha sağlıklı böbreklere sahip olmamızı sağlayacaktır. Kilo kontrolü çok önemli. Aktif bir yaşam sürmek, daha hareketli olmak gerekiyor. Beslenmede şeker ve genel olarak karbonhidrat tüketimine dikkat edilmesi, özellikle rafine şeker tüketiminden kaçınılması gerekiyor. Kilo kontrolünün iyi yapılması ve tuz tüketiminin azaltılması da büyük önem taşıyor. Ülkemizde kronik böbrek yetmezliği erkeklerde biraz daha sık görülmekle birlikte, her iki cinsiyette de yaklaşık olarak benzer sıklıkta izleniyor' dedi.</p><p>'KALITSAL HASTALIKLAR KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİNE YOL AÇABİLİYOR'</p><p>Prof. Dr. Kantarcı, 'Kronik böbrek yetmezliğine en sık tip 2 diyabet, yani sonradan ortaya çıkan diyabet, neden oluyor. Bunun yanı sıra yüksek tansiyon da önemli bir neden. Polikistik böbrek hastalığı gibi bazı genetik hastalıklar ve ailevi Akdeniz ateşi olarak bilinen FMF gibi kalıtsal hastalıklar da kronik böbrek yetmezliğine yol açabiliyor. Böbrek taşları da nedenler arasında yer alabiliyor. Hastaların kullandığı bazı ilaçlar, özellikle ağrı kesiciler, kronik böbrek yetmezliğine giden süreçte etkili olabiliyor. Böbrekler sessiz organlardır. Son dönem böbrek yetmezliğine gelene kadar çoğu zaman belirti vermeyen, hastalık açısından kendini belli etmeyen organlardır. O yüzden böbrek hastalığının farkına varmak gerekiyor. Tansiyonunuz yükselirse, idrarınız köpürürse veya idrarınızda renk değişikliği görürseniz mutlaka bir hekime başvurun' diye konuştu.</p><p>'KALP HASTALIKLARI DÜNYA GENELİNDE ÖLÜM NEDENLERİNİN BAŞINDA GELİYOR'</p><p>Kalp ve damar hastalıklarının, dünya genelinde son verilere göre en çok ölüm nedenlerinin başında geldiğini söyleyen Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Tijen Alkan Bozkaya ise 'Bugün, Dünya Sağlık Örgütü'nün öngördüğü 17 Eylül 2026 Dünya Hasta Güvenliği Günü. Bu kapsamda tema olarak da bu yıl 'bulaşıcı olmayan hastalıklarda ölümlerin önlenmesi' seçildi. Bulaşıcı olmayan hastalıklar konusunda, bizim konumuz olan kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde son verilere göre en çok ölüm nedenlerinin başında geliyor. Dört ölümden maalesef üçü; kalp ve damar hastalıkları, serebrovasküler hastalıklar ve bunlarla ilişkili renal ve diyabetik hastalıklar nedeniyle meydana geliyor. Artık günümüzde, ortalama olarak kalp ve damar sağlığındaki bozulma daha erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Biz, genel olarak başka bir ailevi risk faktörü yoksa 45 yaş üstünde, her iki cinsiyette de kalp ve damar hastalıklarından korunmayı ve bu nedenle gerekli önlemlerin alınmasını öneriyoruz. Artık eski paradigmalar, yani hastalığın komplikasyonları ortaya çıktıktan, semptom verdikten veya ağır sonuçlar doğurduktan sonra müdahale etmek yerine, erkenden önlem almayı gerektiriyor. Özellikle ailesinde kalp hastalığı veya serebrovasküler hastalık bulunan kişilerin, hastalık meydana gelmeden önce önlem almaları ve risklerini belirlemeleri gerekiyor' ifadelerini kullandı.</p><p>'KALP VE DAMAR SAĞLIĞINDA PROAKTİF YAKLAŞIM ÖNEM KAZANIYOR'</p><p>Prof. Dr. Bozkaya, 'Dünya Sağlık Örgütü'nün de öngördüğü hipertansiyon, hiperlipidemi ve diyabet kontrolü ile sağlıklı yaşam ve sigaranın bırakılması çok önemli faktörler. Artık kalp ve damar sağlığında yalnızca klinikte, ameliyathane şartlarında değil; ameliyat öncesinde, erken klinik tanı ve risklerin erken belirlenmesiyle hareket etmek gerekiyor. Örneğin, basit bir lipid profilinin yanı sıra lipoprotein A düzeyinin tespit edilmesi, erken kalp hastalığı risklerinin belirlenmesi açısından önem taşıyor. Hemoglobin A1c ile üç aylık ortalama kan şekerimizin belirlenmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir. Dolayısıyla proaktif olmayı, bu tür riskleri önceden öngörüp gerekli önlemleri almayı ve bunlara önem vermeyi gerektiren bir dönem içerisindeyiz. Hepinize, tüm ülkemize sağlıklı damar sağlığı ve güvenli yıllar diliyorum' dedi.</p><p>'HASTALARIN GÜVENLİ SAĞLIK HİZMETİ ALMASINI AMAÇLIYORUZ'</p><p>Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı, Kalite Geliştirme Direktörü Prof. Dr. Tuğhan Utku da 'Her 17 Eylül, Dünya Sağlık Örgütü'nün 2019 yılında aldığı karar doğrultusunda, 72. Dünya Sağlık Asamblesi'nde alınan karar üzerine Dünya Hasta Güvenliği Günü olarak kutlanıyor. Bugün; sağlık hizmeti alan hastaların, sağlık hizmeti sırasında ekstra bir zarar görmemeleri ve güvenli sağlık hizmeti almaları açısından farkındalığı artırmaya çalışan, önlemlerin yüksek sesle konuşulmasını teşvik eden, uluslararası işbirliği ve dil birliği oluşturmaya çalışılan bir gün. Dünya Sağlık Örgütü, her yıl olduğu gibi bu yıl da belirli bir motto belirliyor. Önemine göre bazı hastalıkları veya bazı durumları ön plana çıkarıyor. Bu yılın mottosu bulaşıcı olmayan hastalıklar üzerine kurgulanmış durumda. Akıllarda daha kolay kalması için şöyle ifade edebilirim: Enfeksiyon dışı nedenler ağırlıklı olarak; kalp ve damar hastalıkları, obezite, diyabet ve böbrek yetersizliği gibi tıbbi açıdan önemli, bir insandan diğerine bulaşmayan ancak çok ciddi anlamda ölümcül olabilen hastalıklardan bahsediyoruz' diye konuştu.</p><p>'HASTALAR TEDAVİ SÜRECİNDE İLAVE BİR ZARAR GÖRMEMELİ'</p><p>Prof. Dr. Utku, 'Burada altını çizdiğimiz önemli konulardan biri, belki de yüksek sesle söylenmesi gereken şu; sağlık hizmeti, bütüncül bir hizmettir ve multidisiplinerdir. Çok sayıda bireyin görev aldığı bir süreçtir. Bunun içinde yer alan en önemli figür ise aslında hastanın kendisi ve hasta yakınlarıdır. Onların da bu süreci benimseyerek, sahiplenerek ve önerileri dikkate alarak, gerektiğinde tartışarak yaşamlarını ve tedavilerini sürdürmelerini bekliyoruz. Bugün konuştuğumuz en önemli konulardan biri bu. Tabii ki bu sürekliliği sağlamakta en önemli konulardan biri tıbbi kayıtların sürekliliği ve paylaşılabilmesi. Bunun yanı sıra tedavi kararları ve yöntemleri konusunda hasta ve hasta yakınlarıyla mutabakat sağlanması ve iletişimin sürdürülmesi gibi konular da büyük önem taşıyor. Tek bir amacımız var: Hastalarımız doğru tedaviyi alsınlar ve tedavi alma sürecinde ilave bir zarar görmesinler. Genel amacımız ve bugün bu konuyla ilgili çabamız buydu' ifadelerini kullandı. </p><p>'HASTA GÜVENLİĞİ KONUSUNDA FARKINDALIK SAĞLAMAYI AMAÇLIYORUZ'</p><p>Kalite Geliştirme Koordinatörü Sevgi Nazlı Köprülü Güngör ise 'Bugün, 17 Eylül Dünya Hasta Güvenliği Günü'nde, her yıl olduğu gibi tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte hasta güvenliği konusunda farkındalık sağlamak amacıyla bir araya geldik. Bu konudaki temel amacımız, Kalite Geliştirme Koordinatörlüğü olarak, hastalarımızın sağlık hizmeti alırken oldukça karmaşık ve riskli bir süreçten geçtiğinin farkında olarak, onları önlenebilir tıbbi zararlardan korumak ve buna yönelik önlemler almak. Biz buna proaktif yaklaşım diyoruz. Yani riskleri önceden tespit ederek hastalarımızı sağlık hizmetinin her adımında olası hatalardan korumak ve eğer bir tıbbi hata meydana gelirse mutlaka hastane genelinde gerekli düzenleyici önlemleri almak. Aslında bahsettiğim hasta güvenliği kavramının temelini bunlar oluşturuyor. Bugün de 17 Eylül vesilesiyle tekrar bir araya gelerek bu konu hakkında farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalar yapmak için birlikteyiz' dedi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Istanbul</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/yeditepe-universitesi-kosuyolu-hastanesinde-yasam-boyu-guvenli-bakim-programi-duzenlendi</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/yeditepe-universitesi-kosuyolu-hastanesinde-yasam-boyu-guvenli-bakim-programi-duzenlendi.jpg" type="image/jpeg" length="52074"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alzheimer'da erken tanı ve yeni nesil tedaviler Medipol'de ele alındı]]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/alzheimerda-erken-tani-ve-yeni-nesil-tedaviler-medipolde-ele-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/alzheimerda-erken-tani-ve-yeni-nesil-tedaviler-medipolde-ele-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- MEDİPOL Sağlık Grubu, 1-30 Eylül Dünya Alzheimer Ayı kapsamında düzenlediği panelde hastalıkla mücadelede öne çıkan gelişmeleri farklı uzmanlık alanlarının katkısıyla ele aldı. Panelde, yeni nesil erken tanı yöntemlerinin yanı sıra aşının Türkiye'ye gelişi, bilim dünyasındaki son gelişmeler ve Alzheimer hastalarına yönelik multidisipliner yaklaşımlar değerlendirildi.</p><p>Medipol Sağlık Grubu, 1-30 Eylül Dünya Alzheimer Ayı kapsamında düzenlediği panelde Alzheimer ile mücadelede öne çıkan güncel gelişmeleri farklı uzmanlık alanlarının katkısıyla ele aldı. Moderatörlüğünü Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu'nun üstlendiği panelde; İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Aras, Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Buse Çağla Arı, Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tansel Çakır, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Özden Erkan Oğul, Diyetisyen Beyza Tağraf ve Psikolog Suat Yılmaz bilgi ve deneyimlerini paylaştı.</p><p>'YENİ TEDAVİLER HASTALIĞIN SEYRİNİ YAVAŞLATABİLİYOR'</p><p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu, Alzheimer hastalığının tek bir uzmanlık alanıyla ele alınamayacak kadar kapsamlı bir hastalık olduğunu belirterek, tanı ve takip sürecinde farklı branşların birlikte çalışmasının önemine değindi. Hastalığın aynı zamanda aileyi ve toplumu da ilgilendirdiğini ifade eden Prof. Dr. Hanoğlu, son dönemde öne çıkan gelişmeler arasında yeni nesil tedavilerin bulunduğunu belirterek, 'Yeni sınıf tedaviler hastalığın seyrini yavaşlatma kapasitesine de sahip. Yakın zamanda Türkiye'de de kullanıma geçecek' dedi.</p><p>Bu tedavilerin henüz gelişimin erken aşamasında olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hanoğlu, önümüzdeki dönemde daha yeni tedavilerin ortaya çıkabileceğini söyledi.</p><p>'BEYNİ ÇOCUKLUKTAN İTİBAREN AKTİF TUTMAK ÖNEMLİ'</p><p>İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Aras, Alzheimer'ın erken evrede yakalanabildiğini belirterek, bilişsel sağlığın korunmasında yaşam tarzının önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Günümüzde ekran kullanımının artması ve eğitim süreçlerinin ilerleyen yaşlardaki bilişsel kapasite üzerinde etkili olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Aras, beynin çocukluk döneminden itibaren aktif tutulması gerektiğini belirtti. 'Matematik, dil öğrenme, enstrüman çalma gibi aktiviteler yapılmalı. Gençlik çağında beyin ne kadar fazla bilgiye maruz kalırsa o kadar sağlıklı oluyoruz' diyen Prof. Dr. Aras, beslenmenin de önemli olduğunu vurgulayarak yapay ürünler ve fast food yerine Akdeniz mutfağının tercih edilmesini, vitamin kontrollerinin ihmal edilmemesini önerdi.</p><p>'AŞI HER HASTA İÇİN UYGUN OLMAYABİLİYOR'</p><p>Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Buse Çağla Arı, Alzheimer hastalığında kesin bir tedavi bulunmadığını ancak hastalığın seyrini değiştirmeye yönelik yeni tedavilerin kullanılmaya başlandığını belirtti. Bu tedavilerin beyindeki bazı fizyolojik süreçleri etkileyerek hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı hedeflediğini ifade eden Doç. Dr. Arı, 'Her hastada aşı tedavisi olmuyor. İnce eleyip sık dokumamız gerekiyor. Hastaları yakından takip etmek ve iyi değerlendirmek gerekiyor' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Aşı tedavileriyle ilgili değerlendirme yaparken hasta seçiminin önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Arı, bu alandaki gelişmelerin henüz erken aşamada olduğunu söyledi.</p><p>'GÖRÜNTÜLEMEYLE PROTEİNLERİN YERLEŞİMİ SAPTANABİLİYOR'</p><p>Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tansel Çakır, Alzheimer hastalığında görüntüleme yöntemlerinin tanı ve hastalığın değerlendirilmesi açısından önemli bilgiler sağladığını belirtti. Genetik testlerin de erken dönemde risklerin değerlendirilmesine katkı sunduğunu ifade eden Dr. Çakır, 'Görüntülemenin bize en büyük avantajı, istemediğimiz proteinlerin nerede yerleştiğini saptamaktır. Nereye yerleştiklerini ve nereye yayıldıklarını belirleyebiliyoruz' dedi.</p><p>Dr. Çakır, kan örneği üzerinden yapılan testlerin de değerlendirme sürecinde kullanılabildiğini söyledi.</p><p>'FİZİKSEL VE ZİHİNSEL AKTİVİTELER ÖNEM TAŞIYOR'</p><p>Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Özden Erkan Oğul, yaşlı bireylerin fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmasının önemine değinerek, toplumdaki 'yaşlıdır, kenarda oturmalıdır' anlayışının değişmesi gerektiğini söyledi. Fiziksel aktivitenin yanı sıra bulmaca, satranç ve benzeri zihinsel aktivitelerin de yaşamın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini belirten Dr. Oğul, 'Bu hastalıkta multidisipliner yaklaşılması gerekiyor. Rehabilitasyon, yaşam tarzı gibi her alanda değişikliğe gidilmesi gerekiyor' ifadelerini kullandı.</p><p>Egzersiz ve aktivitelerin kişinin ilgi alanlarına göre belirlenmesinin de sürece katkı sağlayacağını belirtti.</p><p>'BESLENME HASTAYA GÖRE PLANLANMALI'</p><p>Diyetisyen Beyza Tağraf, Alzheimer sürecinde doğru ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekerek, beslenme planlamasında temel hedefin yalnızca kilo kontrolü olmadığını söyledi. Hastanın ve yakınlarının doğru beslenme konusunda bilinçlendirilmesinin önem taşıdığını belirten Tağraf, 'Önleyici ve koruyucu beslenme sistemini oluşturuyoruz. Burada hasta ve hasta yakınlarına beslenme eğitimi veriyoruz' dedi.</p><p>Alzheimer sürecinde toplumda doğru bilinen bazı beslenme alışkanlıklarının her hasta için uygun olmayabileceğini ifade eden Tağraf, bu nedenle beslenme takibinin kişiye göre planlanması gerektiğini belirtti.</p><p>'BEYNİN UYUM BECERİSİ DESTEKLENEBİLİYOR'</p><p>Psikolog Suat Yılmaz, Alzheimer hastalarında beynin dışarıdan uyarılmasına yönelik kullanılan yöntemler hakkında bilgi verdi. Elektriksel uyarım sağlayan cihazlarla beynin uyum becerisinin desteklenmesinin hedeflendiğini belirten Yılmaz, 'Beyni dışarıdan uyardığımız zaman beynin uyum becerisini artırmayı hedefliyoruz. Beyne alternatiflerin olduğunu öğretmeye çalışıyoruz' dedi.</p><p>Uygulamanın her hasta için uygun olmayabileceğini ifade eden Yılmaz, hastanın tedaviye uygunluğunun değerlendirilmesinin ardından sürecin planlandığını ve erken başlanmasının fayda sağlayabildiğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Mersin</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/alzheimerda-erken-tani-ve-yeni-nesil-tedaviler-medipolde-ele-alindi</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 13:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/alzheimerda-erken-tani-ve-yeni-nesil-tedaviler-medipolde-ele-alindi.jpg" type="image/jpeg" length="42092"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehir hastanelerinde 12 milyon ameliyat gerçekleştirildi]]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/sehir-hastanelerinde-12-milyon-ameliyat-gerceklestirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/sehir-hastanelerinde-12-milyon-ameliyat-gerceklestirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA, (DHA)- SAĞLIK Bakanlığı, Türkiye genelindeki 27 şehir hastanesinde bugüne kadar 455 milyonu aşkın poliklinik hizmeti sunulduğunu, yaklaşık 12 milyon ameliyat gerçekleştirildiğini açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, 'Türkiye genelinde hizmet veren 27 şehir hastanesi, geniş kapasitesi, modern altyapısı ve güçlü sağlık kadrolarıyla vatandaşlara yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunmaktadır. Şehir hastaneleri; teşhis, tedavi, ameliyat, rehabilitasyon, eğitim ve araştırma hizmetlerini aynı kampüs içerisinde bir araya getirerek vatandaşların sağlık hizmetlerinden bütüncül ve etkin şekilde yararlanmasına imkan sağlamaktadır. Branş çeşitliliği sayesinde hastalar, ihtiyaç duydukları sağlık hizmetlerine aynı kampüs içerisinde ulaşabilmektedir' denildi.</p><p>'13 ŞEHİR HASTANESİNİN YAPIMI DEVAM EDİYOR'</p><p>Şehir hastanelerinin, geniş ve modern fiziki alanlarıyla hasta ve hasta yakınlarının ihtiyaçlarını gözeten bir hizmet anlayışıyla faaliyet gösterdiği belirtilerek, 'Nitelikli hasta odaları, erişilebilir alanlar ve dijital uygulamalar sayesinde sağlık hizmetlerinde hasta konforu ve hizmet kalitesi güçlendirilmektedir. Yaklaşık 40 bin yatak kapasitesine sahip şehir hastaneleri, nitelikli hasta odaları ve modern sağlık birimleriyle vatandaşlara yüksek standartlarda tedavi ortamı sunmaktadır. İnşaatı devam eden 13 şehir hastanesinin tamamlanmasıyla birlikte toplam yatak kapasitesinin yaklaşık 56 bine ulaşması ve sağlık hizmetlerinin kapasitesinin daha da güçlendirilmesi planlanmaktadır. Şehir hastanelerinde bugüne kadar 455 milyonu aşkın poliklinik hizmeti sunulmuş; yaklaşık 12 milyon ameliyat gerçekleştirilmiştir. İleri teknolojiyle donatılmış ameliyathanelerde özellikli ve ileri düzey cerrahi işlemler uygulanarak vatandaşlara nitelikli sağlık hizmeti sunulmaktadır. 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet veren şehir hastaneleri, acil sağlık hizmetlerinde de önemli bir rol üstlenmektedir. Şehir hastanelerinde bugüne kadar 85 milyonu aşkın acil muayene hizmeti sunulmuştur' ifadelerine yer verildi.</p><p>Yapımı devam eden 13 şehir hastanesinin; ileri teknoloji altyapısı, modern sağlık birimleri ve hasta odaklı tasarımıyla sağlık hizmetlerinin kapasitesini daha da artıracak şekilde planlandığı kaydedilen açıklamada, 'Bu hastanelerin de tamamlanmasıyla birlikte vatandaşların bulundukları bölgelerde kapsamlı ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişimi hızlanacaktır. Şehir hastanelerinde kullanılan ileri teknoloji sistemleri, teşhis ve tedavi süreçlerinde sağlık profesyonellerine önemli imkanlar sunmaktadır. Robotik cerrahi, hibrit ameliyathaneler ve gelişmiş görüntüleme sistemleri gibi teknolojilerle özellikli sağlık hizmetlerinin sunum kapasitesi artırılmaktadır. Türkiye, şehir hastaneleriyle sağlık altyapısını güçlendirmeye, sağlık hizmetlerinin kapasitesini artırmaya ve vatandaşlara erişilebilir, nitelikli ve yüksek teknolojiye dayalı sağlık hizmeti sunmaya kararlılıkla devam etmektedir' denildi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/sehir-hastanelerinde-12-milyon-ameliyat-gerceklestirildi</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/sehir-hastanelerinde-12-milyon-ameliyat-gerceklestirildi.jpg" type="image/jpeg" length="36830"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık hizmetine ulaşamayanlara görüntülü görüşmeyle destek]]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/saglik-hizmetine-ulasamayanlara-goruntulu-gorusmeyle-destek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/saglik-hizmetine-ulasamayanlara-goruntulu-gorusmeyle-destek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gıyasettin TETİK-Selim KAYA/DİYARBAKIR, (DHA)- DİYARBAKIR'da sağlık hizmetine ulaşmakta güçlük yaşayanlar, uzaktan hasta değerlendirme sistemiyle psikolog, diyetisyen, sigara bırakma polikliniği hekimi ve sosyal çalışmacıyla görüntülü görüşebiliyor. Psikolog Süheyla Verim Azyoksul, 'Bu hizmet özellikle sağlık, hizmetine ulaşmakta güçlük yaşayan, uzak ve kırsal bölgelerde bulunan, hareket kısıtlılığı olan veya yüz yüze hizmete erişimde çeşitli engeller yaşayanlar açısından önemli kolaylık sağlıyor' dedi.</p><p>Sağlık hizmetlerinde teknolojinin kullanımının yaygınlaşmasıyla uygulanan uzaktan hasta değerlendirme sistemi, özellikle uzak ve kırsal bölgelerde yaşayan, hareket kısıtlılığı bulunan veya yüz yüze sağlık hizmetine erişimde güçlük yaşayanlara kolaylık sağlıyor. Sistemden yararlanmak isteyenlerin öncelikle uzaktan hizmet almaya uygun olup olmadığı değerlendiriliyor. Uygun bulunanlar, MHRS üzerinden veya Sağlıklı Hayat Merkezleri aracılığıyla randevu alabiliyor. Randevu saatinde cep telefonuna SMS ile gönderilen bağlantıya tıklayanlar, sağlık profesyoneliyle görüntülü görüşme gerçekleştiriyor.</p><p>'KIRSAL BÖLGELERDEKİ VATANDAŞLAR AÇISINDAN KOLAYLIK'</p><p>Sistemin temel amacının sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmak olduğunu söyleyen psikolog Süheyla Verim Azyoksul, 'Uzaktan hasta değerlendirme sistemi bilişim teknolojilerinden yararlanarak sağlık hizmetlerine mekan ve coğrafya engeli olmadan erişimi kolaylaştıran bir uygulamadır. Uygulamanın temel amacı uygun kişilerin sağlık hizmetine bulundukları yerden, ulaşabilmelerini sağlamaktır. Psikologlar olarak uzaktan, görüşme yoluyla kişinin psikolojik ve sosyal psikososyal ihtiyaçlarını değerlendiriyoruz. Uygun durumlarda, psikososyal destek ve danışmanlık hizmetini sunuyoruz. Bu hizmet özellikle sağlık, hizmetine ulaşmakta güçlük yaşayan, uzak bölgelerde bulunan, kırsal bölgelerde bulunan, hareket kısıtlılığı olan veya yüz yüze hizmete erişimde çeşitli engeller yaşayan vatandaşlar açısından önemli bir kolaylık sağlıyor' dedi.</p><p>'MHRS ÜZERİNDEN RANDEVU ALINABİLİYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>İsteyenlerin Merkezi Hekim Randevu Sistemi üzerinden veya Sağlıklı Hayat Merkezleri aracılığıyla hizmetten yararlanabileceğini ifade eden Azyoksul, 'Burada temel kriterimiz kişinin ve ihtiyacının uzaktan hizmete uygun olup olmadığını değerlendirmek. Vatandaşlar bu hizmete MHRS üzerinden veya Sağlıklı Hayat Merkezlerini arayarak ulaşabilirler. Sağlıklı Hayat Merkezinden aldıkları randevuları, yani kişi uygun bir şekilde Sağlıklı Hayat Merkezinden randevu aldığında bizler görüşme saati geldiğinde onlara, SMS olarak linki göndereceğiz ve o linke tıkladıklarında, uzaktan görüşmeye sağlık profesyoneliyle görüntülü olarak görüşebilecekler. Sağlıklı Hayat Merkezlerinde psikologlar, diyetisyenler, sigara bırakma polikliniğindeki hekimler ve sosyal çalışmacılardan, bu randevuyu alabilecekler' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/saglik-hizmetine-ulasamayanlara-goruntulu-gorusmeyle-destek</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/saglik-hizmetine-ulasamayanlara-goruntulu-gorusmeyle-destek.jpg" type="image/jpeg" length="46706"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BİNSENDER'den kök hücre bağışını artırma projesi]]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/binsenderden-kok-hucre-bagisini-artirma-projesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/binsenderden-kok-hucre-bagisini-artirma-projesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ruken KADIOĞLU-Canberk ÖZTÜRK/ANKARA, (DHA)-BİN Gönüllüden Biri Sen Ol Derneği (BİNSENDER) tarafından kök hücre bağışını artırmak ve lösemi hakkındaki yanlış bilgileri ortadan kaldırmak amacıyla 'Bir Silgi Bir Umut-Lösemiyi Birlikte Siliyoruz' projesi hayata geçiriliyor. BİNSENDER Başkanı Çiğdem Kuzucu, 'Kök hücre bağışına ilişkin kaygıların yerini doğru bilginin almasını istiyoruz' dedi.</p><p>Ankara'da 'Bir Silgi Bir Umut- Lösemiyi Birlikte Siliyoruz' projesine ilişkin tanıtım toplantısı düzenlendi. Toplantıya, BİNSENDER Başkanı Çiğdem Kuzucu, TÜRKÖK kök hücre vericisi Muharrem Kara, Prof. Dr. Ali İrfan Emre Tekgündüz ve Prof. Dr. Hakan İsmail'in yanı sıra lösemi hastaları ve hasta yakınları katıldı. BİNSENDER Başkanı Çiğdem Kuzucu, 'Bir Silgi Bir Umut' projesinin, lösemi başta olmak üzere hematolojik kanserlerle mücadele eden hasta ve aileleriyle yıllardır yürütülen çalışma ve hastane ziyaretlerindeki deneyimin sonucunda ortaya çıktığını belirtti. </p><p>'KURULUŞ HİKAYEMİZ, OĞLUMUN MÜCADELESİNE DAYANIYOR'</p><p>Kuzucu 'Derneğimizin kuruluş hikayesi, oğlum Erdi'nin lösemi mücadelesine dayanıyor. Onun tedavi sürecinde yaşadıklarımız, bir hastanın bu yolculukta ne kadar çok desteğe, doğru bilgiye ve umuda ihtiyaç duyduğunu bana gösterdi. Erdi'nin bize bıraktığı en kıymetli miras, umudu kaybetmemekti. Bugün 'Bir Silgi Bir Umut-Lösemiyi Birlikte Siliyoruz' projesiyle bu umudu başka hastalara ulaştırmak ve çoğaltmak istiyoruz. Bu süreçte hastalarımızın tedavinin yanı sıra çok farklı güçlüklerle karşılaştığını görüyoruz. Uzun hastane yatışları, yoğun tedavi dönemleri, çalışma ya da eğitim hayatına ara verme, sosyal yaşamın kısıtlanması ve geleceğe ilişkin belirsizlik hastalarımızın yaşamını doğrudan etkileyebiliyor. Aynı süreci hasta yakınlarımız da yaşıyor' dedi.</p><p>'36 BİN 905 HASTA-BAĞIŞÇI EŞLEŞMESİ GERÇEKLEŞTİ'</p><p>Ağustos 2026'da Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hemşirelik Dergisi'nde yayımlanan ve yüksek doz kemoterapi alan 158 hematolojik kanser hastasının değerlendirildiği araştırmada, katılımcıların yüzde 67,1'ini lösemi hastaları oluşturduğunu belirten Kuzucu, 'Hastaların genel yaşam kalitesi puanı 100 üzerinden 39,82 olarak ölçüldü. Sosyal işlev alanındaki sorunlar ve lösemi hastalarındaki yüksek semptom yükü dikkat çekti. Haziran 2026'da Türkiye'de gerçekleştirilen başka bir araştırmada ise hasta yakını annelerle yapılan görüşmelerde sosyal yaşamdan uzaklaşma, aile içindeki rollerin değişmesi, ekonomik güçlükler, ulaşım ve tedavi giderleri, iş ve gelir kaybı, kaygı ve stres öne çıktı. Bu veriler, bize önemli bir tablo sunuyor. Hematolojik kanserlerle mücadele, hastayı ve ailesini birlikte etkileyen çok boyutlu bir süreçtir. Bu mücadelenin kritik başlıklarından biri de kök hücre naklidir. Bazı hematolojik hastalıklarda uygun kök hücre bağışçısının bulunması tedavi sürecinde hayati bir aşamaya dönüşebiliyor. Tam bu noktada toplumun katkısı büyük önem taşıyor. Uygun eşleşmenin sağlandığı durumlarda, kök hücre bağışıyla yaşatmak mümkün. Kök hücre bağışçısı olmak, hiç tanımadığımız bir insanın uygun eşleşmeye ulaşma ihtimalini artıran gönüllü ve çok kıymetli bir adım. Türkiye'de sağlık sistemimiz, hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız ve ilgili kamu kurumlarımız hematolojik hastalıkların tedavisi ve kök hücre bağış sisteminin geliştirilmesi konusunda önemli çalışmalar yürütüyor. 2014-2026 yılları arasında 36 bin 905 hasta-bağışçı eşleşmesinin gerçekleştirildiği, 8 bin 500 kişiden kök hücre toplama işleminin başarıyla tamamlandığı aktarılıyor. Bu rakamların her birinin arkasında bir hasta, onunla birlikte süreci yaşayan bir aile ve gönüllü olmuş bir bağışçı bulunuyor. Bağışçı havuzunun genişlemesi, daha fazla insanın doğru bilgiye ulaşması ve gönüllü bağışçılığı bilinçli biçimde değerlendirmesi, uygun eşleşme bekleyen hastalar açısından büyük önem taşıyor' diye konuştu.</p><p>'ORGAN BAĞIŞI İLE KARIŞTIRILIYOR'</p><p>Kök hücre bağışına ilişkin yanlış bilgi ve kaygıların olduğunu söyleyen Kuzucu, 'Bağış süreci zaman zaman büyük bir ameliyat olarak düşünülüyor, ağır ve çok sancılı bir işlem olduğu sanılıyor. Kök hücre bağışı organ bağışıyla karıştırılabiliyor. Bu yanlış bilgiler potansiyel bağışçıların sürece mesafeli yaklaşmasına yol açabiliyor. Bağışçı havuzunun genişliği ise uygun eşleşme bekleyen hastaların şansını doğrudan etkiliyor. Bu noktada bağışçının kararını bilinçli ve kararlı biçimde vermesi de büyük önem taşıyor. Çünkü uygun eşleşmenin ardından hasta nakil sürecine hazırlanırken bağışçının vazgeçmesi, tedavi gören kişi için çok ağır sonuçlar doğurabiliyor. Hastanın büyük bir umutla beklediği eşleşmenin sürdürülebilmesi, bağışçının süreç boyunca taşıdığı sorumlulukla doğrudan bağlantılı. 'Bir Silgi Bir Umut-Lösemiyi Birlikte Siliyoruz' projesi tam olarak bu ihtiyaçtan doğdu. Projemizle bir yandan lösemi ve kök hücre bağışı hakkındaki yanlış bilgileri azaltmayı, diğer yandan hastaların ve ailelerinin gerçek yaşam deneyimlerini görünür kılmayı amaçlıyoruz. Projenin sembolü olarak turuncu bir silgi seçtik. Bu silgi bizim için güçlü bir anlam taşıyor. Yanlış bilgiyi silmek istiyoruz. Önyargıları azaltmak istiyoruz. Kök hücre bağışına ilişkin kaygıların yerini doğru bilginin almasını istiyoruz. Ve açılan bu alana bilimsel bilgi, farkındalık, gönüllülük ve dayanışma yerleştirmek istiyoruz' dedi. </p><p>'3 TÜP KANLA GÖNÜLLÜLÜK YOLCULUĞU BÜYÜYEBİLİYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bir kişinin kök hücre bağışı hakkında doğru bilgiye ulaşmasının bugün bir farkındalık yaratabileceğine dikkat çeken Kuzucu, 'Yarın o kişinin gönüllü bağışçı olması, uygun eşleşme bekleyen bir hastanın yaşamına dokunabilir. Kök hücre bağışıyla yaşatmak mümkün. Bazen bu umut yalnızca 3 tüp kanla başlayan bir gönüllülük yolculuğuyla büyüyebiliyor. Özellikle genç ve kararlı bağışçıların sisteme katılması, uygun eşleşme bekleyen hastalar için çok kıymetli. 18-35 yaş arasındaki her yeni gönüllü, bir hastanın kendisiyle uyumlu bağışçıya ulaşma ihtimalini artırıyor. Belki de bir hastane odasında, kendisi için gelecek o telefonu bekleyen bir hastanın umudu siz olabilirsiniz' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/binsenderden-kok-hucre-bagisini-artirma-projesi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/binsenderden-kok-hucre-bagisini-artirma-projesi.jpg" type="image/jpeg" length="49866"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Kaya: Pulmoner hipertansiyonda erken tanı ve teşhis en önemlisi]]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/doc-dr-kaya-pulmoner-hipertansiyonda-erken-tani-ve-teshis-en-onemlisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/doc-dr-kaya-pulmoner-hipertansiyonda-erken-tani-ve-teshis-en-onemlisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Batuhan SEVER / EDİRNE, (DHA)- TRAKYA Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağlar Kaya, tedavi edilmediği takdirde ölüme kadar götürebilecek pulmoner hipertansiyon hastalığında, erken teşhisin önemine dikkat çekerek, 'Akciğere giden damardaki bu basınç yüksekliği, hayatı olumsuz etkileyen hatta ani ölüme kadar sebep olan önemli bir sağlık sorunudur. En önemlisi bu hastalığın erken tanı ve teşhis edilmesidir ' dedi. </p><p>TÜ Tıp Fakültesi Dekanlığı tarafından, hastane bünyesindeki Pulmoner Hipertansiyon Kliniği ve hastalığın erken teşhisinin önemine yönelik basın açıklaması düzenlendi. Açıklamaya TÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ ve Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağlar Kaya katıldı. Pulmoner hipertansiyonuyla ilgili bilgi veren Doç. Dr. Kaya, hastalığın kalpten akciğere kan taşıyan atardamarlardaki basınç yüksekliğinden kaynaklandığını söyledi. Kaya, 'Kalp ve akciğer birbiriyle uyum içerisinde çalışan dolaşım sisteminin önemli iki organıdır. Akciğere giden damardaki bu basınç yüksekliği, hayatı olumsuz etkileyen hatta ani ölüme kadar sebep olan önemli bir sağlık sorunudur. Bu hastalığın hem birçok alt tipi olduğu gibi yaklaşık 35-40 farklı durum ve hastalıkla ilişkilendirilmektedir. Bu hastalıklar pulmoner hipertansiyon dediğimiz duruma neden olabilmektedir. Bu hastalık çabuk yorulma, nefes darlığı, özellikle ilerleyen süreçte diğer hastalıklarla açıklanamayan nefes darlığının, bayılma, göğüs ağrısı gibi durumların da eşlik ettiği şikayetlerle birlikte değerlendirilebilir. En önemlisi bu hastalığın erken tanı ve teşhis edilmesidir' dedi. </p><p>'OLDUKÇA NADİR GÖRÜLEN BİR HASTALIK'</p><p>Hastalığın nadir görüldüğünü belirten Doç. Dr. Kaya, 'Dünya genelinde binlerce hasta, Türkiye'de de aynı şekilde yaklaşık milyonda 5 diyebileceğimiz, oldukça nadir görülen, ancak ciddi bir sağlık problemi oluşturan bir hastalık olarak karşımıza çıkabilmekte. Birçok alt grubu var ancak özellikle bizim dikkati bugün çekmek istediğimiz pulmoner arteriyel hipertansiyon dediğimiz alt grubuyla ilgili aslında farkındalık yaratmak. Bu hastalar birçok hekim tarafından muayene edilmekte, tetkik edilmekte ancak belli sebeplere bağlanabildiği zaman tabii ki tedavileri yapılabiliyor. Ancak açıklanamadığı durumlarda bu hastalığı düşünmemiz gerekiyor. Bu hastalıkla ilgili başta ekokardiyografi dediğimiz kalp ultrasonu, elektro kardiografi dediğimiz kalbin ritim değerlendirmesi, bilgisayarlı tomografi gibi akciğerin tomografisi, kardiyak MR gibi birçok tetkikle birlikte değerlendirip hastalıkları ayırt etmeye çalışıyoruz' diye konuştu. </p><p>'GİRİŞİMSEL VE GİRİŞİMSEL OLMAYAN İŞLEMLERİ YAPIYORUZ'</p><p>Doç. Dr. Kaya, pulmoner arteriyel hipertansiyonla ilişkilendirilebilecek bazı hastalık grupları olduğunun altını çizerek, 'Özellikle ailede daha önceden pulmoner hipertansiyon tanısı almış, doğumsal kalp hastalığı dediğimiz hastalığı olanlar, bağ doku hastalığı dediğimiz romatizmal hastalıkların eşlik ettiği özellikle siklorederma gibi hastalıkları olan kişilerin bu hastalıkla ilgili taranması gerekmektedir. Biz de Trakya Üniversitesi Kardiyoloji Bölümü olarak kardiyoloji polikliniğimizde haftanın bir günü pulmoner hipertansiyon polikliniği yapmaktayız. Burada hastalarımıza ayrıntılı tetkik ediyor, değerlendiriyor, gerekli olan tüm girişimsel ve girişimsel olmayan işlemleri yapıyoruz. Salı günleri sabahtan akşama kadar bu polikliniğimiz hastalara randevulu bir şekilde hizmet vermektedir. Aynı zamanda doğumsal kalp hasta tedavi edilebilir olanları olduğu gibi bazıları tedavi edilemiyor ancak tedavi edilebilir olanlar, özellikle Atriyal Septal Defekt dediğimiz ASD yani kalpte delik dediğimiz durumların da tedavileri bu poliklinikte ve hastanemizde yapılabilmekte. Dolayısıyla pulmoner hipertansiyonun gelişmesine sebep olan bu doğumsal kalp hastalıklarından bir kısmının tedavisi de kliniğimizde yapılabilmekte' ifadelerini kullandı. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>'HER NEFES DARLIĞI, ÇARPINTISI OLANDA GÖRÜLMÜYOR'</p><p>Her nefes darlığı, çarpıntısı olan, her çabuk yorulan kişiye pulmoner arteriyel hipertansiyon tanısı konulmadığını belirten Kaya, 'Şunu da vurgulamak gerekiyor özellikle. Her nefes darlığı olan, her çarpıntısı olan, her çabuk yorulan kişide pulmoner arteriyel hipertansiyon veya pulmoner hipertansiyon olacak diye bir şey yok. Bunu özellikle vurgulamak gerekiyor. Birçok hastalığın öncelikle değerlendirilmesi, kişinin kendi metabolizması, yani kendi vücudunun çalışma düzeninin değerlendirilmesi neticesinde bazı hastalıklara bağlanamayan nefes darlıkları, yani herhangi bir hastalıkla, özellikle astım, KOAH veya kalp yetmezliği, kalp kapak hastalıkları, böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği gibi bilinen sebeplerin dışında, açıklayamadığımız nefes darlığını ve bunun süre gelmesinde özellikle bu hastalığı düşünmemiz gerekiyor. Ve aynı zamanda her akciğer basıncı yüksekliği veya pulmoner basınç yüksekliği de pulmoner arteriyel hipertansiyon demek değil. Pulmoner basınç yüksekliğine sebep olan tüm hastalıkların ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi neticesinde aslında az bir gruba indirdiğimiz bu nadir hastalığa aslında ulaşmaya çalışıyoruz. Burada en önemlisi hastaların geç kalmadan bu hastalığın tanısıyla ilgili değerlendirilmesi ve toplum açısından da ve hekimler açısından da farkındalığın arttırılması gerekmekte' ifadelerini kullandı. </p><p>'SÜREÇ NE KADAR UZARSA, TEDAVİ İMKANI ORTADAN KALKAR'</p><p>TÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ da, hastalığın geç teşhisinde ortaya çıkabilecek olumsuz durumlara dikkat çekerek, 'Hastalıktaki süreç ne kadar uzunsa, teşhisteki süreç ne kadar uzunsa, tam tedavi imkanı da ortadan kalkmış olur. Oysa daha başlangıçta, nefes darlığı, tıkanıklık hissi, halsizlik, yorgunluk düzeyindeyken bu hastalık teşhis edilebilir ve doğru tedavi edilirse insanlar şifa bulurlar. Yaşam konforları artmış olur. Hocamızın kardiyoloji anabilim dalı bünyesinde kurulan poliklinik de bu hastalığın erken teşhis ve tedavisinde, kısa sürede teşhis ve tedavisinde muhakkak ki hem Edirne'mize hem Trakya bölgemize büyük katkılar sağlayacaktır. Belki de 10 yıl sonra bu kadar çok pulmoner hipertansiyon komplikasyonuyla karşılaşmamış olacağız' dedi.(DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/doc-dr-kaya-pulmoner-hipertansiyonda-erken-tani-ve-teshis-en-onemlisi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/doc-dr-kaya-pulmoner-hipertansiyonda-erken-tani-ve-teshis-en-onemlisi.jpg" type="image/jpeg" length="93059"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İlk yardımda doğru bilinen yanlışlar: Bilinçsiz müdahale hayatı tehlikeye atabilir]]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/ilk-yardimda-dogru-bilinen-yanlislar-bilincsiz-mudahale-hayati-tehlikeye-atabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/ilk-yardimda-dogru-bilinen-yanlislar-bilincsiz-mudahale-hayati-tehlikeye-atabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ERZURUM (DHA)- ERZURUM Şehir Hastanesi Acil Servis Uzman Dr. Mert Vural, ilk yardım uygulamalarında toplumda doğru bilinen yanlışlara dikkat çekerek, bilinçsiz müdahalelerin yarardan çok zarar verebileceğini söyledi. Vural, yanıklara yoğurt ve salça sürülmemesi, burun kanamasında başın geriye atılmaması, sara nöbeti geçiren kişiye soğan veya kolonya koklatılmaması gerektiğini belirtti.</p><p>İlk yardımda doğru müdahalenin önemine dikkat çeken Uzman Dr. Mert Vural, özellikle günlük hayatta sık karşılaşılan durumlarda yapılan hataların yaralanmanın boyutunu artırabileceğini ifade etti. Yanıklarda toplumda yaygın olarak kullanılan yoğurt ve salçanın yaranın üzerine uygulanmasının yanlış olduğunu belirten Vural, 'Yoğurt, salça veya başka maddeleri yanık bölgesine sürmek o bölgedeki enfeksiyon riskini artıracağından biz bunu önermemekteyiz. Aynı zamanda bu durum doku hasarını da derinleştirmektedir. Yanık bölge sadece temiz bir suyla 10-15 dakika ovalamadan temizlenebilir' dedi.</p><p>'BURUN KANAMASINDA BAŞ GERİYE ATILMAMALI'</p><p>Burun kanaması sırasında başın geriye atılmasının da yanlış bir uygulama olduğunu söyleyen Vural, 'Burun kanamalarında baş geriye atıldığı zaman burundaki kanama boğaz yoluyla mideye akmaktadır. Bu da mide bulantısına yol açar. En doğru müdahale başı hafifçe öne eğip burun kanatlarını 5 dakika boyunca sıkmak ve enseye soğuk uygulamaktır' diye konuştu.</p><p>'SARA NÖBETİNDE AĞZA BİR ŞEY KONULMAMALI'</p><p>Sara nöbeti geçiren kişiye soğan veya kolonya koklatılmasının ve zorla ağzının açılmaya çalışılmasının yanlış olduğunu belirten Vural, 'Soğan, kolonya koklatmak ya da zorla hastanın ağzını açmaya çalışmak yanlış bir müdahale olacaktır. Doğrusu hastayı kendisine zarar veremeyeceği düz bir zemine yatırmak ve başının darbe almaması için altına yumuşak bir yastık koymak en doğru müdahale olacaktır' bilgisini verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>ARI SOKMASINDA İĞNEYE DİKKAT</p><p>Arı sokmalarında iğnenin cımbızla çıkarılmasının da yanlış olduğunu ifade eden Vural, şunları söyledi:</p><p>'Arı sokmalarında iğnenin cımbızla çıkarılmak istenmesi kesinlikle yanlıştır. İğneyi cımbızla çıkarmaya çalışmak mevcut zehir kesesinin cilde daha fazla nüfuz etmesini kolaylaştırır. Burada önemli olan deneyimli bir kişiden yardım almak ya da kredi kartı gibi bir aletle ciltteki iğneyi süpürerek çıkarmaya çalışmaktır.'</p><p>'BOĞAZA CİSİM KAÇTIĞINDA ÖNCE NEFES KONTROL EDİLMELİ'</p><p>Boğaza cisim kaçması durumunda da bilinçsiz şekilde sırt bölgesine vurulmaması gerektiğini belirten Vural, kişinin nefes alıp alamadığının kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. Vural, 'Kişi rahatlıkla nefes alabiliyor ve öksürüyorsa öksürmesi teşvik edilir. Eğer kişi öksüremiyor ve morarma başladıysa o zaman Heimlich manevrası uygulanmalıdır' diye konuştu.</p><p>Uzman Dr. Mert Vural, ilk yardım konusunda bilinçli davranmanın önemine dikkat çekerek, 'İlk yardım hayat kurtarır, bilinçsiz müdahaleyse zarar verir' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Erzurum</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/ilk-yardimda-dogru-bilinen-yanlislar-bilincsiz-mudahale-hayati-tehlikeye-atabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/ilk-yardimda-dogru-bilinen-yanlislar-bilincsiz-mudahale-hayati-tehlikeye-atabilir.jpg" type="image/jpeg" length="68514"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp rahatsızlığı bulunan 1 günlük bebek, helikopter ambulansla Van'a sevk edildi]]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/kalp-rahatsizligi-bulunan-1-gunluk-bebek-helikopter-ambulansla-vana-sevk-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/kalp-rahatsizligi-bulunan-1-gunluk-bebek-helikopter-ambulansla-vana-sevk-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özcan ÇİRİŞ/BİTLİS,(DHA)-BİTLİS'te dünyaya gelen 1 günlük bebek, kalp rahatsızlığı nedeniyle ileri tetkik ve tedavi için helikopter ambulansla Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesi'nde kalp rahatsızlığı ile dünyaya gelen 1 günlük bebeğin ileri tetkik ve tedaviye ihtiyaç duyduğu belirlendi. Bunun üzerine sağlık ekipleri tarafından bebeğin daha kapsamlı değerlendirilmesi ve gerekli tedavinin uygulanabilmesi amacıyla Van'a sevk edilmesine karar verildi.</p><p>Sağlık ekipleri tarafından hazırlıkları tamamlanan bebek, helikopter ambulansla Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne nakledildi. Nakil sırasında bebeğin güvenliği için gerekli tüm tıbbi önlemler alınırken, sağlık ekiplerinin gözetiminde gerçekleştirilen sevkin ardından bebek hastanede tedaviye alındı. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Bitlis</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/kalp-rahatsizligi-bulunan-1-gunluk-bebek-helikopter-ambulansla-vana-sevk-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 23:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/kalp-rahatsizligi-bulunan-1-gunluk-bebek-helikopter-ambulansla-vana-sevk-edildi.jpg" type="image/jpeg" length="92391"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Medipol Mega Hastanesi'nde 'Prostat Kanserine Karşı Ortak Akıl: Farkındalık Paneli' düzenlendi]]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/medipol-mega-hastanesinde-prostat-kanserine-karsi-ortak-akil-farkindalik-paneli-duzenlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/medipol-mega-hastanesinde-prostat-kanserine-karsi-ortak-akil-farkindalik-paneli-duzenlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA) - MEDİPOL Sağlık Grubu, 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği 'Prostat Kanserine Karşı Ortak Akıl: Farkındalık Paneli'nde hastalığın tanı ve tedavisindeki güncel yaklaşımları masaya yatırdı. Farklı branşlardan hekimlerin bir araya geldiği panelde, prostat kanserinin farklı evrelerinde uygulanabilecek tedavi seçenekleri, teknolojik gelişmeler ve hastaya özel karar verme süreçlerinin önemi üzerinde duruldu.</p><p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nde, 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü kapsamında düzenlenen 'Prostat Kanserine Karşı Ortak Akıl: Farkındalık Paneli'nde, prostat kanserine ilişkin güncel yaklaşımlar farklı tıp disiplinlerinin katkısıyla değerlendirildi. Moderatörlüğünü Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Rahim Horuz'un üstlendiği panelde; Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Erol, Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Soytaş, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Burçin Çakan Demirel, Radyasyon Onkolojisi Doç. Dr. Ayşe Yıldırım Altınok ve Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tansel Çakır bilgi ve deneyimlerini paylaştı.</p><p>'HER HASTA KENDİ ÖZELLİKLERİYLE DEĞERLENDİRİLMELİ'</p><p>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Rahim Horuz, prostat kanserinin özellikle 50 yaş üzerindeki erkeklerde sık görüldüğünü belirterek hastalığın her hastada farklı özellikler gösterebildiğini ifade etti. Tanı ve tedavi sürecinde ortak karar vermenin önemine değinen Prof. Dr. Horuz, 'Tek bir hastalık değil, her hasta kendi özellikleri ile değerlendirilmelidir. Burada ortaklaşa karar vermek çok önemli. Tanı, tedavi aşamaları iyi değerlendirilmelidir. Tedavi süreçleri ince elenip sık dokunmalıdır' dedi. </p><p>Prostat kanserinin sinsi ilerleyebildiğini belirten Prof. Dr. Horuz, tedavi sonrasında hastaların takiplerinin devam etmesi gerektiğini vurgulayarak, kanser tanısı alan kişilerin nüks ihtimaline karşı ömür boyu kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini belirtti.</p><p>'PROSTAT MR'I TANI SÜRECİNDE ÖNEMLİ ROL OYNUYOR'</p><p>Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Erol, prostat kanseri şüphesinin değerlendirilmesinde prostat MR'ının önemli bir yere sahip olduğunu belirtti. Teknolojideki gelişmeler sayesinde prostatın daha ayrıntılı ve derinlemesine incelenebildiğini ifade eden Prof. Dr. Erol, 'Günlük pratikte prostat kanseri şüphesi olan kişilerde prostat MR'ı kullanıyoruz' dedi.</p><p>'ERKEN EVREDE TESPİT İMKANI'</p><p>Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Soytaş, prostat kanserinin geçmişte daha çok ileri evrelerde tespit edildiğini, günümüzde ise tarama yöntemlerinin gelişmesiyle hastalığın daha erken evrelerde yakalanabildiğini söyledi. Doç. Dr. Soytaş, '10-15 yıl öncesine kadar hastalığı ileri evrede saptıyorduk. Son yıllarda bu hastalığı evre 1 ya da evre 2'de tespit edebiliyoruz. PSA testi ile tespit edebiliyoruz. Son yıllarda tarama testlerinin yaygınlaşması, hastalığı tespit etmekte de büyük kolaylıklar sağlıyor' ifadelerini kullandı. Tarama yöntemlerinin gelişmesinin tanı sürecini kolaylaştırdığını belirten Doç. Dr. Soytaş, elle muayenenin toplumda oluşturduğu tedirginliğin de kişilerin muayeneden kaçınmasında etkili olabildiğini ifade etti.</p><p>'AİLE ÖYKÜSÜ OLANLARDA TARAMA DAHA ERKEN BAŞLAMALI'</p><p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Burçin Çakan Demirel, aile öyküsünün prostat kanseri açısından önemli risk faktörlerinden biri olduğunu belirterek, ailesinde prostat kanseri bulunan kişilerin daha erken yaşlarda taramaya başlaması gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Demirel, 'Kişinin yakınlarında ve ailesinde varsa mutlaka erken yaşlarda tarama olması gerekiyor' diyerek, risk taşıyan kişilerin kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>'IŞIN TEDAVİSİNDE HEDEFİN DOĞRU BELİRLENMESİ KRİTİK'</p><p>Radyasyon Onkolojisi Doç. Dr. Ayşe Yıldırım Altınok, prostat kanserinde ışın tedavisi uygulanırken hastanın yaşı ve prostatın büyüklüğünün önemli değerlendirme kriterleri arasında yer aldığını belirtti. Prostatın mesanenin altında ve rektumun önünde bulunduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Altınok, ışın tedavisinin doğru bölgeye uygulanmasının kritik olduğunu ifade ederek, 'Yanlış yere yapacağınız ışın tedavisi farklı hastalıkları da beraberinde getirebilir. Burada uygulama kritik ve nokta atışı olmalı. Prostata hedeflemeniz ve doğru hedefi bulup ışınlamayı da ona göre yapmanız gerekiyor' dedi.</p><p>'PET İLE HASTALIĞIN YAYILIMI DAHA NET İNCELENEBİLİYOR'</p><p>Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tansel Çakır, PET görüntüleme yöntemlerinin hastalıkların daha ayrıntılı değerlendirilmesine önemli katkı sağladığını belirtti. Uygun hastanın doğru şekilde seçilmesinin önemine değinen Dr. Çakır, 'Eğer bir sıkıntı varsa biz bunu nokta atışı olarak belirleyebiliyoruz ve tedavi süreci hakkında da önemli bilgi sahibi olmuş oluyoruz. Güvenli bir yöntem olduğunu da söylemek istiyorum' ifadelerini kullandı. PET'in hastalığın yayılımının değerlendirilmesinin yanı sıra nüks şüphesi bulunan durumlarda da önemli bilgiler sağlayabildiğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Istanbul</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/medipol-mega-hastanesinde-prostat-kanserine-karsi-ortak-akil-farkindalik-paneli-duzenlendi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/medipol-mega-hastanesinde-prostat-kanserine-karsi-ortak-akil-farkindalik-paneli-duzenlendi.jpg" type="image/jpeg" length="78967"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Yaz uykusu bitti, çocukların biyolojik saati hala tatilde']]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/yaz-uykusu-bitti-cocuklarin-biyolojik-saati-hala-tatilde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/yaz-uykusu-bitti-cocuklarin-biyolojik-saati-hala-tatilde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA) - YAZ tatilinde geç yatıp geç kalkmaya alışan çocukların okulun başlamasıyla uyku düzenine dönmesinin, birçok aile için yeni dönemin en zor başlıklarından biri haline geldiğini ve gece geç saatlerde uyuyan, sabahları zor uyanan çocuklarda yalnızca uykusuzluk değil; dikkat dağınıklığı, derse odaklanamama, unutkanlık, sabah huysuzluğu ve gün içinde davranış değişiklikleri de görülebildiğini söyleyen Çocuk Nörolojisi Uzmanı Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, 'Üstelik uykusuzluk her çocukta uyuklama şeklinde ortaya çıkmayabiliyor; bazı çocuklarda huzursuzluk, tahammülsüzlük ve aşırı hareketlilik görülebiliyor. Okul döneminin başlamasıyla çocukların biyolojik saatinin yeniden düzenlenmesinin yalnızca erken yatırmakla mümkün olmadığını, uyku saatinden sabah ışığına, ekran kullanımından hafta sonu alışkanlıklarına kadar günlük rutinin bir bütün olarak ele alınması gerekiyor' dedi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Yaz boyunca uyku saatlerinin ileri kaymasının çocuğun biyolojik saatini de etkileyebildiğini belirten Medicana Çocuk Nörolojisi Uzmanı Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, 'Tatil döneminde gece 23.00-24.00'ten sonra uyumaya alışan bir çocuğun okul açıldığında bir anda 21.00'de yatağa gönderilmesi her zaman işe yaramamaktadır. Vücudun uyku-uyanıklık döngüsü bir gecede değişmez. Çocuğa 'Artık okul başladı, saat 21.00, uyu' demek çoğu zaman yeterli olmuyor. Çünkü çocuk o saatte hala biyolojik olarak uyanık olabiliyor. Özellikle yaz boyunca geç saatlere kadar telefon, tablet, televizyon veya bilgisayar kullanılan evlerde uyku saati daha da ileri kayabiliyor. Okul başlamadan birkaç gün önce değil, mümkünse daha erken bir tarihte kademeli geçiş yapılmasının çocuk açısından daha kolay olacaktır' dedi.</p><p>'UYKUSUZLUK ÇOCUKLARDA AŞIRI HAREKETLİLİKLE DE ORTAYA ÇIKABİLİYOR'</p><p>Ebeveynlerin uykusuzluğu çoğunlukla esneme ve uyuklama üzerinden değerlendirdiğini belirten Uzm. Uzm. Dr. Dezhakam, 'Özellikle okul çağındaki çocuklarda yetersiz uykunun farklı davranışlarla da kendini gösterebilmektedir. Poliklinikte ailelerin bazen 'Hocam, benim çocuğum çok enerjik, hiç yerinde durmuyor; uykusuz olması mümkün değil' dediğini görüyoruz'. Bazı çocuklarda uyku eksikliği huzursuzluk, dürtüsellik, sabırsızlık ve aşırı hareketlilik şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle okulda dikkatini toplamakta zorlanan, ödev başında uzun süre kalamayan veya normalden daha sinirli davranan bir çocuğun yalnızca 'ders çalışmak istemediği' düşünülmemesi gerekiyor' diye konuştu. </p><p>'YETERSİZ UYKU DİKKAT VE ÖĞRENMEYİ ETKİLEYEBİLİYOR'</p><p>Yeterli ve düzenli uykunun dikkat, öğrenme, hafıza ve duygusal düzenleme açısından önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, çocuğun sınıfta fiziksel olarak bulunması öğrenmenin gerçekleştiği anlamına gelmemektedir. Yeterince alamayan bir çocuğun öğretmeni dinlemekte, verilen bilgiyi işleyip hafızasına aktarmakta ve gün içerisinde öğrendiklerini hatırlamakta zorlanabilmektedir. Bu durum zaman zaman akademik başarıdaki düşüş şeklinde fark edilmektedir. Özellikle tatil sonrasında 'Çocuğum dersleri biliyor ama sınavlarda yapamıyor' veya 'Evde anlatıyor ama okulda dikkatini veremiyor' şeklindeki yakınmaların değerlendirilmesinde uyku düzeninin de göz önünde bulundurulması gerektiğini, Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi'nin de düzenli olarak önerilen sürede uyumanın dikkat, davranış, öğrenme ve hafıza açısından daha iyi sonuçlarla ilişkili olduğunu ifade etti.</p><p>'YAŞA GÖRE UYKU İHTİYACI DEĞİŞİYOR'</p><p>Uyku ihtiyacının yaşa göre değiştiğini belirten Uzm. Dr. Dezhakam,' 6-12 yaş arasındaki çocukların 24 saatlik dönemde 9-12 saat, 13-18 yaş arasındaki ergenlerin ise 8-10 saat uyuması önerilmektedir. Daha küçük çocuklarda bu süre daha da uzundur. 3-5 yaş grubunda 10-13 saatlik uyku önerilmektedir. Burada yalnızca toplam uyku süresi değil, uyku saatlerinin düzenli olması da önemlidir. Her gece farklı saatte yatıp farklı saatte kalkma çocuğun biyolojik ritmini zorlayabilir' dedi.</p><p>'EKRAN KULLANIMI UYKU SAATİNİ FARK ETTİRMEDEN İLERİ TAŞIYOR'</p><p>Akşam ekran kullanımının çocukların uykuya geçişini zorlaştırabildiğini belirten Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, özellikle telefon ve tabletlerdeki kısa videolar, oyunlar ve peş peşe izlenen içerikler çocuğun 'bir tane daha' diyerek uyku saatini fark ettirmeden ileri taşımasına neden olabilir. Ekranın yalnızca ışığın değil, içerdiği uyarıcı ve etkileşimli yapının da çocuğun gevşemesini zorlaştırabilmektedir. Ekranlar yatmadan en az bir saat önce bırakılmalıdır. Telefon ve tabletlerin yatak odasında tutulmaması çok önemlidir. Ebeveynlerin 'Ben de telefonuma bakıyorum ama çocuk bakmasın' yaklaşımı sürdürülebilir değildir. Evde ortak bir gece rutini oluşturulması çok daha etkili olacaktır' ifadelerini kullandı. </p><p>'UYKU DÜZENİ KADEMELİ OLARAK DÜZELTİLMELİ'</p><p>Okul başlamadan önce uyku düzeninin kademeli olarak erkene çekilmesinin daha kolay uygulanabileceğini belirten Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, 'Ailelerin bir gecede büyük değişiklik yapmak yerine her birkaç günde bir yatış ve kalkış saatlerini biraz daha erkene çekmelidir. Sabah saatlerinde gün ışığı alınması biyolojik saatin düzenlenmesine yardımcı olabilmektedir. Gün içerisinde fiziksel aktivitenin artırılması, akşam saatlerinde ise ışığın ve uyarıcı aktivitelerin azaltılması uykuya geçişi kolaylaştırabilmektedir. Akşam yemeği, duş, kitap okuma ve ardından yatış gibi tekrar eden bir rutinin çocuğa 'artık gün bitti' mesajını vermektedir. Özellikle okul başlamadan önce bu rutinin aynı sırayla uygulanması çocuğun yeni düzene alışmasını kolaylaştırabilir' ifadelerini kullandı.</p><p>'SABAH ZOR UYANMAK ALTTA YATAN UYKU SORUNLARINA İŞARET EDEBİLİR'</p><p>Çocuğun sabahları uyanmakta zorlanmasının her zaman yalnızca geç yatmaya bağlanmaması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Dezhakam, 'Yeterli süre uyumasına rağmen sabahları belirgin şekilde zorlanan, gün içinde aşırı uykulu olan, yüksek sesle horlayan, uykuda nefesi duraklayan veya çok huzursuz uyuyan çocukların değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle düzenli bir uyku saatine rağmen çocuğun gündüz dikkat ve davranış sorunlarının devam etmesi halinde altta yatan uyku bozukluklarının da düşünülmesi gerekmektedir. Bazı çocuklarda uyku sırasında yaşanan problemler gece fark edilmeden gündüz belirtileriyle ortaya çıkabilmektedir' dedi.</p><p>'İYİ BİR OKUL GÜNÜ BİR ÖNCEKİ AKŞAM BAŞLIYOR'</p><p>Okula dönüş döneminde ailelerin yalnızca kırtasiye alışverişine, ders programına ve servis saatine odaklanmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, 'Düzenli uyku çocuğun okul performansının yanı sıra duygusal dayanıklılığı, dikkatini sürdürebilmesi ve günlük yaşama uyumu açısından da temel ihtiyaçlardan biridir. Çocuğunuz sabah alarm çaldığında kalkamıyor, gün içinde sürekli geriliyor ve akşam yatağa gittiğinde hala 'uykum gelmedi' diyorsa önce uyku düzenine bakın. Çocuklarda uyku düzeni cezayla değil, tutarlı bir aile rutiniyle oluşturulabilmektedir. Yaz tatili rahatlığından okul disiplinine geçiş çocuk için bir anda gerçekleşmesi beklenilmemelidir. İyi bir okul gününün çoğu zaman sabah değil, bir önceki akşam başladı' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Istanbul</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/yaz-uykusu-bitti-cocuklarin-biyolojik-saati-hala-tatilde</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/yaz-uykusu-bitti-cocuklarin-biyolojik-saati-hala-tatilde.jpg" type="image/jpeg" length="11140"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Endoskopik yüz germede kesi izi saçlı deri içerisinde kalıyor']]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/endoskopik-yuz-germede-kesi-izi-sacli-deri-icerisinde-kaliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/endoskopik-yuz-germede-kesi-izi-sacli-deri-icerisinde-kaliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Esra GÜNTEPE -Ataberk KURT / İSTANBUL, (DHA) - YEDİTEPE Üniversitesi Hastaneleri Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, endoskopik yüz germe ameliyatının klasik yüz germe operasyonunun yüzde yüz alternatifi olmadığını belirterek, yöntemin özellikle belirgin cilt fazlalığı bulunmayan ve yüz dokularında yeni başlayan sarkmaları olan hastalarda uygulanabileceğini söyledi. Ersan, endoskopik yüz germede yaklaşık 3 santimetrelik kesinin saçlı deri içerisinde gizlendiğini belirterek, 'Küçük bir kesiyle tüm yüzdeki ve boyundaki problemleri düzeltmemiz mümkün değil' dedi.</p><p>Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, endoskopik yüz germe ameliyatının klasik yüz germe yönteminden en önemli farkının kesi yerinin konumu olduğunu ifade etti. Klasik yüz germede kesinin kulak önünden başladığını ve görünür olduğunu belirten Ersan, endoskopik yöntemde ise kesinin saçlı deri içerisinde, saç çizgisinin yaklaşık 2 santimetre gerisinde yapıldığını söyledi.</p><p>'AMELİYATI 3 SANTİMETRELİK KESİDEN GERÇEKLEŞTİRİYORUZ'</p><p>Endoskopik yöntemde kullanılan kamera sisteminin cerraha dokuları büyütülmüş şekilde görme imkânı sağladığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, 'En önemli fark aslında izin yerleşimi. Klasik bir yüz germede kesimiz kulak önünden başlar ve görünür bir vaziyettedir. Endoskopik yüz germede ise kesimiz saç içinde gizlidir, yaklaşık 3 santimetre uzunluğundadır. Endoskop yardımıyla bütün dokuları daha güzel bir şekilde, büyütmeli bir kamera sistemi vasıtasıyla görebiliyoruz. Dolayısıyla bu ameliyatı yaklaşık 3 santimetrelik bir izle, görünür bir kesi olmadan gerçekleştirebiliyoruz' dedi.</p><p>Ameliyat sırasında herhangi bir doku çıkarılmadığını ifade eden Ersan, 'Saç içinden, saç çizgisinin yaklaşık 2 santimetre arkasından bir kesi yapıyoruz. Buradan yaptığımız kesiyle tüm yüz dokularını kameralı bir sistem vasıtasıyla görüntülüyoruz ve tüm ameliyatımızı buradaki 3 santimetrelik kesiden yapıyoruz. Ameliyat bittikten sonra kesimizi kapatıyoruz. Dolayısıyla yine görünmeyen bir yerde izimiz kalmış oluyor. Ameliyat ortalama 2, 2 buçuk saat sürüyor ama tabi ki işlemden işleme değişiyor' diye konuştu.</p><p>'DOKULARI YUKARI DOĞRU BİR VEKTÖRLE ALIYORUZ'</p><p>Endoskopik yüz germenin etkisini anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, yaşlanmayla birlikte yüz dokularının yer çekiminin etkisiyle aşağı doğru hareket ettiğini belirtti. Klasik yüz germede dokuların daha dışa doğru çekildiğini, endoskopik yöntemde ise kesinin yukarıda olması nedeniyle dokuların yukarı yönlü hareket ettirildiğini kaydetti.</p><p>Dr. Ersan, 'Dokuların yer değiştirmesi yaşlanma paternine uygun bir şekildedir. Ancak 'endoskopik yüz germe daha doğaldır' demek doğru bir yaklaşım değil. Burada aslında hastanın beklentileri önemli. Bazı hastalar sonuçların daha dramatik bir şekilde değişmesini isteyebilir. Dolayısıyla burada beklentiyi anlamak çok daha sağlıklı olacaktır. Ancak dokuların aşağı doğru yer değiştirdiğini düşünürsek, bu dokuların yukarı alındığı endoskopik yüz germe ameliyatı doğal bir sonuç verecektir' ifadelerini kullandı.</p><p>'GENELDE 20-50 YAŞ ARASINDAKİ HASTALARDA UYGULANIYOR'</p><p>Endoskopik yüz germenin özellikle belirgin cilt fazlalığı bulunmayan hastalarda tercih edildiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, yöntemin genel olarak 20-50 yaş arasındaki kişiler için uygun olduğunu söyledi.</p><p>Ersan, 'Endoskopik yüz germenin en güzel yanı aslında 20 ila 50 yaş arasında yapılması ve bununla beraber bariz bir cilt fazlalığımızın olmaması. Bariz bir cilt fazlalığımız yoksa aşağı doğru sarkan tüm dokuları yukarı yönde yer değiştirebiliriz. Ancak bariz bir cilt fazlalığımız varsa klasik yöntemle bu dokuların çıkartılması çok daha uygun olacaktır' dedi.</p><p>Hastanın yaşının tek başına belirleyici olmadığını da vurgulayan Ersan, 'Herkesin yaş alma paterni farklı. Bazı hastalarımız sadece yanak ve orta yüz bölgesinde bir değişim istiyor. Özellikle daha genç popülasyonda göz kenarlarında biraz değişiklik, badem göz estetiği ve kaş kaldırma estetiği isteyen hastalarımız var. Dolayısıyla hastanın beklentisine ve mevcut anatomisine göre karar vermek çok daha sağlıklı olacaktır' diye konuştu.</p><p>'HASTALAR 3. HAFTADAN İTİBAREN SOSYAL HAYATLARINA DÖNEBİLİYOR'</p><p>Ameliyat sonrası iyileşme sürecine de değinen Ersan, yüzde ödem, şişlik ve renk değişikliklerinin görülebileceğini söyledi. Hastaların genellikle 1-2 hafta evde istirahat etmelerinin ardından üçüncü haftadan itibaren sosyal hayatlarına dönebileceğini belirtti.</p><p>Dr. Ersan, 'Bu bir ameliyat, dolayısıyla ameliyat yüzde mutlaka bir travma yaratacaktır. Bir iyileşme sürecine ihtiyaç duyacaktır. Bu ameliyata bağlı olarak yüzde bir ödem, bazı renk değişiklikleri ve şişlik mutlaka bekliyoruz. Bunların iyileşmeye başlaması ve hastanın sosyalleşmeye başlaması ortalama 2-3 hafta arasında oluyor. Genellikle 1-2 hafta arasında bir evde istirahat sonrasında 3. haftadan itibaren hastalar sosyal hayatlarına dönebiliyorlar' ifadelerini kullandı.</p><p>İyileşme döneminde güneşten korunmanın da önemli olduğunu belirten Ersan, hastaların bu süreçte mümkün olduğunca güneşe maruz kalmamaları gerektiğini söyledi.</p><p> </p><p>'ENDOSKOPİK YÜZ GERME, KLASİK YÖNTEMİN YÜZDE 100 ALTERNATİFİ DEĞİL'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Endoskopik yüz germenin klasik yüz germe ameliyatının tamamen yerine geçmediğinin altını çizen Ersan, yöntemin özellikle cilt fazlalığı olmadan sarkan dokuların yukarı taşınmasına yönelik olduğunu söyledi.</p><p>Ersan, 'Endoskopik yüz germe ameliyatı, klasik yüz germe ameliyatının yüzde 100 alternatifi değil. Bu ameliyat daha çok bariz bir cilt fazlalığı olmadan sarkan dokuların yukarı alınması ameliyatıdır. Bunun çok net anlaşılması gerekiyor' dedi.</p><p>'BOYUNDAKİ CİDDİ SARKMALAR İÇİN BOYUN GERME GEREKİYOR'</p><p>Endoskopik yüz germenin boyun bölgesindeki ileri düzey sorunları tek başına çözmeyeceğini belirten Ersan, özellikle belirgin boyun bantları, 'bulldog' görünümü ve kas gevşekliğine bağlı sarkmalarda boyun germe ameliyatının gerekebileceğini ifade etti.</p><p>Ersan, '3 santimetrelik kesiden bizim hedeflediğimiz bölge yüz bölgesi. Eğer boyunda ciddi bantlaşma varsa, belirgin bulldog görüntüleri mevcutsa ve ciddi anlamda kas gevşekliğine bağlı sarkmamız varsa bu ameliyat, kulak arkasından yapılan bir boyun germe ameliyatıyla yapılır. Endoskopik yüz germe oldukça etkili bir ameliyat ama genellikle üst, orta ve alt yüz bölgesinde yeni başlayan sarkmalar için etkili. Belirgin boyun problemleri için boyun germe ameliyatı da gerekiyor' diye konuştu.</p><p>Ersan, endoskopik yüz germenin küçük ve gizli bir kesiyle gerçekleştirilen, hastanın beklentilerine göre şekillendirilebilen bir yöntem olduğunu belirterek, ameliyat öncesinde hastanın beklentilerinin ve anatomisinin doğru değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. (DHA)</p><p> </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Istanbul</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/endoskopik-yuz-germede-kesi-izi-sacli-deri-icerisinde-kaliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/endoskopik-yuz-germede-kesi-izi-sacli-deri-icerisinde-kaliyor.jpg" type="image/jpeg" length="33253"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Kalabalık ortamlarda konuşmaları takip etmekte zorlanıyorsanız işitmenizi kontrol ettirin']]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/kalabalik-ortamlarda-konusmalari-takip-etmekte-zorlaniyorsaniz-isitmenizi-kontrol-ettirin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/kalabalik-ortamlarda-konusmalari-takip-etmekte-zorlaniyorsaniz-isitmenizi-kontrol-ettirin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanından uyarı: 'Herkes çok alçak sesle konuşuyor' diyorsanız işitmenizi kontrol ettirin</p><p>İSTANBUL, (DHA)- DÜNYA genelinde 1,5 milyardan fazla kişi bir dereceye kadar işitme kaybı yaşarken, işitme sorunlarının önemli bir bölümünün günlük yaşamda fark edilmeden ilerleyebileceğini söyleyen Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, 'Televizyon sesini giderek yükseltme, konuşmaları özellikle kalabalık ortamlarda takip etmekte zorlanma ve karşısındaki kişilerin sözlerini sık sık tekrar etmesini isteme gibi belirtiler işitme kaybının erken işaretleri arasında yer alabiliyor' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Medicana Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, 'İşitme, yalnızca çevredeki sesleri algılamayı değil, iletişim kurmayı, öğrenmeyi ve sosyal yaşama katılmayı da doğrudan etkileyen önemli bir duyudur. İşitme kaybı ise her zaman belirgin bir şekilde ortaya çıkmayabiliyor. Özellikle yaşla birlikte gelişen işitme kaybında kişi, çevresindeki insanların daha kısık sesle konuştuğunu veya konuşmaların anlaşılmaz hale geldiğini düşünerek yaşadığı değişikliği uzun süre fark etmeyebiliyor' ifadelerini kullandı.</p><p> 'HERKES ÇOK ALÇAK SESLE KONUŞUYOR' DÜŞÜNCESİ BİR İŞARET OLABİLİR</p><p>Medicana Kadıköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, işitme kaybının her yaş grubunda farklı nedenlerle ortaya çıkabileceğini belirterek şöyle konuştu: 'İşitme kaybı, yalnızca ileri yaşlarda görülen bir sorun değildir. Çocukluk döneminden itibaren farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve bazı durumlarda kişi ya da ailesi tarafından uzun süre fark edilmeyebilir. Yetişkinlerde ise özellikle konuşulanları tekrar ettirme, kalabalık ve gürültülü ortamlarda konuşmaları takip etmekte zorlanma, televizyonun sesini çevredeki kişiler için rahatsız edici seviyelere çıkarma ve telefonda konuşulanları anlamakta güçlük çekme gibi belirtiler önemsenmelidir. Bu tür değişikliklerin günlük yaşamın doğal bir parçası olarak kabul edilmesi yerine işitmenin değerlendirilmesi, sorunun erken fark edilmesi açısından önem taşır. İşitme kaybının yavaş ilerlemesi, kişinin günlük yaşamda bazı iletişim sorunlarını normalleştirmesine neden olabiliyor. Televizyon veya telefon sesinin giderek daha yüksek seviyelere çıkarılması, konuşmaların tekrar ettirilmesi, özellikle gürültülü ortamlarda söylenenleri anlamakta güçlük çekilmesi ve telefon görüşmelerinde karşı tarafın söylediklerini ayırt edememe bu belirtiler arasında yer alıyor.'</p><p> ÇOCUKLARDA İŞİTME KAYBI GELİŞİMİ DE ETKİLEYEBİLİR</p><p>Doç. Dr. Yalçınozan, 'İşitme sorunlarının fark edilmesi çocukluk döneminde daha da önem kazanıyor. Dünya Sağlık Örgütü, 5-19 yaş grubunda yaklaşık 90 milyon çocuk ve ergenin işitme kaybıyla yaşadığını bildiriyor. Çocukluk çağındaki işitme sorunları fark edilmediğinde konuşma ve dil gelişimi, bilişsel gelişim, eğitim hayatı ve sosyal etkileşim üzerinde olumsuz sonuçlara yol açabiliyor. Çocuklarda ismine tepki vermeme, sesin geldiği yöne dönmeme, konuşmanın yaşıtlarına göre gecikmesi, yönergeleri takip etmekte zorlanma veya okulda öğretmenin söylediklerini anlamakta güçlük çekme gibi durumlar işitmenin değerlendirilmesini gerektirebilecek belirtiler arasında bulunuyor' diye konuştu.</p><p>Doç. Dr. Yalçınozan, çocuklarda işitme kaybının erken fark edilmesinin gelişim açısından önemli olduğunu belirterek, 'Çocukların işitme becerileri, çevrelerindeki sesleri ve konuşmaları algılamalarıyla birlikte dil ve iletişim gelişiminin de önemli bir parçasıdır. İşitme ile ilgili bir sorun olduğundan şüphelenildiğinde bunun yalnızca geçici bir dikkat dağınıklığı veya çocuğun konuşmaya ilgisizliği olarak değerlendirilmemesi gerekir. Özellikle konuşma ve dil gelişiminde beklenen basamakların gerisinde kalınması durumunda işitmenin değerlendirilmesi önem taşır' dedi.</p><p>YÜKSEK SES MARUZİYETİNE DİKKAT</p><p>Doç. Dr. Yalçınozan, 'İşitme kaybının nedenleri arasında yaşlanma, kulak hastalıkları, genetik faktörler ve bazı enfeksiyonların yanı sıra yüksek sese uzun süre veya yoğun şekilde maruz kalmak da bulunuyor. Özellikle kişisel ses cihazlarının yüksek ses seviyesinde kullanılması, konser ve eğlence mekanları gibi yüksek sesli ortamlarda uzun süre bulunulması ve iş ortamındaki yoğun gürültü maruziyeti işitme sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, 1 milyardan fazla genç insanın eğlence amaçlı yüksek ses maruziyeti nedeniyle işitme kaybı riski altında olabileceğine dikkat çekiyor' ifadelerini kullandı.</p><p>Doç. Dr. Yalçınozan, işitme sağlığının korunmasında günlük yaşam alışkanlıklarının da önem taşıdığını belirterek, 'Yüksek sesli ortamlarda geçirilen sürenin azaltılması, kişisel ses cihazlarında güvenli ses seviyelerinin tercih edilmesi ve gürültülü çalışma ortamlarında gerekli koruyucu önlemlerin alınması işitme sağlığının korunmasına katkı sağlayabilir. Bunun yanında işitmede yeni başlayan veya giderek artan bir değişiklik, kulakta çınlama, konuşmaları anlamada belirgin güçlük ya da çocuklarda işitme ve iletişim gelişimiyle ilgili bir şüphe olduğunda değerlendirme yapılması önemlidir' ifadelerini kullandı.</p><p>Doç. Dr. Yalçınozan, 'İşitme Engelliler Haftası, işitme kaybıyla yaşayan bireylerin karşılaştığı iletişim güçlüklerine dikkat çekmenin yanı sıra işitme sağlığının korunması ve işitme kaybının erken fark edilmesi konusunda toplumda farkındalık oluşturmak açısından önemli bir fırsat sunuyor. İşitme kaybının erken fark edilmesi, bireyin iletişim, eğitim ve sosyal yaşam üzerindeki olası etkilerinin azaltılması açısından önem taşıyor. Dünya Sağlık Örgütü de özellikle çocuklarda işitme sorunlarının erken fark edilmesi ve uygun bakımın zamanında sağlanmasının gelişim ve eğitim açısından kritik olduğunu belirtiyor' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Istanbul</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/kalabalik-ortamlarda-konusmalari-takip-etmekte-zorlaniyorsaniz-isitmenizi-kontrol-ettirin</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/kalabalik-ortamlarda-konusmalari-takip-etmekte-zorlaniyorsaniz-isitmenizi-kontrol-ettirin.jpg" type="image/jpeg" length="60843"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kendi hastalığından yola çıktı, sağlıklı yaşam koçu oldu]]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/kendi-hastaligindan-yola-cikti-saglikli-yasam-kocu-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/kendi-hastaligindan-yola-cikti-saglikli-yasam-kocu-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Esra GÜNTEPE - Hadican EROL / İSTANBUL (DHA) - YAŞADIĞI ve henüz adı konulamayan nörolojik rahatsızlığın ardından sağlıklı yaşam üzerine araştırmalar yapmaya başlayan İdil Gazioğlu, bütüncül sağlık koçluğu, bitkisel beslenme ve davranış değişimi alanlarında eğitim aldı. Kendi yaşamında uyguladığı yöntemlerle daha aktif bir hayat sürmeye çalışan Gazioğlu, sağlıklı yaşamın katı kurallardan değil, sürdürülebilir alışkanlıklardan oluşması gerektiğini söyledi. Gazioğlu, 'Ne yapmamız gerektiğini çoğumuz biliyoruz. Asıl mesele nasıl yapacağımız ve neden başlayamadığımız' dedi.</p><p>İdil Gazioğlu'nun sağlıklı yaşam yolculuğu, yaşadığı sağlık sorunlarının ardından başladı. Henüz adı konulamayan ilerleyici bir nörolojik bozuklukla yaşayan Gazioğlu, hastalığı nedeniyle bazı organlarının çalışmadığını ve günlük yaşamında tıbbi araçlara ihtiyaç duyduğunu belirtti. Yaşadığı süreçte kendisini daha iyi hissetmenin yollarını araştırmaya başlayan Gazioğlu, zaman içerisinde sağlıklı yaşam alanında eğitim almaya yöneldi.</p><p>'KENDİMİ İYİLEŞTİRMEK İSTEDİM'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Hastalığının ilerlemesiyle kendisini çaresiz hissettiği bir dönemde araştırmaya başladığını anlatan Gazioğlu, 'Bir gün dedim ki 'Ben kendimi iyileştirmek istiyorum.' Eşimle birlikte kitapçıya gittik. 'Sağlık kitapları nerede?' dedim. Hiçbir fikrim yok. Bir kitap bir kitabı daha, bir kitap bir kitabı derken anladım ki bir kere beslenme okumam lazım' diye konuştu.</p><p>Bu süreçte önce bütüncül sağlık koçluğu eğitimi aldığını belirten Gazioğlu, ardından bitkisel beslenme ve davranış değişimi üzerine eğitimler gördüğünü söyledi. Gazioğlu, 'Bütüncül Sağlık Koçu diplomasını aldım. Ondan sonra Cornell Üniversitesi'nde bitkisel beslenme eğitimi aldım. Çok sayıda seminere, online seminere katıldım. En son davranış değişim uzmanlığı eğitimi aldım' dedi.</p><p>'NE YAPMAMIZ GEREKTİĞİNİ BİLİYORUZ, AMA NASIL YAPACAĞIZ?'</p><p>Sağlıklı yaşam konusunda insanların çoğunlukla ne yapması gerektiğini bildiğini ancak bunu günlük hayatına aktarmakta zorlandığını söyleyen Gazioğlu, davranış değişiminin önemine dikkat çekti.</p><p>Gazioğlu, 'Çoğumuz biliyoruz ne yapmamız gerektiğini. E nasıl yapacağız? Neden başlayamıyoruz? Şuraya ulaşmak istediğini biliyorsun ama gidemiyorsun. O yüzden davranış değişimi çok önemliydi' ifadelerini kullandı.</p><p>'KATI BESLENME PLANLARIYLA HAYAT GEÇMEZ'</p><p>Sağlıklı yaşamın sürdürülebilir olması gerektiğini vurgulayan Gazioğlu, katı beslenme programlarının ve uzun spor antrenmanlarının herkes için uygulanabilir olmadığını belirtti.</p><p>Gazioğlu, 'Doğru beslenme ve doğru spor olmazsa olmaz. Ama katı beslenme planları, bitmek tükenmek bilmeyen spor antrenmanları... Bu kadar hesap kitapla hayat geçmez. 'Ne yiyeceğim, nerede yiyeceğim, saat kaçta yiyeceğim' diye düşünerek hayat geçmez. Ana fikri oturtmak aslında en önemlisi ve sürdürülebilir olan' dedi.</p><p>Kendisinin bitkisel ağırlıklı beslendiğini anlatan Gazioğlu, beslenmesinde çeşitliliğe önem verdiğini ifade etti.</p><p>'SPORA SAATLERCE VAKİT AYIRMAK GEREKMİYOR'</p><p>Sporun da sağlıklı yaşamın önemli bir parçası olduğunu söyleyen Gazioğlu, herkesin kendi hayatına uygun bir düzen oluşturması gerektiğini belirtti. Gazioğlu, 'Haftada iki ya da üç kere 20'şer dakika ağırlık antrenmanı yapıyorum. Her şeyin üstüne ağırlık antrenmanını koyuyorum. Üç kere de kısa yürüyüşler kardiyo olarak. Ana fikri oturttuktan sonra çok uzun saatlere gerek yok' diye konuştu.</p><p>Gazioğlu, kendisinin triatlon ve Ironman hazırlığının ise özel bir tercih olduğunu belirterek, 'Ben o yolu çok sevdim. O yol bana çok iyi geldi' dedi.</p><p>'YARIŞ BİR GÜN, YOL HER GÜN'</p><p>Sporun hayatındaki yerinin de bu süreçte değiştiğini söyleyen Gazioğlu, yüzme, bisiklet ve koşudan oluşan triatlon branşında yarışmaya başladı. Gazioğlu, kısa süre önce oğlu ile birlikte 70.3 Ironman yarışını tamamladığını belirterek, 'Bir hafta önce Walchsee'de 70.3 Ironman'i bitirdim. Oğlumla birlikte bitirdim bir de. Birlikte girdik o yarışa. Ama bu yol, hep onu diyorum, yarış bir gün ama yol her gün. Bu yol bana hem fiziki ağrılarımın azalmasında, çünkü çok ağrıyla da yaşıyorum, hem ruhuma çok iyi geldi. O yüzden bu en güzel yol oldu' ifadelerini kullandı.</p><p>'SOSYAL MEDYADA HER DUYDUĞUMUZA İNANMAMALIYIZ'</p><p>Sağlıklı yaşam konusunda sosyal medyada çok sayıda bilgi bulunduğuna dikkat çeken Gazioğlu, bilgilerin kaynağının sorgulanması gerektiğini söyledi.</p><p>Gazioğlu, 'Çok zor bunu ayırt etmek. Bazen çok takipçisi olduğu için 'Nasıl olsa doğru söylüyordur' oluyor. Hepimiz bir alt soruya geçersek biraz ayırt edici olabiliriz. 'Niye bunu söyledi, neden söyledi, ne oluyor?' Bunları ayırt etmek lazım' dedi.</p><p>'MERAK ET VE AMA'SIZ İSTE'</p><p>Sağlıklı yaşam yolculuğunun temelinde merak etmek ve değişimi gerçekten istemek olduğunu belirten Gazioğlu, kendisini iyi hissetmeyen kişilere de şu tavsiyede bulundu: </p><p>'Merak et ve ama' sız iste. 'Ama' olmadan iste. Ben ne yapabilirim? Doktorlara nasıl yardımcı olabilirim tedavime? Nasıl işin içine girebilirim? Amansız istemek aslında en önemlisi. 'İstiyorum ama vaktim yok, istiyorum ama onu yapamam' demeden gerçekten istemek. Gerçekten istediği zaman mucizeler gerçekleşebiliyor' ifadelerini kullandı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Istanbul</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/kendi-hastaligindan-yola-cikti-saglikli-yasam-kocu-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/kendi-hastaligindan-yola-cikti-saglikli-yasam-kocu-oldu.jpg" type="image/jpeg" length="13311"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Çocukların okul başarısında dengeli beslenme önemli']]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/cocuklarin-okul-basarisinda-dengeli-beslenme-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/cocuklarin-okul-basarisinda-dengeli-beslenme-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- OKULA dönüş döneminde çocukların uyku ve beslenme düzeninin yeniden oluşturulması gerektiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceyda Aydoğan Sevinç, 'Öğün ve uyku saatlerini düzenli hale getirin, beslenme çantasını çocuğunuzla birlikte planlayın, paketli ürünlerin tüketimine sınır getirin ve çocuğunuzu yediği miktar üzerinden eleştirmeyin. Dengeli bir kahvaltı, yeterli su tüketimi ve çeşitli beslenme çocukların günlük enerji ve dikkat düzeyini destekler. Ailelerin sağlıklı beslenme konusunda çocuklarına rol model olması büyük önem taşır' dedi.</p><p>Medical Park TEM Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceyda Aydoğan Sevinç, okulların açılmasıyla birlikte çocukların uyku, öğün ve hareket düzenlerinin yeniden şekillendiğini belirterek, bu dönemde katı yasaklar yerine dengeli ve sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturulması gerektiğini ifade etti.</p><p>Okul dönemine geçişte düzenin kademeli olarak oluşturulmasının önemine değinen Uzm. Dr. Sevinç, 'Okul açılmadan yaklaşık iki hafta önce uyku ve uyanma saatlerini her gün 15-30 dakika erkene çekmeli, öğünleri de belirli saatlerde bir düzene oturtmalıyız. Akşam yemeğinin çok geç saatlere bırakılmaması, uyumadan hemen önce ağır ve şekerli yiyeceklerin tüketilmemesi önemlidir' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>'UYKU VE BESLENME DÜZENİNİ BİRLİKTE ELE ALMALIYIZ'</p><p>Tatil döneminde değişen uyku ve yemek saatlerinin çocukların beslenme alışkanlıklarını da etkileyebildiğini belirten Uzm. Dr. Sevinç, 'Tatil döneminde atıştırmalık ve abur cubur tüketimi artabiliyor. Okul başlamadan önce sağlıklı yiyeceklerle düzeni oturtamazsak çocuk okulda daha fazla abur cubura yönelebilir. Yetersiz ve düzensiz uyku da iştahı, besin tercihlerini, dikkat süresini ve duygu durumunu olumsuz etkileyebilir' şeklinde konuştu.</p><p>'KAHVALTIDA PROTEİN VE TAM TAHIL TERCİH EDİLMELİ'</p><p>Dengeli bir kahvaltının çocukların güne enerjiyle başlamasına katkı sağladığını aktaran Uzm. Dr. Sevinç, 'Şekerli gevrek, çikolatalı ekmek veya hamur işi ağırlıklı kahvaltılar yerine yumurta ve peynir gibi protein kaynakları ile tam tahıllı ekmek, yulaf ve yanında sebze veya meyve tercih edilebilir. Yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek ve domatesten oluşan sade bir kahvaltı yeterli ve dengeli bir seçenek olabilir' ifadelerini kullandı.</p><p>'BESLENME ÇANTASINDA DÖRT TEMEL BİLEŞEN BULUNMALI'</p><p>İyi hazırlanmış bir beslenme çantasında protein, kompleks karbonhidrat, sebze veya meyve ve içecek bulunması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Sevinç, 'Peynir, yumurta, yoğurt, ayran veya uygun koşullarda hazırlanmış sandviçler tercih edilebilir. Tam tahıllı ekmek, yulaflı ürünler, mevsim meyveleri ve kolay tüketilebilen sebzeler de beslenme çantasına eklenebilir. İçecek olarak ise öncelikle su tercih edilmelidir' dedi.</p><p>Paketli atıştırmalıkların fazla tüketiminin çocuklarda diş çürükleri, kabızlık, fazla kilo ve obezite riskini artırabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Sevinç, gazlı ve şekerli içeceklerin de sınırlandırılması gerektiğini belirtti.</p><p>'SU TÜKETİMİ İHMAL EDİLMEMELİ'</p><p>Çocukların su ihtiyacının yaşa, hava sıcaklığına ve fiziksel aktiviteye göre değiştiğini ifade eden Uzm. Dr. Sevinç, 'Yetersiz sıvı alımı baş ağrısı, halsizlik, kabızlık ve dikkat azalmasına neden olabilir. Çocukların yanlarında isimlerinin yazılı olduğu suluklarını taşımaları su içmelerini hatırlatabilir. İdrar renginin açık sarı olması da yeterli sıvı alımının pratik göstergelerinden biridir' ifadelerini kullandı.</p><p>'BAĞIŞIKLIK İÇİN ÇEŞİTLİ BESLENME ÖNEMLİ'</p><p>Bağışıklığı tek başına güçlendiren mucizevi bir besin olmadığının altını çizen Uzm. Dr. Sevinç, yeterli protein, vitamin ve mineral içeren çeşitli bir beslenmenin önemini vurguladı.</p><p>Uzm. Dr. Sevinç, 'Yumurta, et, balık, tavuk, süt ürünleri ve kurubaklagillerin yanı sıra farklı renklerde sebze ve meyveler tüketilmelidir. Vitamin ve mineral takviyeleri ise rutin olarak her çocuğa verilmemeli, ihtiyaç halinde çocuk hekiminin önerisiyle kullanılmalıdır' dedi.</p><p>'ÇOCUĞA YASAK KOYMAK YERİNE DOĞRU SEÇİMLERİ ÖĞRETİN'</p><p>Okul kantininden alışveriş yapan çocuklara yalnızca neyi almamaları gerektiğinin söylenmemesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Sevinç, 'Çocuğa neyi neden tercih etmesi gerektiği öğretilmelidir. Su, ayran, sade süt, taze meyve, yoğurt ve dengeli sandviçler öncelikli seçenekler olabilir' dedi.</p><p>Sebze ve meyve tüketimini artırmak için ailelerin örnek olması gerektiğini de belirten Uzm. Dr. Sevinç, çocukların yeni besinleri kabul etmesinin zaman alabileceğini, ancak zorlanmaması gerektiğini söyledi.</p><p>'MÜKEMMEL BESLENME ÇANTASI DEĞİL, SÜRDÜRÜLEBİLİR DÜZEN ÖNEMLİ'</p><p>Ailelere sağlıklı beslenmenin bir yaşam alışkanlığı olarak ele alınması gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Sevinç, 'Öğün ve uyku saatlerini düzenli hale getirin, beslenme çantasını çocuğunuzla birlikte planlayın, paketli ürünlerin tüketimine sınır getirin ve yemek sırasında ekran kullanımından kaçının. Çocuğunuzu yediği miktar üzerinden eleştirmeyin veya başka çocuklarla karşılaştırmayın' açıklamasında bulundu.</p><p>Uzm. Dr. Sevinç, 'En önemlisi, mükemmel bir beslenme çantası hazırlamaya değil, sürdürülebilir bir düzen kurmaya çalışın. Bir öğünde yapılan sağlıksız seçim bütün düzeni bozmaz; önemli olan genel beslenme düzenidir. Büyüme geriliği, hızlı kilo artışı, belirgin iştahsızlık veya ciddi seçici yeme sorunu bulunan çocuklar ise mutlaka çocuk hekimi tarafından değerlendirilmelidir' diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Istanbul</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/cocuklarin-okul-basarisinda-dengeli-beslenme-onemli</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/cocuklarin-okul-basarisinda-dengeli-beslenme-onemli.jpg" type="image/jpeg" length="58410"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Topuklu ayakkabı hemoroid olma olasılığını tetikliyor']]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/topuklu-ayakkabi-hemoroid-olma-olasiligini-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/topuklu-ayakkabi-hemoroid-olma-olasiligini-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- YÜKSEK topuklu ayakkabıların, yalnızca estetik değil sağlık açısından da önemli etkiler oluşturabildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Atıf Tekin, 'Yüksek topuk kullanımı vücut dengesini değiştirerek hemoroid riskini artırabilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Ayak yapısı ile bağırsak sağlığı arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ifade eden Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Atıf Tekin, yüksek topuklu ayakkabıların pelvik bölgeyi etkileyerek hemoroidal hastalığı tetikleyebileceğine dikkat çekti. Dr. Tekin, süreçle ilgili önemli uyarılarda bulundu. </p><p>'VÜCUT BİR ZİNCİR GİBİ ÇALIŞIR'</p><p>Yüksek topuklu ayakkabıların yalnızca ayakları değil, tüm vücut dengesini etkilediğini belirten Dr. Tekin, ayak tabanındaki küçük bir açı değişiminin bile vücudun üst bölgelerine kadar uzanan bir etki oluşturduğunu ifade etti. Topuklu ayakkabı giyildiğinde vücudun ağırlık merkezinin öne kaydığını belirten Tekin, bu durumu dengelemek için bel kavsinin arttığını ve pelvik bölgenin öne doğru eğildiğini söyledi.</p><p>'PELVİK BASINÇ ARTIYOR, DAMARLAR ZORLANIYOR'</p><p>Bu duruş değişikliğinin pelvik taban kasları üzerinde ekstra baskı oluşturduğunu belirten Dr. Tekin, 'Artan karın içi basıncı toplardamarların geri dönüşünü zorlaştırıyor. Bu durum zamanla hemoroidlerin şişmesine ve sarkmasına zemin hazırlayabilir. Yüksek topuk tek başına hemoroid yapmaz ancak önemli bir tetikleyici olabilir' dedi.</p><p>'RİSK FAKTÖRLERİYLE BİRLİKTE ETKİ ARTIYOR'</p><p>Genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam ve liften fakir beslenme gibi faktörlerin de süreci hızlandırdığını belirten Dr. Tekin, 'Yüksek topuklu ayakkabılar bu tabloyu ağırlaştırabilir. Bu nedenle tek bir neden yerine birden fazla faktörün birleşimi hastalığı ortaya çıkarıyor. Kadınların şıklıktan vazgeçmesi gerekmiyor ancak bilinçli kullanmaya dikkat edilmeli. Uzun süre topuklu ayakkabı giyenler duruşlarına dikkat etmeli, ara ara hareket etmeli ve mümkünse gün içinde farklı ayakkabılar tercih etmeli. Ayrıca masa başında çalışanlar da ayak bileği egzersizleri yaparak dolaşımı desteklemeli. Ayaklar yere ne kadar sağlıklı basarsa, vücut da o kadar dengede kalır' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Istanbul</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/topuklu-ayakkabi-hemoroid-olma-olasiligini-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 10:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/topuklu-ayakkabi-hemoroid-olma-olasiligini-tetikliyor.jpg" type="image/jpeg" length="30728"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Evde hemodiyaliz, böbrek hastalarında sağ kalım oranını artırıyor']]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/evde-hemodiyaliz-bobrek-hastalarinda-sag-kalim-oranini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/evde-hemodiyaliz-bobrek-hastalarinda-sag-kalim-oranini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ruken KADIOĞLU-Canberk ÖZTÜRK/ANKARA, (DHA)- SAĞLIK Bakanlığı tarafından kronik böbrek hastalarına evde hemodiyaliz tedavisi uygulanıyor. Bakanlığın bu uygulamasından ülke genelinde 1396 hasta yararlanıyor. Doç. Dr. Ezgi Coşkun Yenigün, evde hemodiyalizin tedavi süresini uzatarak kan basıncı ve kansızlığın daha etkin kontrolünü sağladığını belirterek, 'Hastaların hem yaşam kalitesini hem de sağ kalımlarını artırmakta, yani ölüm oranlarında ciddi bir düşüş sağlamakta' dedi.</p><p>Kronik böbrek hastalığı, böbrek fonksiyonlarının ilerleyici ve geri dönüşümsüz kaybıyla ortaya çıkıyor ve dünya genelinde 850 milyondan fazla kişiyi etkiliyor. Türkiye'de ise hastalığın sıklığı yüzde 15 düzeyinde, yani yaklaşık her 6 kişiden 1'inde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Hastalığın en sık nedeni diyabet, ikinci sırada ise hipertansiyon geliyor. Diyabet hastalarının yaklaşık 3'te 1'inde kronik böbrek hastalığı görülüyor. Son dönem böbrek yetmezliğinde en ideal tedavi böbrek nakli olsa da organ yetersizliği ve her hastanın nakle uygun olmaması nedeniyle hastaların yaklaşık 3'te 2'si merkez hemodiyaliziyle yaşamını sürdürüyor. Merkezlerde uygulanan haftada 3 gün, 4 saatlik hemodiyaliz ise böbreğin normal fizyolojik işlevinin yalnızca sınırlı bir bölümünü karşılıyor. Daha etkin bir diyaliz için tedavinin süresini veya sıklığını artırmak gerekiyor. Ev hemodiyalizi bu noktada önemli bir seçenek oluşturuyor. Sağlık Bakanlığı tarafından kronik böbrek hastalarına evde hemodiyaliz tedavisi uygulanıyor. Bakanlığın bu uygulamasından ülke genelinde 1396 hasta yararlanırken, Ankara'da 231 kişiye bu hizmet sunuluyor.</p><p>'GERİ ÖDEME KAPSAMINDA'</p><p>Bilkent Şehir Hastanesi Nefroloji Kliniği'nden Doç. Dr. Ezgi Coşkun Yenigün, son dönem böbrek yetmezliğinde en ideal tedavinin nakil olduğunu; ancak hem organ sunumundaki yetersizlikler hem de her hastanın organ nakline uygun olmaması nedeniyle hastaların önemli bir kısmının merkez hemodiyaliz ile takip edildiğini söyledi. Doç. Dr. Yenigün, 'Hemodiyaliz yaşamsal fonksiyonu olan bir organın fonksiyon kaybında hastanın hayat kalitesini artıran, sağlayan önemli bir tedavi modelidir. Ev hemodiyalizi bu anlamda hastalara sunulmuş önemli bir avantajdır. Ev hemodiyalizi 1960'larda aslında dünya genelinde uygulamaya başlamış. Ülkemizde ise 2006'dan bu yana uygulanıyor. 2010 yılında geri ödeme kapsamında alındı' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>'ÖLÜM ORANLARINI DÜŞÜRÜYOR'</p><p>Merkez hemodiyalizinde ya da kısa süreli hemodiyalizde tedavinin çok kısıtlı olduğunu aktaran Doç. Dr. Coşkun Yenigün, 'Ama ev hemodiyalizinde sürenin uzatılmasıyla kan basıncının, kansızlığın, yani aneminin daha etkin kontrolünü sağlayabiliyoruz. Kalp fonksiyonlarında iyileşmeler yaşıyoruz. Aynı zamanda hastaların hemodiyalizden sonraki yorgunluk hislerinin ev hemodiyalizinde daha az olduğunu biliyoruz. Bu, hastaların hem yaşam kalitesini artırmakta hem de sağ kalımlarını artırmakta, yani ölüm oranlarında ciddi bir düşüş sağlamakta. Hatta ev hemodiyalizinin kadavra böbrek nakliyle de eşdeğer sağ kalım oranlarına sahip olduğu literatürde gösterilmiştir. Ancak her hasta tabii ki ev hemodiyalizine uygun olmayabilir. Kalp damar hastalıklarına sahip hastalar, kontrolsüz epilepsi ve ciddi işitme, görme problemleri olan hastalar uygun değildir. Aslında, ne yaş, ne diyabetin varlığı, ne eğitim düzeyi, ne de sosyokültürel durum ev hemodiyalizi uygulamasının önünde herhangi bir engel oluşturmamakta. Hastanın bunu talep etmesi, buna gönüllü olması, istekli olması ev hemodiyalizi yapması için yeterli' diye konuştu.</p><p>'EVDE HEMODİYALİZ BÜYÜK KONFOR'</p><p>Ankara'da annesi Bingüzel Ural (59) ile birlikte evde hemodiyaliz tedavisi alan Tuğba Ural (41), yaklaşık 13 yıldır diyalize girdiğini ve bunun 7 yılının evde olduğunu söyleyerek, 'Evde hemodiyaliz çok büyük bir konfor. Yani normal sağlıklı insanlar gibi yaşayabilmemiz için bize sunulmuş güzel bir imkan. Hastanedeki diyalizler seanslı olduğu için, belli saatlerde ve belli günlerde gitmek zorunda olduğun için aksatamazsın. Gitmek zorundasın. Ama evinde her şeyini, düzenini kurarsın, ayarlarsın, girersin. Ev diyalizinin en büyük faydalarından biri de kalbimizi çok yormuyor. Lütfen herkesi organ bağışına davet ediyorum. Diyaliz yüzünden gerçekleştiremediğim çok hayalim var. Çocuklarıma daha verimli olmak isterdim. Çocuklarım için gerçekleştirmek istediğim birçok hayali gerçekleştirebilirdim. O yüzden organ bağışı lütfen. Böbrek nakli gerçekleşirse ilk başta </p><p>kızlarımla birlikte bir umreye gitmek istiyorum' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/evde-hemodiyaliz-bobrek-hastalarinda-sag-kalim-oranini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/evde-hemodiyaliz-bobrek-hastalarinda-sag-kalim-oranini-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="38629"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Alzheimer hastalarının sosyal hayatın içinde kalması önemli']]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/alzheimer-hastalarinin-sosyal-hayatin-icinde-kalmasi-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/alzheimer-hastalarinin-sosyal-hayatin-icinde-kalmasi-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nevra UÇKAÇ/İZMİR, (DHA)- İZMİR Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Nöroloji Kliniği İdari Sorumlusu Prof. Dr. Yaprak Seçil, Alzheimer hastalarının özellikle çevre, eş, dost ile birlikte sosyal hayatın içerisinde olabilmesinin oldukça önemli olduğunu söyledi.</p><p>Eylül ayının tüm dünyada Alzheimer farkındalık ayı, 21 Eylül'ün ise Alzheimer günü olarak bilindiğini hatırlatan İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Nöroloji Kliniği İdari Sorumlusu Prof. Dr. Yaprak Seçil, hastalık süreci, korunma yöntemleri ve hasta bakımı konularında önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Yaprak Seçil, 'Alzheimer hastalığı çok önemli bir hastalık. Dünyada şu an yaklaşık 55 milyon demans hastası var ve bunların yüzde 70'inin Alzheimer hastalığı olduğunu biliyoruz. Türkiye'de de çok sayıda hastamız var. Belki 1 milyona yakındır diyebiliriz ama tam sayı vermek pek mümkün değil. Bu konuda böyle önemli bir hastalığa elbette ki dikkat çekmek ve farkındalığı yaratmak çok önemli. O nedenle, her yıl eylül ayı farkındalık ayı olarak kutlanıyor ve bizim açımızdan 21 Eylül Alzheimer Günü olarak tüm nöroloji camiasında oldukça önemli bir yer taşıyor' ifadelerini kullandı.</p><p>Alzheimer hastalığının hücresel boyuttaki gelişimini anlatan Prof. Dr. Seçil, 'Alzheimer hastalığı beyinde normalde olmaması gereken birtakım katlanmış proteinlerin, yani birikmemesi gereken proteinlerin birikerek hücrelere zarar vermesi sonucunda oluşan bir hastalık. Beynimizin çalışan bölümleri hep farklı işleri görüyor ve bu alanların birikimine göre farklı şekillerde klinik bulgularla karşılaşabiliyoruz. En çok hafıza sorunlarıyla yani unutkanlıkla karşılaşıyoruz. Sıklıkla hastalar bizde bir şeyleri hatırlayamamaktan yakınarak geliyorlar. Tabi daha ileri aşamalarda beynin diğer fonksiyonlarında da bozulma görebiliyoruz. Normal yaşlılıktan farklı çünkü normal yaşlılıkta da hafif bir unutkanlık olsa da biz bunları zamanla hatırlayabiliyoruz. Yani düşündüğümüzde, ipucu verildiğinde bu bilgileri hatırlamak yaşa bağlıysa kolay oluyor. Ama Alzheimer hastalığında ne kadar ipucu verirseniz verin bazı bilgileri hatırlamak mümkün değil ve günlük hayatımızı ciddi etkileyen bir unutkanlıkla karşı karşıya kalıyoruz. O yüzden ikisi birbirinden aslında oldukça farklı' dedi.</p><p>'GÜNÜ, AYI, YILI ŞAŞIRMA KARŞIMIZA ÇIKIYOR'</p><p>Hastalığın ilk evrelerinde ortaya çıkan şikayetleri ve ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları aktaran Prof. Dr. Seçil, 'İlk başta hatırlama sorunları, hafıza ile ilgili sorunlar oldukça önemli. Eğer bir hafıza sorunu varsa bunun yaşlılığa bağlı olup olmadığını ailenin ayırması güç olabilir. O yüzden mutlaka en yakındaki uzmana başvurmak lazım. Bunun dışında oryantasyon sorunu dediğimiz özellikle günü, ayı, yılı şaşırma, çok bilindik işleri yapma zorluğu karşımıza çıkıyor. Örneğin bir pilav yapmak çok basit bir şeydir ama bunu unutmak, nasıl yapılacağını şaşırmak çok beklediğimiz bir şey değildir. Günlük hayatın içerisindeki bazı işlerde ortaya çıkan aksaklıklar, unutkanlık nedeniyle ortaya çıkan aksaklıklar, bunların hepsi uyarıcı olmalı. Özellikle planlama zorlukları, organizasyon sorunları uyarıcı bulgular olarak karşımıza çıkıyor' diye konuştu.</p><p>'SAĞLIKLI BESLENME HASTALIĞI ÖTELİYOR'</p><p>Hastalığın ortaya çıkmasında çok sayıda faktör bulunduğunu ve genetiğin bunun sadece küçük bir bölümünü oluşturduğunu söyleyen Prof. Dr. Seçil, 'En çok korumamız gereken şey aslında beyin damar sağlığımız. Nasıl kalbimizi koruyorsak beynimizi de o şekilde beyin damar sağlığına dikkat ederek korumamız gerekiyor. Özellikle sosyal hayat çok önemli. Sosyal hayatın içinde olmak, spor yapmak, vücut kitle indeksinin belli bir düzeyde olması, kilo almamak, Akdeniz diyetiyle beslenmek, sağlıklı beslenmek bizim önereceğimiz korunma yöntemleri. Ancak tabi ki tam olarak sürecin nasıl ilerlediğini yüzde 100 bilmediğimiz için bütün bu önlemleri alsak bile yine de hastalıkla karşılaşabiliyoruz. Daha gecikmiş olarak görebiliriz ama yine de karşımıza çıkabilir. Fakat sağlıklı beslenmek ve vücut sağlığını diğer alanlarda da korumak hastalığı öteliyor, bunu biliyoruz' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>'SABIRLI OLMAK VE SOSYAL HAYATIN İÇİNDE KALMAK ŞART'</p><p>Alzheimer'ın hasta kadar bakım veren kişiyi de zorlayan bir süreç olduğuna değinen Prof. Dr. Yaprak Seçil, şöyle devam etti:</p><p>'Çok zor bir hastalık. Yani hem hastanın kendisi için hem de bakıcısı için, bakıcının da iş gücünden alıkoyulduğunu düşünecek olursanız bakım süreci oldukça zorlu bir süreç. Bu durumda genellikle biz hasta yakınlarıyla iletişim kurup onlara ne yapmaları ne yapmamaları gerektiği konusunda bilgi veriyoruz. Sabırlı olmak çok önemli. Hastanın sosyal hayat içerisinde tutulması çok önemli. Birtakım faaliyetlere katılabilmesi, özellikle çevre, eş, dost ile birlikte sosyal hayatın içerisinde olabilmesi oldukça önemli. Düzenli kontroller ve ilaç takipleri genel olarak önerdiklerimiz arasında yer alıyor.' (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Izmir</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/alzheimer-hastalarinin-sosyal-hayatin-icinde-kalmasi-onemli</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/alzheimer-hastalarinin-sosyal-hayatin-icinde-kalmasi-onemli.jpg" type="image/jpeg" length="44007"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Siyatik ağrısı önemli omurga problemlerinin habercisi olabilir']]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/siyatik-agrisi-onemli-omurga-problemlerinin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/siyatik-agrisi-onemli-omurga-problemlerinin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- BELDEN başlayıp kalçadan bacağa kadar yayılan ve halk arasında 'siyatik ağrısı' olarak bilinen şikayetin çoğu zaman önemli bir omurga probleminin habercisi olabileceğini belirten Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Buket Süslü, 'Siyatik ağrısı tek başına bir hastalık değildir. Bel fıtığı en sık nedenlerden biri olsa da omurga darlığı, kas sıkışmaları ve daha ciddi hastalıklar da bu tabloya yol açabilir. Özellikle güç kaybı ve ilerleyici uyuşma varsa vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesi gerekir' dedi.</p><p>Bacağa vuran her ağrı basit bir kas tutulması olmayabilir diyen Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Buket Süslü, siyatik sinirinin sıkışması sonucu gelişen siyatik ağrısının erken dönemde doğru değerlendirilmesinin kalıcı sinir hasarını önleyebileceğini belirtti. Dr. Süsü, 'Belden başlayıp ayağa kadar uzanan ağrıya uyuşma, karıncalanma veya kas güçsüzlüğü eşlik ediyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır' ifadelerini kullandı.</p><p>'SİYATİK AĞRISI ALTTA YATAN HASTALIĞIN HABERCİSİ OLABİLİR'</p><p>Siyatik ağrısının, belin alt kısmından çıkarak kalçadan bacağa kadar uzanan siyatik sinirin sıkışması veya baskı altında kalması sonucu ortaya çıktığını belirten Dr. Süslü, bunun tek başına bir hastalık değil, farklı sağlık sorunlarının belirtisi olduğunu söyledi. Dr. Süslü, 'En sık neden bel fıtığıdır. Bunun yanında omurga kanal darlığı, dejeneratif omurga hastalıkları, piriformis sendromu, daha nadir olarak ise omurga tümörleri, enfeksiyonlar, travmalar ve kırıklar da siyatik ağrısına neden olabilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>'UZUN SÜRE OTURMAK RİSKİ ARTIRIYOR'</p><p>Bazı kişilerin siyatik açısından daha yüksek risk taşıdığına dikkat çeken Dr. Süslü, 'İleri yaş, obezite, uzun süre oturarak çalışmak, hareketsiz yaşam tarzı, ağır fiziksel aktiviteler ve duruş bozuklukları siyatik gelişimini kolaylaştıran önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Bu nedenle özellikle masa başında çalışan kişilerin düzenli hareket etmeleri ve doğru duruş alışkanlığı kazanmaları büyük önem taşıyor' diye konuştu.</p><p>'KAS GÜÇSÜZLÜĞÜ VARSA GECİKMEYİN'</p><p>Tedavinin altta yatan nedene göre planlandığını belirten Dr. Süslü, 'Siyatik tedavisinde öncelikle ağrıya neden olan problem tespit edilir ve buna uygun tedavi uygulanır. Ancak belden başlayıp bacağa yayılan ağrıya ilerleyici uyuşma, duyu kaybı veya kas güçsüzlüğü eşlik ediyorsa bu durum acil değerlendirme gerektirir. Erken tanı ve doğru tedavi sayesinde hem ağrının kronikleşmesi hem de kalıcı sinir hasarı gelişmesi büyük ölçüde önlenebilir' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Istanbul</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/siyatik-agrisi-onemli-omurga-problemlerinin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/siyatik-agrisi-onemli-omurga-problemlerinin-habercisi-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="10799"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı Uyardı: Ağır okul çantası çocukların omurga sağlığını tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/uzmani-uyardi-agir-okul-cantasi-cocuklarin-omurga-sagligini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/uzmani-uyardi-agir-okul-cantasi-cocuklarin-omurga-sagligini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- ÇOCUKLARIN omurga ve kaslarının gelişim döneminde olması nedeniyle ağır yük taşımaya yetişkinlere göre daha hassas olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Çimen, 'Kapasitesinin üzerinde ağır okul çantası taşımak özellikle sırt, boyun ve omuz bölgesinde çeşitli sorunlara yol açabilir. Çanta ağırlaştıkça çocuk, dengesini korumak için farkında olmadan öne doğru eğilebilir. Bu durum başın ve boynun öne kaymasına, sırtın kamburlaşmasına, kas yorgunluğu ve spazmlara neden olabilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Çocukların gelişim döneminde olması nedeniyle ağır çantaların omurga ve kas sistemi üzerinde ek yük oluşturabileceğini söyleyen Medical Park Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Çimen, uzun süre ağır yük taşımanın kas yorgunluğu ve spazmlara yol açabileceğini ifade etti.</p><p>'ÇANTA AĞIRLIĞI YÜZDE 10'U GEÇMEMELİ'</p><p>Okul çantasının ağırlığının çocuğun vücut ağırlığına göre değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Doç. Dr. Çimen, 'Birçok uluslararası pediatri ve ergonomi kuruluşu okul çantasının çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10-15'ini aşmamasını öneriyor. Ancak özellikle gelişim çağındaki çocuklar için yüzde 10, daha güvenli bir hedef olarak değerlendirilebilir. Yüzde 15 ise aşılmaması gereken üst sınıra yakın bir değer olarak kabul edilmeli' diye konuştu.</p><p>'AĞIR ÇANTA DURUŞ BOZUKLUĞUNA YOL AÇABİLİR'</p><p>Ağır okul çantalarının çocukların duruşunu ve omurganın çalışma biçimini etkileyebileceğini belirten Doç. Dr. Çimen, ailelerin çocuklarını çantayı taşırken gözlemlemesinin önemli olduğunu söyleyerek şu bilgileri paylaştı:</p><p>'Çantayı taktıktan sonra belirgin şekilde öne eğilerek yürüme, bir omzun diğerinden daha yukarıda görünmesi, çantayı elleriyle alttan destekleme veya ağırlığı dengelemek için kalçayı öne doğru çıkarma, çantanın çocuk için fazla ağır olduğunun işaretleri olabilir. Okul dönüşünde ortaya çıkan boyun, sırt, bel veya omuz ağrıları da dikkate alınmalı. Kollarda, ellerde veya parmaklarda uyuşma ve karıncalanma, omuzlarda kızarıklık veya derin askı izleri görülmesi halinde de çantanın vücuda fazla baskı yapıp yapmadığı değerlendirilmelidir.'</p><p>'ÇANTA İKİ OMUZDA TAŞINMALI'</p><p>Çantanın tek omuzda taşınmasının vücuda asimetrik yük bindirebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Çimen, çantanın iki omuzda ve vücuda yakın şekilde taşınması gerektiğini belirtti. Doç. Dr. Çimen, 'Tek omuzda çanta taşıma alışkanlığı omurga ve kaslar üzerinde dengesiz yük oluşturabilir. Vücut dengeyi korumak için yükün olduğu omuzu yukarı kaldırıp diğer yöne doğru eğilebilir. Bu durum boyun, sırt ve omuz kaslarının sürekli çalışmasına ve zamanla ağrı ve spazmlara yol açabilir. Omurgayı korumak için yükün iki omuza eşit dağıldığı sırt çantaları tercih edilmeli' dedi.</p><p>'ÇANTA SEÇİMİNE ERGONOMİYE DİKKAT EDİLMELİ'</p><p>Çanta seçiminde ergonomik özelliklerin dikkate alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Çimen, 'Geniş ve yumuşak pedli omuz askıları yükün omuzlara daha dengeli yayılmasına yardımcı olur. Destekli sırt paneli, göğüs ve bel kemerleri ile çoklu bölme yapısı da yükün vücuda daha dengeli dağılmasını sağlayabilir. Çantanın kendi boş ağırlığının da mümkün olduğunca düşük olması önemlidir. Ağır eşyalar sırta en yakın bölmeye yerleştirilmeli, gereksiz malzemeler ise her gün çantadan çıkarılmalıdır' diye konuştu.</p><p>'UZUN SÜREN AĞRILAR GÖZ ARDI EDİLMEMELİ'</p><p>Çocuklarda okul döneminde görülen sırt, boyun ve bel ağrılarının takip edilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Çimen, ağrıların çanta hafifletildiği halde devam etmesi durumunda uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Çimen, 'Çanta hafifletildiği ve doğru şekilde taşınmaya başlandığı halde ağrıların iki haftadan uzun sürmesi, ağrının gece uykudan uyandırması veya kollarda belirgin güç kaybı ve his değişikliği görülmesi durumunda bir çocuk ortopedi uzmanına başvurulmalıdır' açıklamasında bulundu.</p><p>'DÜZENLİ FİZİKSEL AKTİVİTE OMURGA SAĞLIĞINI DESTEKLİYOR'</p><p>Düzenli fiziksel aktivitenin çocukların omurga ve kas-iskelet sistemi gelişiminde önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Çimen, 'Güçlü sırt ve karın kasları omurganın desteklenmesine yardımcı olur. Yüzme, basketbol ve çocuk pilatesi gibi yaşa uygun, omurgayı dengeli çalıştıran aktiviteler kas dengesinin korunmasına katkı sağlayabilir. Çocukların uzun süre hareketsiz kalmaması ve düzenli fiziksel aktivite yapması önemlidir' ifadelerini kullandı.</p><p>Doç. Dr. Çimen, okullar açılırken ailelerin çocuklarının omurga sağlığı için üç temel noktaya dikkat etmeleri gerektiğini söyleyerek, 'Çanta ağırlığının mümkün olduğunca çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10'unu aşmaması, çantanın iki omuzda doğru şekilde taşınması ve çocukların yaşlarına uygun düzenli fiziksel aktivite yapması omurga sağlığının korunması açısından önem taşıyor' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Istanbul</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/uzmani-uyardi-agir-okul-cantasi-cocuklarin-omurga-sagligini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/uzmani-uyardi-agir-okul-cantasi-cocuklarin-omurga-sagligini-tehdit-ediyor.jpg" type="image/jpeg" length="50339"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Prostat kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir, kontrollerinizi ihmal etmeyin']]></title>
      <link>https://www.avrupagazete.co.uk/prostat-kanseri-erken-donemde-belirti-vermeyebilir-kontrollerinizi-ihmal-etmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupagazete.co.uk/prostat-kanseri-erken-donemde-belirti-vermeyebilir-kontrollerinizi-ihmal-etmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA, (DHA)- ÜROLOJİ Bölümü uzmanı Doç. Dr. Emrah Yakut, 1-30 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, prostat kanseri hakkında bilgi vererek, erken tanının tedavi başarısındaki önemine dikkat çekti. Doç. Dr. Yakut, 'Prostat kanseri erken dönemde çoğu zaman belirti vermiyor. Özellikle risk grubundaki erkeklerin düzenli kontrollerini ihmal etmemeleri gerekiyor. Prostat kanseri, prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kanser türü olarak erkeklerde en sık görülen kanserler arasında yer alıyor. Hastalığın görülme sıklığı özellikle ileri yaşlarda belirgin şekilde artıyor' dedi. </p><p>Memorial Ankara Hastanesi Üroloji Bölümü'nden Doç. Dr. Emrah Yakut, 'Prostat kanserinde en önemli risk faktörü yaş olmakla birlikte, aile öyküsü ve genetik faktörler de önemli rol oynuyor. Birinci derece akrabalarında prostat kanseri bulunan erkeklerde hastalık riski artarken, özellikle genç yaşta prostat kanseri tanısı alan birden fazla aile bireyinin bulunması genetik yatkınlığı düşündürüyor. BRCA2 gibi bazı kalıtsal gen mutasyonları da prostat kanseri riskini artırabilir ve bu kişilerde daha erken değerlendirme gerekebilir' diye konuştu.</p><p>'ERKEN EVREDE HİÇBİR BELİRTİ GÖRÜLMEYEBİLİR'</p><p>Doç. Dr. Yakut, 'Prostat kanseri erken evrede çoğu zaman herhangi bir belirtiye yol açmayabiliyor. Bu nedenle şikayet bulunmaması hastalık olmadığı anlamına gelmiyor. İdrar yapmada zorlanma, sık idrara çıkma veya gece idrara kalkma gibi şikayetler ise her zaman prostat kanserine işaret etmeyebilir. Bu yakınmalar sıklıkla iyi huylu prostat büyümesine bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Hastalığın ileri evrelerinde ise kemik ağrıları, kilo kaybı ve genel durum bozulması görülebiliyor' ifadelerini kullandı.</p><p>'HASTALIK PROSTATLA SINIRLIYKEN TEDAVİ BAŞARISI YÜKSEK'</p><p>Erken tanının tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Yakut, 'Prostat kanserinde erken tanı, tedavi başarısı açısından büyük önem taşımaktadır. Hastalık prostatla sınırlıyken tedavi başarısı oldukça yüksek olabiliyor. Erken tanı sayesinde klinik olarak anlamlı kanserlerin henüz yayılmadan saptanması ve uygun hastalarda küratif, yani hastalığı tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen tedavilerin uygulanması mümkün olabiliyor' dedi.</p><p>'PSA YÜKSEKLİĞİ TEK BAŞINA KANSER TANISI KOYDURMUYOR'</p><p>Doç. Dr. Yakut, 'Prostat kanseri tanısında; PSA testi, Parmakla rektal muayene, Multiparametrik prostat MR'ı ve Prostat biyopsisi yöntemlerinden yararlanılmaktadır. PSA yalnızca kansere özgü bir test değil, prostata özgü bir belirteçtir. Buna göre PSA değeri prostat kanserinin yanı sıra iyi huylu prostat büyümesi ve prostat iltihabı gibi durumlarda da yükselebiliyor. Bu nedenle PSA yüksekliği tek başına prostat kanseri tanısı anlamına gelmemektedir. Yüksek PSA saptanan hastalarda klinik değerlendirme yapılarak gerekli görülmesi halinde MR ve biyopsi gibi ileri incelemelere başvurulması gerekmektedir' diye konuştu.</p><p>'HER PROSTAT KANSERİ HEMEN TEDAVİ GEREKTİRMİYOR'</p><p>Her prostat kanseri hastasının hemen tedavi edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Yakut, 'Her prostat kanseri hastasının mutlaka hemen tedavi edilmesi gerekmiyor. Özellikle düşük riskli ve yavaş seyirli prostat kanserlerinde aktif izlem önemli bir tedavi yaklaşımı oluyor. Aktif izlem uygulanan hastalar düzenli PSA, muayene, MR ve gerektiğinde biyopsilerle takip ediliyor. Bu yaklaşımın amacı, gereksiz tedavilerin neden olabileceği yan etkilerden kaçınırken hastalıkta ilerleme görülmesi halinde zamanında tedavi uygulanmasını sağlamaktır. Avrupa Üroloji Derneği (EAU) kılavuzlarında da uygun düşük riskli hastalarda aktif izlem standart yaklaşımlardan biri olarak önerilmektedir' ifadelerini kullandı.</p><p>'5 ÖNEMLİ TEDAVİ YÖNTEMİ'</p><p>Doç. Dr. Yakut, tedavi yöntemlerine ilişkin şu ifadeleri kullandı:</p><p>'Prostat kanserinde tedavi; hastalığın evresine, risk grubuna, hastanın yaşına, genel sağlık durumuna ve yaşam beklentisine göre kişiye özel olarak planlanmaktadır. Başlıca tedavi seçenekleri arasında; Aktif izlem, Radikal prostatektomi, Radyoterapi, Hormon tedavileri ve İleri ve yayılmış hastalıkta ise çeşitli sistemik tedaviler ön plana çıkıyor. Lokalize prostat kanserinde cerrahi veya radyoterapi küratif amaçla uygulanabilirken, hastalığın yayılmış olduğu durumlarda hormonal ve diğer sistemik tedaviler önem kazanıyor'.</p><p>'ROBOTİK CERRAHİ HASSAS VE KONTROLLÜ ÇALIŞMA İMKANI SAĞLIYOR'</p><p>Doç. Dr. Yakut, 'Uygun hastalarda robotik radikal prostatektomi de önemli bir tedavi seçeneğidir. Robotik cerrahinin üç boyutlu görüntü, yüksek hassasiyet ve dar anatomik alanlarda daha kontrollü cerrahi çalışma imkanı sunuyor. Robotik cerrahi, uygun hastalarda daha az kan kaybı ve daha hızlı iyileşme gibi avantajlar sağlayabiliyor. Ancak cerrahi tedavide en önemli unsur, yalnızca kullanılan teknoloji değil, doğru hasta seçimi ve cerrahi ekibin deneyimidir' dedi.</p><p>'40-50 YAŞLARINDAN SONRA PSA DEĞERLENDİRMESİ ÖNEMLİ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>PSA değerlendirmesinin ne zaman yapılması gerektiğinin kişinin risk durumuna göre belirlenmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Yakut, 'Prostat kanserinde erken tanı amacıyla PSA değerlendirmesinin ne zaman yapılması gerektiğinin kişinin risk durumuna göre belirlenmesi gerekiyor. Avrupa Üroloji Derneği kılavuzlarına göre, bilgilendirilmiş erkeklerde erken PSA değerlendirmesi genel olarak 50 yaşından itibaren düşünülebiliyor. Aile öyküsü bulunanlarda ve Afrika kökenli erkeklerde 45 yaşından, BRCA2 mutasyonu taşıyanlarda ise 40 yaşından itibaren daha erken değerlendirme öneriliyor. Takip aralıklarının ise kişinin başlangıç PSA değerine ve risk durumuna göre belirlenmesi gerekiyor' diye konuştu.</p><p>'PROSTAT KANSERİNDE KİŞİYE ÖZEL RİSK DEĞERLENDİRMESİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR'</p><p>Doç. Dr. Yakut, sözlerini şu ifadelerle tamamdı:</p><p>'Prostat kanserinde en önemli yaklaşım kişiye özel risk değerlendirmesidir. Her yüksek PSA kanser olmadığı gibi, her prostat kanseri de hemen tedavi gerektirmez. Doğru hasta için doğru zamanda aktif izlem, cerrahi (açık ve robotik) veya radyoterapinin seçilmesi hem kanser kontrolü hem de yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşıyor. Bu nedenle prostat kanseri açısından değerlendirme ve takip süreci güncel kılavuzlar doğrultusunda, deneyimli bir ürolog tarafından kişiye özel olarak planlanmalıdır.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://www.avrupagazete.co.uk/prostat-kanseri-erken-donemde-belirti-vermeyebilir-kontrollerinizi-ihmal-etmeyin</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 09:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupagazetecouk.teimg.com/crop/1280x720/avrupagazete-co-uk/uploads/2026/09/agency/dha/prostat-kanseri-erken-donemde-belirti-vermeyebilir-kontrollerinizi-ihmal-etmeyin.jpg" type="image/jpeg" length="17975"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
