Berkay YILDIZ/SAMSUN, (DHA)- SAMSUN Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nden (OMÜ) Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, 'Afet sonrası yapılan müdahale, iyileştirme ve yeniden yapılanma çalışmaları kriz yönetimi olarak tanımlanır. Risk yönetimi ihmal edildiğinde kriz yönetiminin yeterince başarılı olması mümkün değildir. Ülkemizde afetlerin sayıca artması ve giderek yaygınlaşmasının en önemli nedenlerinden birkaçını; yanlış yer seçimi, bilinçsiz yapılaşma ve toplumdaki farkındalık eksikliği olarak tanımlayabiliriz. Bu nedenle afet gerçekleşmeden önce alınacak önlemler hayati önem taşır' dedi.
OMÜ Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, afet riski olan bölgelerde yerleşim yeri seçimindeki dikkatsizlik ve umursamazlığın afet oluşumunda en önemli faktörlerden biri olduğunu belirtti. Doğru yer seçimi yanında yapıların sağlamlığı, nüfus yoğunluğu ve müdahale kapasitesi gibi unsurlara da bakılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, 'Afetler, meydana geldikleri bölgelerde göçlere yol açarak nüfus yapısını değiştirebilir, ekonomik hayatı olumsuz etkileyebilir ve yerleşim alanlarını kullanılamaz hale getirebilir. Altyapı sistemlerinin çökmesiyle birlikte salgın hastalıklar ortaya çıkabilir. Ayrıca uzun vadeli yatırımları geciktirerek ülke ekonomisini sarsabilir ve çeşitli toplumsal sorunlara neden olabilir. Doğa kaynaklı afetlerin oluşumu her ne kadar insan kontrolü dışında olsa da etkilerinin büyüklüğü doğrudan insan faktörüne bağlıdır. Yerleşim yerlerinin doğru seçilmesi, yapıların sağlamlığı, bulunulan ortamdaki nüfus yoğunluğu ve olası afetlere müdahale kapasitesi gibi unsurlar afetin sonuçlarını belirler' diye konuştu.
'TÜRKİYE, FİZİKİ COĞRAFYASINDAN KAYNAKLANAN ÖZELLİKLERİ NEDENİYLE ÇOK SAYIDA DOĞAL AFETLE KARŞI KARŞIYA KALAN BİR ÜLKEDİR'
Türkiye'de en çok deprem, heyelan, sel, çığ ve orman yangınları gibi afetlerin meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, 'Afet dediğimiz kavram; insanlar için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara yol açan, normal yaşamı kesintiye uğratan ve yerel imkanlarla baş edilemeyen doğal, teknolojik ya da insan kaynaklı olayları ifade etmektedir. Doğa olayları insansız ortamlarda normal bir süreç olarak görülürken insanların olduğu yerleşim birimleri üzerinde kayıplar oluşturduğu anda afete dönüşmektedir. Afetler genellikle aniden ortaya çıkar ve çok hızlı gelişir. Bu nedenle ölümler, yaralanmalar ve ciddi maddi-manevi zararlar meydana getirir. Ekonomik ve toplumsal yaşam üzerinde derin etkiler bırakır. Farklı şiddetlerde ve sürelerde gerçekleşebilir, aynı bölgede birden fazla afet de görülebilir. Türkiye, coğrafi konumu iklimi, jeolojik ve jeomorfolojik yapısı nedeniyle çok sayıda ve çeşitte doğal afetle karşı karşıya kalan bir ülkedir. En sık görülen afetler arasında deprem, heyelan, sel, kaya düşmesi, çığ ve orman yangınları bulunmaktadır' ifadelerini kullandı.
'AFET SONRASI YAPILAN İYİLEŞTİRME VE YENİDEN YAPILANMA ÇALIŞMALARI, KRİZ YÖNETİMİ OLARAK TANIMLANIR'
Afetler gerçekleşmeden önce alınacak önlemlerin hayati önem taşıdığını söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, 'İklim değişikliğinin etkisiyle özellikle meteorolojik ve hidrolojik kökenli afetlerin sayısında artış yaşanmaktadır. Sel ve taşkınlar hem Türkiye'de hem de dünyada en etkili afet türlerinden biridir. Bu afetler can kayıplarına yol açmakta, tarım alanlarına zarar vermekte ve ulaşım ile haberleşmeyi aksatmaktadır. Modern afet yönetimi anlayışında, afet öncesine yönelik çalışmalar risk yönetimi kapsamında değerlendirilir. Bu süreçte zarar azaltma, hazırlık, tahmin ve erken uyarı ön plandadır. Afet sonrası yapılan müdahale, iyileştirme ve yeniden yapılanma çalışmaları ise kriz yönetimi olarak tanımlanır. Risk yönetimi ihmal edildiğinde kriz yönetiminin başarılı olması mümkün değildir. Ülkemizde afetlerin büyümesinin en önemli nedenlerinden biri yanlış yer seçimi, bilinçsiz yapılaşma ve toplumdaki farkındalık eksikliğidir. Bu nedenle afet gerçekleşmeden önce alınacak önlemler hayati önem taşır. Bir yerleşim alanında afet meydana geldiğinde ya da risk söz konusu olduğunda yeniden yerleştirme süreci başlar. Afetzedeleri eski yerinden alıp yeni ve güvenli bir yere taşıma, bunun için uygun alanların bulunup yeniden yerleştirmeye gidilmesi kritik bir süreçtir. Bu süreçte amaç, gelecekte tekrar yaşanabilecek zararları en aza indirme olmalıdır. Afetlerle mücadelede en önemli adımlardan biri doğru yerleşim yeri seçimidir. Afet sonrası yeniden yerleşim konusunda üç temel görüş vardır. Bunlar; afete maruz kalan sahadaki yerleşimin tamamen terk edilmesi, yerleşmenin aynı alanda daha sağlam şekilde yeniden kurulması ya da yakın çevrede yeni bir yer seçilmesi bu yaklaşımlar arasındadır' dedi.
'YENİDEN YERLEŞİM SÜRECİ YALNIZCA KONUT ÜRETİMİ OLARAK GÖRÜLMEMELİDİR'
Afet risklerinin azaltılması için bilimsel çalışmaların artırılması ve yaygınlaştırılması gerektiğini belirten Yılmaz, şöyle konuştu:
'Türkiye'de genellikle, daha düşük riskli alanlara yönelmeyi esas alan üçüncü yöntem uygulanmaktadır. Ancak uygulamada çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Planlama süreçlerinin yeterince dikkate alınmaması ve çevresel faktörlerin göz ardı edilmesi, afet sonrası yeniden yerleşim çalışmalarını zorlaştırmaktadır. Afet sonrası yer seçiminde genellikle yerleşim birimlerinin parçalanmaması ve idari sınırlar içinde kalınması hedeflenir. Ancak bu yaklaşım her zaman güvenli sonuçlar doğurmayabilir. Yeniden yerleşim süreci yalnızca konut üretimi olarak görülmemelidir. Ekonomik, sosyal ve kültürel boyutları içeren bütüncül bir planlama yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde, afetzedeler yeni yerleşim alanlarında geçim kaynaklarından uzaklaşarak ciddi uyum sorunları yaşayabilir. Günümüzde birçok uygulama sadece barınma ihtiyacına odaklanmakta, iş yeri, sosyal yaşam ve ekonomik faaliyetler yeterince planlanmamaktadır. Özellikle kırsal kesimde yaşayan ve tarım ve hayvancılıkla geçinen bireyler için bu durum önemli sorunlar doğurmaktadır. Bu nedenle afet sonrası yerleşim politikaları belirlenirken, insanların ekonomik faaliyetlerini sürdürebileceği, sosyal yaşamlarını devam ettirebileceği ve aynı zamanda afet riskinin düşük olduğu alanlar tercih edilmelidir. Afetlerin etkileri çok boyutludur ve bu nedenle çözüm süreci de disiplinler arası bir yaklaşım gerektirir. Afet risklerinin azaltılması için bilimsel çalışmaların artırılması, risk haritalarının hazırlanması ve yerel düzeyde uygulanabilir politikaların geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.' (DHA)