Bir yandan Öcalan ile süreç devam ederken, öte taraftan, terör örgütü PKK ve destekçileri gelecekte bir ayaklanmanının hesabını yapıyor. Son günlerde ard arda meyana gelen terör olaylarını değerlendirecek olursak, Türkiye’nin hızla bir iç savaşa doğru sürüklenmeye çalışıldığını görmüş oluruz.
Bu yazı yazılırken, Cizre’den gelen haberler, PKK’nın karakollara ve polis araçlarına yeniden saldırıya geçtiğini ve Cizre’deki çatışmaların sürdüğünü duyuruyordu. Dikat edilecek olursa, kurtarılmoş bölge ilan edilen Cizre’de PKK ve yandaşları güvenlik güçleri ve devlet memurlarını istemiyor. Bu konuda da açıklamaları var.
Şimdi,işin en can alıcı noktasına gelelim:
PKK’nın gençlik yapılanması YDG-H bir mesaj yayınladı. Mesajda şu görüşler vurgulanıyor:
“Hareket olarak tek taraflı yürütülen adına çözüm süreci dedikleri süreci askıya alıyor, silahlarımızın katillerin ensesinde olduğunu duyuruyoruz.”
Şimdi bu açıklama ne anlama geliyor?
Bizi yönetenler Cizre olayları başta olmak üzere, terör örgütünün her eylemini paralel yapıya bağlıyor. Arkasında bazı güçleri arıyor. Bu olayların arkasında provokatörlerin olduğuna vurgu yapılıyor.
Herşey açık ve ortada. Yapanlar belli. Yüzümüzü Cizre’ye çevirdiğimizde birçok gerçekle karşılaşabiliyoruz.
Güvenlik güçlerine karşı adeta bir savaş veriliyor. Polisimiz kendisini savunmak ve korumak durumunda bırakılmış. Saldıranlar terör örgütü ve yandaşları. Böyle bir ortamda barıştan,kardeşlikten, huzurdan söz etmek mümkün mü? Kaldı ki yapanlar belli ve “Biz buradayız” diyor. Olayları “provokatörler çıkarıyor” diyerek konuyu başka boyutlara taşımak yanıltıcı olmuyor mu?
İşin ilginç yönü, PKK’lıların başta İstanbul olmak üzere, büyük kentlerde silahlanması, ayaklanmaya hazırlık içinde bulunmasıdır. Bunları görmezden gelemeyiz. İstekleri bir türlü bitmeyen terör örgütü ve yandaşlarının yakında büyük olaylara imza atmaya başlaması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.
Konu terörden açılmışken, giderek sesini yükselten ve kanlı eylemlere imza atmaya başlayan yasa dışı DHKP-C’den de söz etmeden geçemeyeceğiz. Arkasında dış güçlerin bulunduğu bu örgüt de PKK gibi kanlı eylemlere başladı. Türkiye, terörist örgütlerin cirit attığı bir ülke görüntüsü vermeye başlayacak.
Çünkü, konunun sadece PKK ve DHKP-C ile de sınırlı kalmayacağı görülüyor. Suriye’deki iç çatışmalarda görev alan bazı yasa dışı İslami örgütlerin de PKK ve DHKP-C gibi kanlı eylemlere başlayabileceğine dikkat çekiliyor. Özellikle IŞİD, Hizbullah ve HÜDA-PAR gibi örgütlerden de ses getirici eylemlerin başlayabileceği gözlerden uzak tutulmamalıdır.
Geçenlerde Prof. Dr. Ümit Özdağ hoca da bu konuları köşesine taşıyan çok ilginç ve anlamlı bir yazı yayınladı. Özdağ’ın konu ile ilgili tespitlerine katılmamak mümkün değil. Yazının son kısmını sizlerle paylaşmak istedik:
“DHKP-C eylemlerinin kısmî istikrarsızlık yaratıcı etkisi muhakkak ki olacaktır. Ancak şu ana kadar gerçekleştirilen tek başına türde eylemler ile, ağır terör eylemi travmaları yaşamış bir ülke olan Türkiye’yi değil istikrarsızlaştırmak, kısa süreli sarsmak dahi mümkün değildir. 1968’den bu yana aşamalı olarak terör dalgalarının hemen her türlüsünü yaşayan bir ülke olan Türkiye’de insanlar bir anlamda psikolojik olarak aşılanmışlardır. Eğer Türkiye’nin istikrarsızlaştırılması için özellikle Batı kaynaklı bir siyaset var ise ülkemizin çok daha etkili/kapsamlı terör dalgaları yaşaması planlanmaktadır demektir.
Türk halkı gibi Türk güvenlik sistemi de MİT-Jandarma-polis, terör konusunda dünyadaki en deneyimli güvenlik sistemlerinin başında gelmektedir. Terör dalgası boş ve direnç olmayan bir alanda değil, terör deneyimli bir halk ve güvenlik teşkilatının var olduğu ülkede gerçekleşecektir. Ancak Türkiye açısından sorun, PKK’nın Güneydoğu Anadolu’da ayaklanmaya hazırlandığı, büyükşehirlerde küçük ayaklanmalar ile belirli semtleri işgal edip kurtarılmış bölge oluşturmak için hazırlandığı bir dönemde güvenlik bürokrasisinin, suikastler ile baskı altına alınması, diğer bir ifade ile terörize edilmesidir.
PKK-DHKP-C eylemleri, “organik bir birliktelik olmasa dahi” eş zamanlı ve üzerinde anlaşılmadan dahi olsa “koordineli” şekilde gerçekleşir ise zaten 2015 senesini çok zor geçireceği anlaşılan Türkiye, daha da zor bir yıl geçirecektir.”
Şimdi bütün bu gelişmeleri alt alta koyduğumuzda içinde bulunduğumuz 2015 yılının terör açısından hiç de parlak geçmeyeceğini görmüş oluyoruz. Felaket tellallığı yapmıyoruz, doğruları ve olası gelişmeleri ortaya koyuyoruz. Çünkü, Türkiye üzerinde hesabı olan dış güçler içinde bulunduğumuz yılda çok daha aktif biçimde ortaya koymaya çalışacaklardır. Bu son olaylar da bunların ayak sesleridir.