PARİS! PARANIN YERİ BELLİ...

Abone Ol

Bu hafta “Paris İklim Anlaşması”nın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi TBMM Dışişleri Komisyonu'nda kabul edildi. Teklif ertesi gün Meclis Genel Kurulu'nda görüşülerek onaylandı. Sonunda Türkiye anlaşmanın gereklerini yerine getirme kararı aldı. Peki Türkiye neden bu kadar direndi ve ne oldu da bir anda kabul etme kararı aldı?

BUGÜN : PARASIZ KALINCA!

Türkiye’nin 2020 yılı ihracatı yaklaşık 170 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu yıl elbette ki bir miktar daha artmasını bekleyebiliriz. Ancak 2023 yılı 500 milyar dolar ihracat hedefinden oldukça uzaktayız. Buna karşılık 2019 yılında 30 milyar dolar olarak gerçekleşen dış ticaret açığımız 2020 yılında 50 milyar dolar olarak gerçekleşti. Yani bir şekilde paraya ihtiyacımız var.

Türkiye’nin ihracatını arttırması, artık sadece ihracatı etkilediğini düşündüğünüz bilindik faktörlere bağlı değil. Bunların ötesinde, sizin malınızın hedeflediğiniz pazar tarafından kabul edilip edilmemesine de bağlı. Daha doğrusu hedef pazarın sınır kapısından geçip geçememesine.

Yakın gelecekte – hatta kimi pazarlar için bugünden itibaren – karbon ve su ayak izi hesabını veremeyen, bunu sıfırlayamayan şirketlerin ve hatta ülkelerin, üstüne para verse bile, malını küresel pazara sunma şansı olmayacak. İşte tam da bu noktada 500 milyar dolar ihracat hedefi koymuş olan ve ülkelerin karbon ayak izi listesinde on altıncı sırada yer alan Türkiye’nin işinin hayli zor olduğu aşikar.

Türkiye biraz da bu sıkışıklığından kaynaklanan durumu gereği Paris Anlaşması’nı ivedilikle komisyonda onayladı ve Meclisten geçirdi. Daha açıklamanın ardından, Türkiye’ye finansal destek başladı bile. Önümüzdeki yıl bu desteğin artarak devam etmesini bekleyebiliriz. Yani sıcak para aşığı Türkiye’ye yine bir yerlerden ve bir sebeple para gelecek gibi görünüyor. Ancak bu sefer paranın gideceği yer belli. En azından kaynak belli olduğunu düşünecek. Fakat hedefi neresi olursa olsun, bir ekonomiye giren paranın, elbette ki birçok yan alana fayda sağlayacak olduğunu kabul etmek lazım. 

DÜN : CAN PAHASINA KARBON.

Elbette ki Türkiye’nin imzalamış olduğu halde, Paris Anlaşması’nı Meclis’ten geçirmemek yönünde haklı gerekçeleri de vardı. Belki de iki yüzyılı aşkın süredir, küresel ekonomideki dengesizlik ve finansın adaletsiz dağılımından muzdarip ülkeler arasındadır Türkiye. Diğer yandan, Türkiye’nin bu duruma düşmesinde en büyük neden, tabi ki kendi fikirsiz siyasetçilerinin tutarsız ekonomik ve sosyal politikaları ile hepsini birden kapsayan antidemokratik yapısı olmuştur. Umalım ki bu kötü gidişat yakın gelecekte tersine dönsün.

Mesele sadece bugüne dek Paris Anlaşmasını imzalamamış olmamız değil, karbon salınımındaki pozisyonumuz. Peki bu ne demek? Yukarıda bahsettiğimiz karbon ayak izi listesinin altıncı sırasında yer alan Almanya ile durumumuzu bir karşılaştıralım. (Bu arada karbon ayak izini karşılaştırırken şunu da dikkate alalım. İhracat büyüklüklerine göre Almanya 184 ülke arasında 3., Türkiye ise Almanya’nın yedide biri ihracat kapasitesi ile 27. sırada.) Konuya dönelim. Almanya 1990 yılından bu yana karbon ayak izini yüzde 21 düşürmüşken, aynı dönemde Türkiye’nin karbon ayak izini yüzde 186 arttırdığını görüyoruz. Neden oldu, nasıl oldu, Türkiye’nin mazereti nedir? Bunların hepsi ayrı tartışma konusu. Sonuca baktığımızda, karbon salınımı karnemiz ile iyi bir durumda değiliz, değildik.

Türkiye’nin bugün yerinde yeller esen görece refahını sağlamak uğruna, ayağımıza dolanan termik yüklenmesi, bilgisiz ve kifayetsiz ellere kaldı. Bu nedenle, Türkiye’nin plansız enerji talebi, hem karbon ayak izini büyüttü hem de bu talebi karşılama pahasına canların kaybına neden oldu. Ne yazık ki yine bu plansız ve ne yöne olduğu belli olmayan büyüme döneminde, geçti gitti diyemeyeceğimiz büyük acılar yaşadık. Hala acısı yürekleri burkan Soma faciasında kaybettiğimiz 301 madenciye ve tekmelenen ailelerine Paris Anlaşmasını nasıl anlatabiliriz acaba?

YARIN : PARİS’İN FATURASI

Paris Anlaşması’nın Meclis’ten geçmesi, Türkiye’nin birçok alanda politikalarını değiştirmesini gerektirecek. Anlaşma hükümlerine uygun olacak şekilde alınacak önlemlerin Türkiye’ye faturası ile ilgili birçok açıklama var. Elbette ki bu açıklamaları yapanlar konularında uzman kişiler. Bazı açıklamalar bu faturanın 5-10 yıl boyunca yılda 8-10 milyar dolar civarında olacağını öngörüyor. Bu hesaplamayı yapmak oldukça güç. Ancak Türkiye’nin bunu yapabilecek kabiliyette kişi ve kurumlarının olduğunu bilmek rahatlatıcı. Biz de kendimizce “kaba hesap” bir katkıda bulunalım.

Şimdi faturanın sadece termik santraller kısmına bir bakalım isterseniz. Türkiye’nin termik santrallerini önümüzdeki on yıl içinde kapatması gündemde. Peki bu santralleri kapatmanın ve kaybolan kurulu gücü yenilenebilir kaynaklar ile telafi etmenin faturası nedir?

Türkiye’nin mevcut kurulu gücü yaklaşık 98 bin MW civarında. Bu kurulu gücün yarıya yakını ise, 48 bin MW ile termik kaynaklı. Şimdi bunu kapatıp yenilenebilir yapmanın maliyetina bakalım. Eğer hepsini hidro elektriğe çevirirsek – ki ne kadar yenilenebilir olduğu tartışılır – Türkiye’ye faturası bugünün yatırım maliyetleri ile 90 milyar dolar. Rüzgara (onshore) çevirirsek, yine bugünün fiyatları ile 65 milyar dolarlık bir yatırım. Güneşi tercih ettiğimiz halde ise bu yatırım maliyeti 40 milyar dolar. Tabi ki dönüşüm tek bir kaynağa yönelik olmayacak. Türkiye kendisi için en verimli olan kompozisyonu tercih edecektir.

Bu sadece enerjideki dönüşümün faturası. Bunun gibi ulaştırma, sanayi gibi alanlardaki dönüşümün maliyetini de bunun üzerine eklemeniz gerekiyor. Yani önümüzdeki on yılda yaklaşık 100 milyarın üzerinde bir dönüşüm maliyetinden bahsediyoruz. Elbette ki son kuruşuna kadar değer.

Paris Anlaşması’nın kabulü Türkiye’nin bu maliyeti karşılayabilmek için uluslar arası kaynaklardan destek alabilmesinin kapısını da araladı elbette. Ancak para bir takım kurallar ile birlikte gelecek. En önemli kural ise kaynağın amacına uygun olacak şekilde kullanılması. Yani paranın bu dönüşüme harcanması şart. Bu nedenle daha bugünden paranın ucunu görerek elini ovuşturanların biraz geri adım atmasında yarar var.

Bu konudaki gelişmeleri önümüzdeki dönemde sıklıkla inceleyerek, olabildiğince sarih bir şekilde sizler ile paylaşmaya devam edeceğiz. Bugün için, siyaset ötesi faydaları itibarı ile, gelecek kuşaklar adına bu gelişmeden memnun olmanın tadını çıkartalım.