İKTİDAR GERİCİ

Abone Ol

Yarın (10-11 Aralık 2020) Avrupa Birliği (AB) liderler zirvesi başlıyor. Türkiye’yi yöneten, daha doğrusu yönetemeyen iktidar nefesini tutmuş, Türkiye’ye ne kadar yaptırım uygulanacak bekleyişi içine girmiş durumda. Bu iktidar Türkiye’yi öyle bir yere getirdi ve çıkmaza soktu ki, çıkarları birbiriyle çelişen AB ülkelerini yekpare şekilde karşımıza çıkardı. Bugün AB içinde Türkiye’ye yaptırım uygulanmasın diyen yok! Az mı yoksa çok mu yaptırım uygulayalım diyenler var! Yani konu; Türkiye’yi az mı dövelim, çok mu dövelim! 

AB’nin lider ülkesi Almanya’nın Başbakanı Merkel çok sert yaptırımlardan yanaymış gibi görünmüyor. Bunun nedeni Türkiye’yi ve Türkleri çok sevmesi değil! Almanya’nın ve AB’nin Türkiye üzerinden elde ettiği ekonomik çıkarları zarar görmesin diye. Ayrıca Merkel, Türkiye’ye karşı sert yaptırım uygulanmasını isteyen Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) de dengelemek ve idare etmek zorunda.

AB Yaptırımları Niçin Önemli?

AB’nin yaptırım uygulayıp uygulamaması ve özellikle sert yaptırımlar uygulaması Türkiye için çok önemli. Çünkü iktidar, bugüne kadar sürdürdüğü yalan yanlış maliye ve para politikaları, lükse şatafata yaptığı harcamaları ve kıt kaynaklarımızı çarçur eden idari tasarrufları ile ekonomimizi iflas ettirmiş durumda. Üstüne bir de COVID-19 tuz biber ekmişken Türkiye’nin şimdi de en büyük ticari ortağı olan AB’nin yaptırımlarına dayanabilmesine imkân ve ihtimal yok.

Bu yüzden iktidar;

Geçmişte AB için demediğini bırakmamışken; “Geleceğimizi Avrupa içinde tasavvur ediyoruz” dedi, 

Hukuk, adalet ve demokratik reformlardan bahseder oldu,

22 Kasım 2020’de Alman Hamburg Firkateyninin Türk Bayraklı Roseline A gemisine yaptığı durdurma, sorgulama, asker çıkarma ve silah arama eylemini en alçak perdeden ve sadece iç kamuoyunu kandırmaya yönelik bir tepkiyle geçiştirdi,

Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarımıza yönelik faaliyetleri durdurdu ve Oruç Reis sismik araştırma gemisini limana aldı,

“Deniz yetki alanlarımızın sınırı budur, kimseyle tartışmayız!” söyleminden çark ederek; “Yunanistan ile önkoşulsuz masaya otururuz” teslimiyetine geldi,

İbrahim Kalın’ı Brüksel’e gönderdi,

Hatta iddialara göre Kıbrıs ve Ruhban Okulu konusu dâhil tavize hazır olunduğuna dair mesaj bile verdi.

Karşımızda Sadece AB Yok!

Ama inandırıcı olmuyor. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, “Son birkaç gündür Türkiye yönetiminin açıklamalarının tonunda bazı değişiklikler saptayabildim… Ama sözlerdeki değişiklikler yeterli değil. Eylemlere, politikadaki değişikliğe yönelik gerçek kanıtlara ihtiyaç var” dedi. 

Karşımızdaki cephe sadece AB de değil. ABD yaptırımlarının da eli kulağında! İktidar yüzünden tüm dünya karşımızda! Ruslarla da üç cephede karşı karşıyayız. Rusya, Batı’ya Türkiye’yi tamamen kaptırmamak için idare ediyor ve tolerans gösteriyor. Yoksa, Ruslarla da kapışmıştık.

İktidar Bir İmkansızı Gerçekleştirdi

Cumhuriyet tarihimiz boyunca böyle bir şey yaşamadık. Doğu Akdeniz ülkelerinin tamamı karşımızda! Arap Birliği de karşımızda ve Türkiye’yi tehdit ve bölgede istikrarı bozan unsur olarak görüyor! Birkaç istisnayı saymazsanız, tüm İslam ülkeleri de karşımızda. İktidar bir ilki başardı, “Siyasal İslamcı” politikalar izlediği ve İhvan’ı desteklediği için Mezopotamya kökenli tüm İbrahimî dinlerin mensuplarını (Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler) Türkiye’ye düşman etti ve imkânsızı gerçekleştirdi. 

Bu iktidar reform yapamaz! Ne hukuk, ne adalet, ne de demokrasi! Hatta bu üçü olmadığı için ekonomik bir reform da yapamaz. Bu, eşyanın tabiatına aykırı! Reform yapmak istiyormuş ve yapacakmış gibi bir görüntüyle ancak iç ve dış kamuoyunu kandırabilir! Ne çare ki kandırmanın da bir sonu var! Ve bu sona gelindi!

Sorun Dincilik!

Ülkece yaşadığımız bu felaketin gerçek nedeni; iktidarın gerici ve gayri milli olmasıdır. Gerici derken; sorun din veya dindarlık değil. Dindar insanlarımızın başımızın üstünde yeri var. Sorun dincilik! Yani İslam dinini siyasal çıkarları için kullanmak! İktidar bunu yapıyor ve İslam’ı kullanarak tüketiyor! 

Gericilik; geçmişin aklı, kimliği ve örgütlenme biçimi ile günümüzün sorunlarını çözmeye çalışmaktır. “Siyasal İslam”; insanlığın geçmiş zaman dilimi içinde ürettiği bir ideolojidir ve çağdaş değildir! “Yeni Osmanlı” hayali de Osmanlı’nın monarşi ve teokrasi içeren yapısı ve örgütlenme biçimi ile bir Ortaçağ devlet yapısıdır, çağdaş değildir. Zaten Osmanlı da gelişime ve değişime ayak uyduramadığından geride kalmış, hasta adam durumuna düşmüş, yarı sömürge olmuş, parçalanmış ve yıkılmıştır. Ümmet kimliği de geçmişin ve öbür dünyanın bir kimliğidir. Şimdi bu çağdışı bileşenlerle çağdaş işler yapılabilir, çağdaş devlet ve toplumlarla rekabet edilebilir ve çıkarlarımız korunabilir mi? Tabii ki hayır! Bu yüzden her konuda iflas etmiş durumdayız!

Çözüm; Atatürk ve Cumhuriyetin Fabrika Ayarlarıdır!

Takım elbise giyiyor olmak, kravat takmak, son model arabalara binmek, akıllı telefonlar kullanıyor olmak gerici olmadığınızı göstermez. Ama bunların hiçbirisini bu kafa yapısı tasarlayamaz ve üretemez olduğunuzu gösterir.

Çözüm; sorgulayıcı aklı ve bilimi esas alan kafa yapısıdır, imanı taklidi değil tahkiki olan inanç durumudur, demokrasidir, insan hak ve özgürlükleridir, laikliktir, evrensel hukuktur, ulus devlet yapısı ve ulus kimliktir, ortak akıldır. Bunların hepsi Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Aydınlanma Devrimlerinin hedefidir. İktidar gericilik yaptığı ve çağdaş uygarlık yarışında 180 derece aksi rotaya döndüğü için bu felaketler başımıza geldi ve daha da gelecek. Yapılması gereken; Cumhuriyetin kurucu ayarlarına dönmek, tek adam yönetiminden vazgeçmek ve parlamenter rejime geçmektir.