banner43

Yüzyılın Anlaşması ya da Yahudi barışı, İsrail Filistin özel analiz

Yüzyılın Anlaşması'ndan kamuoyuna sızdırılan detaylar, hakkaniyetli ölçülerde ortaya çıkacak iki devletli çözüm bir yana, “güçlünün hukuku” olarak isimlendirilebilecek bir sonuca işaret ediyor.

GÜNDEMDEKİLER 15.05.2019, 15:12
15
Yüzyılın Anlaşması ya da Yahudi barışı, İsrail Filistin özel analiz

Yüzyılın Anlaşması’na dair geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan detaylar, ABD’nin onlarca yıl bir biçimde çözüme kavuşturmaya “çalıştığı” sorunda havlu attığına ve uluslararası hukuku bir yana bırakıp güç politikasına meylettiğine işaret ediyor. Önerdikleri devlet Tukidides’e rahmet okutacak cinsten: İsrail yapabildiğini yapıyor, Filistin çekmesi gereken eziyeti çekiyor. İki devletli çözümü esas alan temel tarihi gelişme Oslo süreci sonunda imzalanan anlaşmalardı. Bu vesileyle iki taraf da bir diğerini tanımış oluyor ve Filistin’e geçici ve kısıtlı bir yönetimi tecrübe etme imkânı sağlanarak, ilerleyen yıllarda bağımsızlığını kazanacak bir devletin temelleri atılmış oluyordu. Yıl 1993’tü. İsrail’de Siyonist sol bir hükümet işbaşındaydı. Eski bir genelkurmay başkanı olan İzak Rabin “barış güvercini” olarak anılıyordu. Hâlbuki Arap milliyetçiliğinin köküne kibrit suyu döken Altı Gün Savaşı’nda İsrail ordusunu kumanda eden oydu. Bir bakıma da barış seçeneğini aktive edebilecek bir kişisel politik sermayesi vardı, İsrail kamuoyunda. Lakin anlaşmaların imza edilmesinden kısa bir süre sonra, bir miting esnasında öldürüldü; hem de Tel Aviv gibi ülkenin kozmopolit bir şehrinde. Öldürüldüğü meydana ismi verildi. Fakat hatırası barış ihtimalinin güçlendirilmesine yetmedi. Aksine, 1977’den bu yana süregelen Likud iktidarlarına nazaran İşçi Partisi’nin kısa süren bir parantezi daha böylece kapanmış oldu.

Netanyahu’nun ilk iktidar deneyimi de söz konusu iki devletli çözüm fikrinin hayata geçirilme çabasıyla zemin buldu. Kendisi Oslo sürecinin anti-teziydi. Filistinli örgütlerin çeşitli saldırıları, Netanyahu’nun güvenlikleştirici diline meşru bir atmosfer ve uygun bir kamuoyu meydana getirdi. 1996 yılında ilk defa Knesset seçimlerinden ayrı yapılan Başbakanlık seçimlerini işte bu atmosferde kazanarak, İsrail’in bugünlerine de imza atacağı süreci başlatacaktı. Yaklaşık yirmi üç yıllık bu dönem, iki devletli çözüm fikrinin öldürülmesi için de gereken süreydi. O günlerden bugünlere (Ehud Barak’ın iki yıllık iktidar süreci haricinde) kendisi olmasa da fikirleri iktidardaydı; süreci Likud geleneği yönetmekteydi. Kısacası, Oslo süreciyle iki devletli çözüm ihtimalinin belirmesi, Filistin otoritesi adı altında otonom bir yapı tesis edilmesi ve bu yapının yönetimine kısıtlı da olsa Batı Şeria’da ve Gazze’de teritoryal bir alan tevdi edilmesi, İsrail kamuoyu tarafından bir kez daha ciddi bir şans verilmeyen bir öneriydi. Uluslararası hukuk ölçüleriyle girişilen Oslo süreci, aslında çoktan ölmüştü. Yerini tek taraflı eylemleriyle “lütfeden” bir rejim aldı. Etnokrasinin güçlendirilmesi, Likud geleneğinin iktidar yıllarında öne çıktı.

Bugünlere kadar uluslararası kurumların bağlayıcı hükümleriyle ortaya koyduğu kimi kararlar (BMGK 181, 242 vb.) ve uluslararası toplumun Filistin sorununun hakkaniyetli çözümü için ortaya attığı kimi planlar rafa kaldırılmış görünüyor. Kamuoyuna sızdırılan detaylara bakıldığında, hakkaniyetli ölçülerde ortaya çıkacak iki devletli çözüm bir yana, “güçlünün hukuku” olarak isimlendirilebilecek bir sonuca işaret ediliyor: Silahsızlandırılmış, önceki anlaşmalarla temellenmiş toprakları işgal ve ilhak edilmiş, stratejik olarak parçalanmış bir Filistin. Bu anlaşmaya da “yüzyılın anlaşmasından” ziyade, “pax Judaica” ya da “Yahudi barışı” denmesinde herhangi bir sakınca yok artık.

Neden Yahudi barışı? Sistemik ve bölgesel düzeylerde elde ettiği kazanımlar, onu hegemonik bir varlığa dönüştürüyor. Her ne kadar abartılı ve komplovari bir iddia gibi görünse de, söz konusu hegemonya İsrail’in varlığını, merkeziliğini ve idare etme kapasitesini ön plana çıkarıyor. Hem beka tehditlerinden azade bir meşrulaşma yaşıyor hem coğrafyasını ve politik pozisyonunu merkez alan bir etki dalgası Arap kalpgâhına doğru kademe kademe inşa ediliyor hem de söz konusu etkiyle şekillenen ittifak politikalarının argümanlarını üretmenin sponsorluğunu üstleniyor.

Son dönemde özellikle ABD’nin ve Trump yönetiminin sergilediği politikalar ve tutumlar (salt Trump’ın kişiliğine indirgenmeksizin) sistemik düzeydeki gelişmelerin eseri olarak okunmalı. Söz gelimi, işgal edilmiş Doğu Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması ya da yine işgal ve ilhak edilmiş Golan tepelerinin İsrail’in toprağı olarak kabul edilmesi, sistemik dönüşümlerden bağımsız bir patikada ilerlemiyor.

Örneğin Rusya, yakın çevresini konsolide ederken kalkıştığı birtakım eylemlerle uluslararası sistemin yapısını da dönüştürdü. 2008’deki Gürcistan müdahalesi ve ülkenin fiilen bölünmesi ve 2014’te de Ukrayna’nın aynı kaderi paylaşması ve Kırım’ın ilhakı, Birleşmiş Milletler ile zirve noktasını temsil eden, anlaşma ve teamülden oluşmuş devletler hukukunu bir kenara koymuştu. En temel sav, “silah yoluyla toprak elde edilmemesi” ilkesi dahi yok sayılmış, işgal ve ilhak rejimlerinin kurulmasıyla birlikte, sistemik düzeydeki güç mücadelesi de fütursuz bir hal almıştır.

Sistemik düzeyde yaşanan bu fütursuzluk hali, ABD’nin özellikle de İsrail politikası bağlamında belirgin yansımalara sahip. Bizleri rahatsız eden, Kudüs’ün İsrail’in başkenti kabul edilmesini veya Golan tepelerinin İsrail toprağı addedilmesini, öncelikle bu minvalde değerlendirebiliriz.

Bir diğer bağlam, kuşkusuz, artık gözümüzün içine sokulan bölgesel düzeydeki gelişmeler. İsrail’in, özellikle de pax Americana’nın bir uzantısı olarak, 1990’lı yıllardaki İsrail-Türkiye aksının yapısal alternatiflerini geliştirmesi ve bir biçimde hayata geçirmesi, bölgesel düzeydeki dönüşümün en can alıcı noktasını oluşturuyor. Söz konusu bölgesel düzeyde, Arap çeperini coğrafi olarak avucunun içine almış oluyor. Kendi sınırlarından başlayarak, yakın çevresinde kademeli güvenlik kuşakları inşa etmiş oluyor. Arap yarımadasını tescilli hinterlandına dönüştürüyor. Bütün bu süreçleri de İran “tehdidini” işlevsel bir biçimde kullanarak gerçekleştiriyor. Ortak tehdit, yapısal dönüşümün yolunu açıyor.

Bir diğer güvenlik kuşağını ise Doğu Akdeniz’de görmek mümkün. Bugün bizi de fazlasıyla meşgul eden bir başlık haline gelmiş olan Doğu Akdeniz politiği, İsrail’in hegemonik bir diğer aksına işaret ediyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) bu aksın yapıtaşları ve Türkiye’nin ikamesi olarak oyuna sokuldular. Mısır ise her iki kümenin kesişim noktası; bir diğer ifadeyle Pax Judaica’nın stratejik dayanağı/derinliği.

Artık farklı bir fazdayız. Söz konusu ittifakları/aksları zayıflatmak veya gevşetmek ilk hedefimiz olmalı. Bunu da ancak söz konusu devletlerle bir biçimde ilişki halinde olursak sağlayabiliriz. Aksi halde sadece Filistin’in değil, bizim de istikbalimizi yakından ilgilendiren sınırlandırmalar giderek artacak gibi görünüyor.

[“Arap Baharı Sonrası İsrail Dış Politikası: Kavram, Bağlam, Pratik ve Kuram” kitabının yazarı olan Ceyhun Çiçekçi Bandırma 17 Eylül Üniversitesi’nde öğretim görevlisidir]

Yorumlar (0)
19°
kısa süreli hafif yoğunluklu yağmur
banner28
Namaz Vakti 02 Haziran 2020
İmsak 03:31
Güneş 05:27
Öğle 13:07
İkindi 17:06
Akşam 20:38
Yatsı 22:25
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 26 53
2. Başakşehir 26 53
3. Galatasaray 26 50
4. Sivasspor 26 49
5. Beşiktaş 26 44
6. Alanyaspor 26 43
7. Fenerbahçe 26 40
8. Göztepe 26 37
9. Gaziantep FK 26 32
10. Denizlispor 26 31
11. Antalyaspor 26 30
12. Gençlerbirliği 26 28
13. Kasımpaşa 26 26
14. Konyaspor 26 26
15. Malatyaspor 26 25
16. Çaykur Rizespor 26 25
17. Ankaragücü 26 23
18. Kayserispor 26 22
Takımlar O P
1. Hatayspor 28 53
2. Erzurum BB 28 47
3. Bursaspor 28 46
4. Adana Demirspor 28 45
5. Akhisar Bld.Spor 28 45
6. Fatih Karagümrük 28 43
7. Altay 28 43
8. Ümraniye 28 40
9. Giresunspor 27 38
10. Keçiörengücü 28 35
11. Balıkesirspor 28 35
12. Menemen Belediyespor 28 35
13. İstanbulspor 27 33
14. Altınordu 28 31
15. Boluspor 28 25
16. Osmanlıspor 28 24
17. Adanaspor 28 20
18. Eskişehirspor 28 17
Takımlar O P
1. Liverpool 29 82
2. Man City 28 57
3. Leicester City 29 53
4. Chelsea 29 48
5. M. United 29 45
6. Wolverhampton 29 43
7. Sheffield United 28 43
8. Tottenham 29 41
9. Arsenal 28 40
10. Burnley 29 39
11. Crystal Palace 29 39
12. Everton 29 37
13. Newcastle 29 35
14. Southampton 29 34
15. Brighton 29 29
16. West Ham 29 27
17. Watford 29 27
18. Bournemouth 29 27
19. Aston Villa 28 25
20. Norwich City 29 21
Takımlar O P
1. Barcelona 27 58
2. Real Madrid 27 56
3. Sevilla 27 47
4. Real Sociedad 27 46
5. Getafe 27 46
6. Atletico Madrid 27 45
7. Valencia 27 42
8. Villarreal 27 38
9. Granada 27 38
10. Athletic Bilbao 27 37
11. Osasuna 27 34
12. Real Betis 27 33
13. Levante 27 33
14. Deportivo Alaves 27 32
15. Real Valladolid 27 29
16. Eibar 27 27
17. Celta de Vigo 27 26
18. Mallorca 27 25
19. Leganés 27 23
20. Espanyol 27 20
banner27
Günün Karikatürü Tümü
banner35

Gelişmelerden Haberdar Olun

@