Filistin sorununun çözümünde Türkiye Hangi noktada

Abone Ol

Batı Şeria’da İsrail işgali sona ermeden bu topraklara barışın gelmesi hemen hemen imkansız görünüyor. Buradaki asıl sorun, İsrail’in işgal altındaki topraklardan çekilmesi ve 1967 yılındaki sınırlarına çekilmesidir.

İşte, İsrail’e karşı çıkan, Filistin davasını kendi davası olarak görenlerin yapması gereken bunu sağlamak olmalıdır. Yoksa, boş nutuklarla, Kızılay yardımları ile Filistin sorununa çözüm getirilemez. İsrail’in işgal altındaki topraklardan çekilmesi sağlanamaz.

Bunlar neyi bağlıdır? Bunlar, güçlü ve söz dinlenir ülkelere bağlıdır. Eğer, Türkiye söylendiği gibi bölgede oyun kurucu ve sözü dinlenir bir devletse bu konuya ağırlığı koymalıdır. Siyasi ve ekonomik alanda yapacağı çalışmalarla da bu konunun çözümünde rol oynamalıdır.

Filistin'in, İsrail'in Batı Şeria'daki işgalini sona erdirerek Kasım 2016 sonuna kadar İsrail'in 1967 sınırlarına çekilmesini öngören yasa tasarısını BM'ye sunmaya hazırlanıyor. Filistin'in isteği gerçekleşirse israil 1967 savaşında ele geçirdiği Batı Şeria, Suriye sınırındaki Golan Tepeleri ve Doğu Kudüs'ten tamamen çekilmesini gerektirecek. Bu konuda yapılan çalışmaların sona geldiğini görüyoruz. Filistin sorununa çözüm getirecek, bölgeyi huzura kavuşturacak olan bu tasarının desteklenmesi ve Filistinlilerin yanında yer alınması olası bir çözüm için önemli bir adım olabilir. 

Zaten, Batı’dan da Filistin için olumlu yaklaşımların olduğunu görüyoruz. Fransa ve Almanya Filistin Devleti’nin kurulması için “yeşil ışık” yakmışlardı. 

Ancak, burada şunu da eklemeden geçmeyelim:

Türkiye’nin uluslar arası alanda aktif rol alabilmesi için siyasi ve ekonomik açıdan da güçlü olması gerekiyor. Bunun yolu da Batı ile olan ilişkilerden geçiyor. AB ülkeleri ile sıkı işbirliği içinde olamazsak bu işi nasıl sonuçlandırabiliriz. AB’ye karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hükümetin son tavırlarını da değerlendirdiğimizde Türkiye’nin Batı’dan kopmaya başladığını da söyleyebiliriz.

Kaldı ki, Mısır bile Filistin-İsrail sorununun çözümünde ön planda bulunuyor. Mısır ile olan ilişkilerimizi de ortaya koyduğumuzda bu konularda Türkiye’nin konumunu daha iyi görmüş oluruz.

Bölgede yalnız kalmış bir devlet görüntüsü veriyoruz. 

Arap Birliği dışişleri bakanları bu yıl Kasım ayının sonlarında, Mısır'ın başkenti Kahire'de yaptıkları toplantıda Filistin'in devlet olarak kurulmasını öngören tasarısının BM Güvenlik Konseyi'ne sunulması kararını almışlardı. Özetle Mısır, bu konuda ağabeylik yapıyor. Bu rolü daha önce bilindiği gibi Türkiye oynuyordu. Şimdi Türkiye nerede?

1967 savaşlarında neler olmuştu, kısaca buna da bakalım:

Arap ülkeleriyle İsrail arasındaki tansiyonun artması sonucu, 5 - 11 Haziran 1967 tarihleri arasında yaşanan 6 gün savaşlarının ilk gününde İsrail, Mısır'ın güçlü hava filosunu daha havalanmadan bombalayarak yok etti. İsrail Hava Kuvvetlerine ait jetler, sabah önce Akdeniz üzerinde kuzeye doğru havalanıp bir süre gittikten sonra aniden geri dönüş yaparak güneyindeki Mısır'a yöneldi.  Savaş uçakları radarlara yakalanmamak için oldukça alçaktan uçtu. Mısır üzerine geldiklerinde de kollara ayrıldılar. Hedefleri hava üslerindeki Mısır uçaklarını vurmaktı ve öyle de yaptılar. Bombardıman sırasında Mısır Hava Kuvvetleri tek bir uçağını bile havalandıramadan yok oldu.

Eş zamanlı olarak İsrail, Ürdün'e yöneldi. Ürdün hakimiyetindeki Batı Şeria kentlerini birer birer aldı. Beytüllahim, El Halil, Cenin, Nablus ve son olarak da Doğu Kudüs'ü işgal etti. Beş yüz bin Filistinli, topraklarından sürülerek mülteci durumuna düştü. Aynı gün Mescid-i Aksa'ya İsrail bayrağı dikildi. Ağlama duvarının yanındaki Meğaribe mahallesindeki Müslümanların evleri bir gecede buldozerlerle İsrail ordusu tarafından yıkıldı.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ise "savaş yoluyla toprak elde etmenin kabul edilemezliğini" işaret eden 242 no'lu yasayı onaylayarak İsrail'in derhal işgal ettiği topraklardan çekilmesi çağrısında bulundu. Ancak günümüze kadar İsrail, BM'nin bu kararlarını uygulamadı. Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen İsrail, halen bu toprakları elinde tutmaya devam ediyor.  İsrail 1979 yılında Mısır'la yaptığı 'Camp David' barışı ile Mısır'dan aldığı toprakları Mısır'a iade etti.  İsrail, 1982 yılında Kudüs'ü ebedi başkenti olarak ilan etti. Ancak hiç bir devlet şu ana kadar bunu resmi olarak tanımadı. 

Öte yandan İsrail, 1967 yeşil hat sınırını bir ateşkes ve nihai sınır olmadığını gerekçe göstererek Batı Şeria ve Doğu Kudüs'e günümüze kadar 550 bin Yahudi yerleşimciyi yerleştirdi. 

Konunun özeti şu:

“1967 sınırlarına dönmek", demek bugün için 550 bin Yahudi yerleşimcinin Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ten atılması, Suriye sınırındaki Golan tepelerini Suriye'ye ya da Filistin'e iadesi anlamına geliyor. Bu muhtemel geri çekilme durumunda Yahudilerin Ağlama Duvarı da Müslümanların kontrolüne geçecek.

Hadi bakalım, gücünüz varsa koyun bunu ortaya. Büyük ve güçlü devlet olmanın gereğini de bu şekilde sergilemiş olursunuz.