İŞ İNSANLARIYLA BULUŞTU

Steadfast Dart 2026'da Mehmetçik'ten keskin nişancılık faaliyeti
Steadfast Dart 2026'da Mehmetçik'ten keskin nişancılık faaliyeti
İçeriği Görüntüle

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Mersin programı kapsamında Mersin İş Dünyası Buluşması programına katıldı. Programa Yılmaz'ın yanı sıra Mersin Valisi Atilla Toros, Ak Parti Mersin Milletvekilleri ve iş insanları katıldı.

Buluşmada konuşan Yılmaz, 'Bugünkü dünyada çok daha dikkatli, güçlü politikalarla hareket edilmesi gerekiyor. Bu tür dönemler, risklerin yükseldiği dönemlerdir ama aynı zamanda fırsatların da ortaya çıktığı. Bunları değerlendirebilirseniz, küresel düzeydeki konumunuzu başka bir noktaya taşıyabileceğiniz dönemlerdir. Türkiye Cumhuriyeti olarak önemli bir mesafe almış durumdayız. Bu karmaşık dönemi iyi değerlendirebilirsek, risklerin ve belirsizliklerin arttığı bu dönemi kendi içimizde öngörülebilirliği ve istikrarı artırarak karşılayabilirsek, buradan büyük avantajlarla çıkma ihtimalimizin de yüksek olduğunu ifade etmek isterim. Buna bazıları orta gelir tuzağı da diyor. Nedir bu? Çok özet olarak anlatacak olursak orta gelir tuzağı şu; ülkeler kalkınma sürecinde öyle bir noktaya gelirler ki emek maliyeti bakımından yüksek maliyetlerle karşılaşırlar. Yani gelişmekte olan birçok ülkenin emek maliyetinden daha yüksek bir maliyetiyle karşı karşıya kalırlar. Çünkü şehirleşme artar, eğitim düzeyi yükselir, insanların tüketim kalıpları, talepleri ve beklentileri dönüşür. Dolayısıyla daha yüksek bir ücret düzeyi söz konusu olur. Dolayısıyla düşük emekle çalışan ülkelerle rekabet etmekte zorluk yaşamaya başlarlar. Diğer taraftan teknolojik dönüşüm de arzu edilen noktada olmayınca, teknolojik olarak yüksek teknolojiyle çalışan ülkeler ile düşük emek grubu ülkeler arasında bir yerde kalırlar. Yani yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal misali böyle bir açmaz içinde kalırlar. Buna orta gelir tuzağı deniyor. Bunu aşmanın yolu elbette düşük emek değildir. Teknolojik seviyemizi yükseltmek, emeğimizin katma değerini ve verimliliğini artırmak. Toplam faktör verimliliği dediğimiz bir kavram var ekonomide. Ekonomimizin toplam verimliliğini yükseltmek. Şehirleşmemizle, kurumlarımızla, hukuk düzenimizle, teknoloji politikalarımızla, eğitim ve sağlık ile bütün politikalarımızı kastediyorum. Kaynakları daha verimli kullanan bir ülke haline gelmek. Bunu yaptığınız zaman o kritik eşiği aşıp gelişmiş ülkeler liginde yer alıyorsunuz. Türkiye tam da bu süreçten geçen bir ülke. Yaşadığımız meydan okumalar karşısında bu dönemi iyi değerlendirebilirsek, ülkemizi farklı bir seviyeye taşıyabiliriz. Özel sektörüyle, kamusuyla bunu başarabiliriz. Son 23 yılda Türkiye, alt orta gelirli bir ülke olmaktan üst orta gelirli bir ülke ligine terfi etti' dedi.

'ENFLASYON ORANIMIZI DÜŞÜRMEYE, FİNANSAL İSTİKRARIMIZI GÜÇLENDİRMEYE ÇALIŞIYORUZ'

Türkiye'nin ilk defa 2025 yılında kişi başına gelir olarak 18 bin dolara yakın bir nominal gelire yaklaştığını belirten Yılmaz, şöyle konuştu:

'1,5 trilyon doları aşan milli gelire sahip. Türkiye Yüzyılı'nda ülkemizi bu dünyadaki ligde çok daha üst sıralara taşıyıp gelişmiş dediğimiz ekonomiler arasında kalıcı hale getirmeliyiz. Tamam, geçen sene yüksek gelirli ülkeler ligine bir ilk adım attık ama burada kalıcı olmamız çok önemli. Ve bu da yapısal bir dönüşümü ima ediyor. Kurumlarımızla, şirketlerimizle, şehirleşmemizle, her alandaki politikalarımızla daha farklı bir seviyeye ülkemizi taşımamız gerektiğini gösteriyor. Türkiye ekonomisi bu yönde emin adımlarla ilerliyor. Son yıllarda gerek deprem gerek pandemi gibi birçok hadise yaşadık. Enflasyon oranlarımız yüksek seviyelere çıktı. Özellikle 2024 yılında yüzde 75'i aşan bir seviyeye geldi. O tarihten bugüne 45 puana yakın bir düşüş sağladık. Bir program uyguluyoruz, enflasyon oranımızı düşürmeye, finansal istikrarımızı güçlendirmeye çalışıyoruz. Pandemi döneminde reel ekonomiyi güçlü tuttu Türkiye, tezgahı dağıtmadı tabiri caizse. Birçok ülke bunu başaramadı. 2020-2024 dönemine baktığınız zaman dünya 100 iken 115'e çıkmış. Yani pandemi sonrası dünya ekonomisi genel olarak 15 puan büyümüş. Türkiye ise 30 puan büyümüş; 100 iken 130 olmuş. Sanayisiyle, turizmiyle, hizmetleriyle vesaire. Reel ekonomide büyük bir başarı sağlamışız aslında bu konjonktürde, pandemi sonrası dünyada. Ama bunu yaparken finansal tarafta istikrarsızlıklar, birtakım dengesizlikler ortaya çıkmış durumda. Dolayısıyla şimdiki önceliğimiz finansal istikrarımızı sağlamak; reel ekonomideki bu kazanımlarımızı da koruyarak hem finansal istikrarla hem reel sektörün gücüyle geleceğe yürümek. Ana çerçevemiz bu.'

Enflasyonla mücadeleyi öncelikli hedef haline getirdiklerini ve belli bir mesafe aldıklarını aktaran Yılmaz, şunları söyledi:

'Geçen yılı yüzde 30'un biraz üzerinde bir rakamla kapattık. Bu seneki hedefimiz enflasyonu 20'lerin altına indirmek. Ocak ayında bir miktar beklentilerin üstünde geldi doğrusu ama yine de yıllık bazda düşüş, dezenflasyon devam etti. Burada özellikle gıdanın rolünün olduğunu görüyoruz. Geçen yıl hem bir don hem de kuraklık yaşadık. İkisini aynı yılda yaşadık. Tarım sektörümüz küçüldü. Bu durum büyümemizi olumsuz etkilediği gibi enflasyonumuzu da olumsuz etkiledi. Ancak bu bazla 2026'ya girdiğimizi düşünürseniz, 2026'da tarımın tam tersine bir etkisi olacak. Hem büyümemize hem enflasyonla mücadelemize inşallah tarımın çok ciddi katkısı olacak. Tabii ki normal bir yıl olacağı varsayımıyla konuşuyorum. Enflasyonla mücadeleyi arz yönlü politikalarla da destekliyoruz.'

'TÜRKİYE OLUMLU BİR GELECEK VAAT EDİYOR'

Türkiye'nin olumlu bir gelecek vaat ettiğini sözlerine ekleyen Yılmaz, şöyle devam etti:

'Bunu da yatırımlardan görüyoruz. Doğrudan, FDI dediğimiz yatırımlar dünyada daralırken, Türkiye'de artışta. Geçen yıl yüzde 12 civarında bir artış oldu ve niteliği de yükseldi. Gayrimenkul değil, daha üretken alanlarda FDI yatırımları arttı. Son dönemde görüyorsunuz sermaye piyasalarında, borsada ciddi bir giriş var. Bu da boşuna değil. Şu analizi yapıyor dünyadaki çeşitli finans çevreleri; Türkiye'de makro finansal istikrar pekiştikçe reel sektör çok daha sağlıklı bir zeminde büyüyecek ve karlılığı artacak. Belki şu anda geçici olarak sıkıntılı dönemler yaşayan sektörler var ama Türkiye'nin gelecek vadettiğini gördükleri için borsamıza gelip yatırım yapıyorlar. Şirketlerimize ortak oluyorlar çünkü bu şirketlerin orta vadede çok daha kazançlı, karlı hale geleceğini düşünüyorlar. Bu önemli bir gelişme. İnşallah bu yolda da devam edeceğiz. Küresel düzeyde bir rekabet gücü oluşturacaksak, bölgesel perspektifle bakmalıyız. İşte o yüzden kalkınma ajanslarını kurduk. Esas mesele bu bölgemizin planlanması. Geleceğe dönük daha uzun vadeli bir şekilde, iyi bir rol dağılımı da yaparak, bölgedeki farklı kesimler arasında iyi bir iş bölümü yaparak planlama gerçekleştirirsek, bu bölgemizin çok farklı noktaya gideceğine yürekten inanıyorum. Az önce bahsettiğiniz ana sanayi koridorlarıyla da bütünleşen, Kalkınma Yolu gibi projelerle de bütünleşen, ülkemizin Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge perspektifiyle de desteklenen çok farklı bir yaklaşım sergilenebilir diye yürekten inanıyorum. Burada tabii ulaştırma sektörü önemli. 'Bütün sektörleri etkileyen bir sektör söyleyin' derseniz bana, ulaştırma sektörü derim. Hakikaten her şeyi etkiliyor. Dolayısıyla lojistik, ulaştırma önemli. Eğitime, insan kaynağına yapılan yatırımlar önemli. Tarımda daha verimli üretim, sularımızı daha verimli kullanma meselesi çok kritik. Su meselesi önümüzdeki yılların en ciddi meselelerinden biri. Suyu nasıl verimli kullanırız meselesi bu bölgemiz için bence çok çok kıymetli. Bitki deseninden arıtılmış suyu yeniden kullanıma kadar birçok boyutu var. Bu konuda ben Mersin'in, özellikle bu Akdeniz Bölgesi'nin, küresel ısınmadan en çok etkilenecek bölgelerden biri olduğu gerçeğini de dikkate alarak çok ciddi bir planlama yapması gerektiğine inanıyorum. Denize dökülen suları değerlendirmekten tutun, deniz suyunu belki belli bir vadede arıtıp yeniden kullanmaya varıncaya kadar su meselesi üzerinde çok ciddi durmalıyız. Ama hepsinden önemlisi verimli kullanma çünkü siz şehirde suyu verimli kullanmadığınız sürece yapılan her yatırımın yüzde 40'ı boşa gidiyor demektir. Yani baraj yapsanız barajın yüzde 40'ı daha başlarken boşa gidiyor demektir. Dolayısıyla önce verimlilik, sonra bu verimlilik yetmezse ilave kaynak demek lazım. Ama önce verimlilik demek lazım.' (DHA)

Kaynak: DHA