Umutcan ÖREN-Ali Oğulcan ARSLAN/ANKARA, (DHA)- AİLE ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 'Türkiye'de Kadına Yönelik Şiddet Araştırması sonuçlarına göre, 15-59 yaş aralığındaki kadınların hayatlarının herhangi bir döneminde fiziksel şiddete maruz kalma oranı yüzde 12,8. Araştırmadaki psikolojik, ekonomik ve dijital şiddet, ısrarlı takip gibi yeni risk alanları, mücadele politikalarımızın kapsamını sürekli güncellememiz gerektiğini gösteriyor' dedi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından düzenlenen 'Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Koordinasyon Kurulu 19'uncu Toplantısı', Ankara Hakimevi'nde gerçekleştirildi. Toplantıya; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Adalet Bakanı Akın Gürlek, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş ile kurum ve kuruluş temsilcileri katıldı. Bakan Göktaş, toplantıda, kadına yönelik şiddetle mücadelede mevcut çalışmaları değerlendireceklerini belirterek, 'Burada ele alacağımız konular, şiddetle mücadelede daha güçlü ve daha hızlı bir koruma sisteminin inşasına katkı sunacak. Alınan her isabetli karar, bir hayatı koruyan, bir aileyi ayakta tutan, bir çocuğun geleceğini değiştiren sonuçlar doğuracak. Şunu özellikle ifade etmek isterim ki, bugün Türkiye, kurduğu hizmet ağı, güçlü kurumları ve sahadaki kararlı çalışmalarıyla öncü bir ülkedir. Bunun temelinde ise şiddeti ortaya çıkmadan önlemeye yönelik, ihtiyaç anında hızlı destek sunan ve her süreci yakından takip eden sağlam bir altyapı vardır' diye konuştu.
'ŞİDDET VAKALARINDA TEK BİR KURUMUN ÇABASI YETERLİ DEĞİL'
Bakan Göktaş, kadına yönelik şiddetle mücadelenin; adalet, sosyal hizmet, sağlık, eğitim, güvenlik, yerel yönetimler ve sivil toplum boyutlarıyla birlikte yürütüldüğünü ifade ederek, 'Şiddet vakalarında, tek bir kurumun çabası yeterli değil. Kolluk biriminin hızlı müdahalesi ve adli makamların etkin adımları, mücadelenin ilk ve en kritik aşamasını oluşturuyor. Sağlık personeli ile sosyal hizmet çalışanlarının, mağdurun güvenliğini ve ihtiyaç duyduğu desteğe erişimini güçlendiriyor. Yerel yönetimlerin çalışmaları ve sivil toplumun katkıları da aynı hedefte birleştiğinde, kalıcı ve etkili sonuçlar alabiliyoruz. Riski önceden gören, başvuruyu hızla alan, kadını güvenli alana ulaştıran bir sistemle çalışıyoruz. Çocuğu destekleyen, hukuki süreci takip eden ve kadının yeniden hayat kurmasına eşlik eden bir yapıyla hareket ediyoruz. Bugün Türkiye'nin, bu alandaki en önemli gücü budur. Bu güçlü yapının temelinde, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın kadını, aileyi ve sosyal politikalarımızın merkezine taşıyan liderliği var. Şüphesiz ki Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlı iradesi, kadına yönelik şiddetle mücadelemize istikamet kazandırdı. Son 24 yılda, 'sıfır tolerans' ilkesi doğrultusunda güçlü bir mevzuat ve kurumsal altyapı oluşturuldu. 6284 Sayılı Kanun başta olmak üzere, mevcut hukuki çerçeveyle mağdurların korunmasını güçlendirdik ve yaptırımların etkinliğini artırdık. Israrlı takip fiilini müstakil bir suç olarak düzenledik. Ulusal Eylem Planlarımızla kadına yönelik şiddetle mücadeleyi kesintisiz şekilde sürdürdük. Koruyucu ve önleyici hizmet ağımızı 81 ilimizin tamamında genişlettik' ifadelerini kullandı.
'KORUYUCU VE ÖNLEYİCİ HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI KURUYORUZ'
Göktaş, şiddetsiz yaşam ve saygı kültürünü temel alan 5'inci Ulusal Eylem Planı doğrultusunda kurumsal kapasiteyi daha da güçlendireceklerini vurgulayarak, şöyle konuştu:
'Bu amaç doğrultusunda, 'Koruyucu ve Önleyici Hizmetler Daire Başkanlığımızı' kuruyoruz. Böylece, erken müdahale ve önleme mekanizmalarını daha da güçlendireceğiz. Bunun yanı sıra ŞÖNİM'lerin (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi) koordinasyonunu daha etkin hale getireceğiz. Hedefimiz vatandaşlarımıza daha hızlı ulaşan ihtisaslaşmış bir sosyal hizmet sistemi inşa etmek. Bu anlayışla şiddetle mücadelede vatandaşımızın güven içinde yaşayacağı bir hizmet ağını yaygınlaştıracağız. Kadına yönelik şiddetle mücadelenin etkinliği için veriye, sahadan gelen bilgiye ve somut uygulamalara dayalı bir politika anlayışı gerekir. Bu süreçte politikalarımıza yön veren temel kaynaklardan biri de on yıllık bir aranın ardından gerçekleştirdiğimiz Türkiye'de Kadına Yönelik Şiddet Araştırması'dır. Araştırma sonuçlarına göre, 15-59 yaş aralığındaki kadınların hayatlarının herhangi bir döneminde fiziksel şiddete maruz kalma oranı yüzde 12,8. Araştırmadaki psikolojik, ekonomik ve dijital şiddet, ısrarlı takip gibi yeni risk alanları, mücadele politikalarımızın kapsamını sürekli güncellememiz gerektiğini gösteriyor. Tam da bu noktadan hareketle, 5'inci Ulusal Eylem Planımızı, yeni risklere karşı daha güçlü bir mücadele zemini olarak hazırladık. Temel önceliğimiz, şiddet ortaya çıkmadan önce riskleri tespit eden ve saygı kültürünü hayatın her alanında güçlendiren bir yaklaşımı hakim kılmaktır. Bu çerçevede, şiddetin zeminini oluşturan tutum ve davranış kalıplarını erkenden dönüştürmeyi hedefleyen bir politika çerçevesiyle hareket ediyoruz. Diğer yandan, kapsayıcı farkındalık ve eğitim çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çünkü şiddet işaretlerinin erken fark edilmesini önemsiyoruz.'
'BİZİM İÇİN TEK VAKA BİLE FAZLA VAKADIR'
Failin risk durumuna göre özelleştirilen müdahalelerini içeren modeli, en kısa sürede 81 ilde uygulamaya geçireceklerini kaydederek, 'Şiddet uygulayanlara yönelik çalışmalar, cezai süreçlerin alternatifi değildir. Bu çalışmalar, şiddetin tekrarını önlemeyi hedefleyen tamamlayıcı ve önleyici bir politika aracıdır. Burada sosyal risk haritalarımıza ayrı bir parantez açmak isterim. Kadına yönelik şiddet sosyal risk haritamızı, yüksek riskli haneleri tespit edecek şekilde Türkiye genelinde uygulamaya aldık. 81 ilimizde 14 bin 841 personelimize eğitim verdik. Eğitimlerini tamamlayan ekiplerimiz yüz yüze görüşmeler yapmaya başladı. Bu görüşmeler sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçlara göre, önleyici hizmetlerimizi daha güçlü ve daha etkili hale getiriyoruz. Böylece risk altında olduğunu tespit ettiğimiz vatandaşlarımızı, ihtiyaç duydukları hizmetlere hemen yönlendiriyoruz. Kadına yönelik şiddet, bugün hala küresel ölçekte varlığını sürdüren ciddi bir sorundur. Biz bu meseleyi; toplumun huzurunu, sosyal dayanışmayı, çalışma hayatını, aile içi ilişkileri ve sağlıklı nesillerin yetişmesini doğrudan etkileyen bir sorun olarak görüyoruz. Her zaman belirttiğimiz gibi, kadına yönelik şiddetle mücadele siyaset üstü bir meseledir. Bir insan hakları mücadelesidir. Bu anlamda kadın ile aileyi karşı karşıya getirmeye çalışan söylemlerin doğru olmadığını bir kez daha açıkça ifade etmek isterim. Aile ve Nüfus 10 Yılı da kadınların, çocukların ve ailelerin refahını güçlendirmeyi amaçlayan vizyonumuzun adıdır. Aynı durum, aile hukuku için de söz konusudur. Bu alanda yasal düzenlemeler yapılırken, anayasanın ailenin korunmasına dair temel kurallarının göz ardı edilmemesi büyük önem taşır. Dolayısıyla aile hukukunda yapılacak her yasal değişikliğin, bu anayasal güvencelerle tam bir uyum içinde şekillenmesi zorunludur. Yoksulluk nafakası başta olmak üzere bu alandaki konular; çocuk refahını, ailenin korunmasını, kadın haklarını, toplumu ve nüfus politikalarını doğrudan etkileyen çok boyutlu meselelerdir. Bu nedenle aile hukukunda atılacak her adımın, söz konusu alanların tamamını gözeten bir yaklaşımla ele alınması büyük önem taşımaktadır. Meclis'imiz tarafından yapılacak yeni düzenlemenin; hakkaniyetli ve toplumsal ihtiyaçlara odaklı bir anlayışla hazırlanacağına inanıyoruz. Düzenleme sürecinde bir yandan uygulamada ortaya çıkan problemlerin giderilmesi, diğer yandan yeni mağduriyetlerin oluşmasının önlenmesi temel öncelik olmalıdır. Bu düzenlemenin; çocukların üstün yararını esas alan, aileyi güçlendiren, kadınları koruyan ve toplumun adalet duygusunu güçlendiren bir çerçevede ele alınmasını bekliyoruz. Amacımız tek bir vakayı önlemek; bizim için tek vaka bile fazla vakadır' dedi. (DHA)