Bugün, 2021’in ilk mesai günü. Herkesin umudu; çok kötü geçen 2020’den sonra 2021’in iyi gelişmelere neden olması veya hiç değilse geçtiğimiz yıldan daha kötü olmaması! Umutlu olmak ve olumlu hayaller kurmak bir yere kadar iyidir. Ama umut ederken ve hayal kurarken ayağınız yere basmıyorsa, yani umutlarınız ve hayalleriniz gerçeklerin üzerine bina edilmiyorsa muhtemelen büyük bir hayal kırıklığı yaşanacaktır.

Bugün Türkiye’de iyi şeylerin olmasının önündeki en büyük engel iktidardır. Her geçen gün bir önceki günü, her geçen hafta bir önceki haftayı ve her geçen yıl bir önceki yılı aramaktayız. Bakın geçmişe; eğer 2020 2019’dan, 2019 2018’den, 2017 2016’dan daha kötü geçmişse ve bu kıyaslamayı 2002’ye kadar götürebiliyorsanız, bu kötüleşmenin nedeni iktidardır. 

İktidar İstismarcı

Yeni yıla yine iktidarın yarattığı bir sürü krizle birlikte girdik. Bunlar “Perşembenin gelişi Çarşambadan belli olur” atasözündeki gibi 2021’in nasıl geçeceğinin çok net habercileridir. Birincisi türban veya başörtüsü krizi! İktidar için ne kadar verimli bir alan ki ye ye bitmiyor. Kendilerinden olunca “hakları gasp edilmiş, demokrasi mücadelesi veren başörtülü bacımız” derler ama muhalif olunca “vitrin mankeni’’ diyerek tu kaka ederler. İktidar, her konuda olduğu gibi başörtüsü konusunda da samimi değil, aksine istismarcı! 

İktidar bitmiş tükenmiş durumdadır ve Türkiye’yi yönetememektedir. Artık seçim kazanmasına da imkân ve ihtimal yoktur. Dibine kadar din ve milliyetçilik istismarı yaparak, gerçek gündemlerin üzerini bu şekilde kapatmaya çalışarak, halkı kamplaştırarak ve kutuplaştırarak oy erimesini durdurabileceğini sanmaktadır. İktidar, başörtüsü konusuna daha başından itibaren kendisine puan kazandıracak bir istismar aracı olarak bakmıştır ve hala da bu şekilde bakmaktadır. “Vitrin mankeni” derken aslında “Bu istismar alanı benim, sen kimin tarlasında anız yakıyorsun!” demek istiyor CHP’ye. Kendisi istismarcı olduğu için herkesi kendisi gibi sanıyor ve CHP’nin de bu konuyu bir istismar aracı olarak kullandığını söylemeye çalışıyor. Gerçekte iktidarın dinle ya da millilikle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Hatta kendisine biat etmeyen ve oy vermeyen dindara daha çok düşmandır. 

Şakşakçıdan Sanatçı Olmaz!

İktidarın sanatçılar hakkında söyledikleri ve beklentileri de doğru değil. Sanatçı slogan atar, bildiri dağıtır, polemik (siyasi tartışma) yapar ve şikayet eder. İktidarın bilemediği veya bilmek istemediği şudur ki; yalakadan, şakşakçıdan, biat edenden, iktidarın yanında kümelenerek ve destek vererek kişisel çıkarları peşinde koşandan sanatçı olmaz! 

Sanatçı; otoriteyi sorgular, eleştirir ve asla dalkavukluk yapmaz. Sanatçı; yaşama dair bir tavrı, çizgisi ve rotası olan insandır. Günümüzden 400 yıl önce yaşamış olan René Descartes’ın “Cogito, ergo sum”, Türkçesi ile “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözlerinin arkasını dolduran, yaşamında içselleştiren ve varlığını düşünerek ve üreterek gösteren insandır sanatçı.

Sanatçı Biat Etmez, Eli Öpülür!

Aynı zamanda sanatçı; yaklaşık 100 yıl önce doğan Albert Camus’nun dediği gibi; “Düşüncesini eyleme çeviren, itiraz eden, hayır demesini bilen ve başkaldıran insandır” sözlerini de somutlaştırır. Sanatçı biat etmez ve el öpmez. Atatürk’ün dediği gibi; “Sanatçının eli öpülür”.

Ünlü Fransız yazar ve düşünür Jean Paul Sartre, Fransa’nın Cezayir’de yürüttüğü politikanın karşısındadır ve açıkça muhalefet etmektedir. Bu kapsamda; 1950’li yılların ortasında Paris sokaklarında iktidarı kınayan bildiriler dağıtır ve gösterilere önderlik eder. Zamanın Cumhurbaşkanı De Gaulle’e danışmanları Sartre’a gözdağı verilmesini teklif ederler. Ama De Gaulle; “Sartre Fransa’dır!” diyerek bu teklifi kabul etmez. Sartre, aynı muhalif kişiliğini 1968 öğrenci olaylarında da gösterir. Ama kendisine yine operasyon yapılmaz ve saygı duyulur. 1969’da ise De Gaulle’ün cumhurbaşkanlığından istifa etmesine neden olan olaylar gelişir.

Metin Akpınar Türkiye’dir!

Ya 2021’de Türkiye’deki durum nedir? İktidar devletin gücünü, hukuku ve adaleti kendisi gibi düşünmeyen, kendisini eleştiren ve muhalefet edenlere karşı operasyon silahı olarak kullanmaktadır. Metin Akpınar, Türkiye demektir! Ama iktidarın 80 yaşında elinin öpülmesi ve saygı gösterilmesi gereken sanatçımız Metin Akpınar için uygun bulduğu tavrı hep beraber üzülerek gördük.

Der Spiegel, 2021’in ilk sayısının kapağında, Covid-19’a karşı geliştirdikleri aşıyla tüm dünyaya umut olan bilim insanları Uğur Şahin ve Özlem Türeci’ye yer verdi. İktidarın bu insanlarla övünmeye de bizdendir demeye de hakkı yoktur. Çünkü iktidar, sorgulayıcı akla ve pozitif bilime hep düşmanlık etti. Üniversitelerimizi bilimsel tek bir makalesi bile olmayan rektörlerle ve kayyumlarla doldurdu. Sorgulayıcı aklın ve pozitif bilimin yeminli düşmanları tarikatlerle ve cemaatlerle işbirliği yaptı ve yapmaya da devam ediyor.

İktidar Demokrasiye Düşman

Dernekler, demokratik kitle örgütleridir. Demokrasinin siyasi partilerle birlikte olmazsa olmazlarındandır. Ama iktidar, demokrasinin olmazsa olmazlarının önünü kesmeye, hareket alanlarını daraltmaya, ağır yaptırımlarla çalışamaz hale getirmeye ve bunun için de aynen üniversitelere yaptığı gibi kayyum atanmasını mümkün kılan yasal düzenlemeleri yapmaya çalışıyor. Çünkü iktidar demokrasi istemiyor, demokrasiyi kendisi için tehdit olarak görüyor ve demokrasi ile daha fazla iktidarda kalamayacağını biliyor.

Türkiye’de kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin artmasının en büyük nedeni yaratılan iklimdir. Bu iklimi ise iktidarın da benimsediği, kadını eşit bir birey olarak görmeyen, baba veya kocanın dövmek de dâhil her tür şiddetin kullanıldığı sınırsız denetiminde ve tasarrufunda sayan ve kadının cinsiyeti üzerinden ahlak anlayışı inşa eden zihniyet yaratmaktadır. 

Kâhin Olmaya Gerek Yok!

2021’in 2020’ye göre Türkiye açısından daha iyi geçmesi için iktidarın en azından geçen yılki kafa yapısını değiştirmesi lazım. Ama görüyoruz ki; aynı kafa yapısını koruyarak ve daha da sertleşerek devam etmeye çalışıyorlar. O zaman kâhin olmaya gerek yok, belli ki işler daha da kötüye gidecek! 

Hâlbuki ihtiyacımız olan; demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, evrensel hukuk, adalet, ekonomik kaynaklarımızın hakça bölüşümü, sıkıntılarımızın ortaklaşa paylaşımı ile akıl ve bilimin yaşamda tek yol gösterici düstur olduğunun bilincinde olan kafa yapısıdır.