ÖFKELİ GENÇLERİN İŞİNE BENZİYOR

Türker Ertürk

Dün akşam (6 Nisan 2017), ABD Silahlı Kuvvetleri tarafından Doğu Akdeniz’de bulunan Arleigh Burke sınıfı iki muhripten (USS Porter ve USS Ross) Suriye’nin Humus kentinin güneydoğusunda bulunan Şayrat Hava Üssü’ne 59 Tomahawk füzesi atılmıştır. Aynı Zamanda, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson yaptığı açıklamada; İdlib’de gerçekleştirilen kimyasal silahlı saldırıdan, hiçbir heyetin inceleme yapmamasına ve kesin raporla delillendirilmemesine rağmen, Suriye merkezi yönetimini sorumlu tutmuş ve Rusya’ya “Esad’a verdiğiniz desteği yeniden gözden geçirin” tavsiyesinde bulunmuştur.  

BEŞAR NEDEN SALDIRSIN Kİ?

Bizim değerlendirmemize göre; herşey Esad için yolunda giderken, hatta bir şekilde savaşı kazanmış gibi gözükürken bu saldırının bir bahane olarak kullanıldığı yönünde. Bununla beraber, kimyasal saldırının Suriye merkezi yönetimi için olumlu olan gidişi tersine çevirmek maksadı ile Türkiye’de “öfkeli gençler” olarak bilinen IŞİD tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğine dair kuvvetli şüphelerimiz mevcut. 

İdlib’de kimyasal silahlarla gerçekleştirilen saldırının, Suriye Silahlı Kuvvetleri tarafından yapıldığına ilişkin tek bir somut delil bulunmadığı halde, konuyu olupbittiye getiren Trump’ın neden bu denli acele ile karar verip, füzelerin ateşlenmesi talimatını verdiği de merak konusu.

Biz olsaydık, herşeyin lehimize geliştiği bir zamanda ve ortamda, tüm dünyanın tepkisini çekecek ve hakkımızda olumlu giden süreci tersine çevirecek bir kimyasal saldırı yapmazdık. Peki siz olsanız, bunu yapar mıydınız? 

ABD’nin dün akşam Suriye’ye fırlattığı Tomahawk füzeleri ve öncesinde yapılan kimyasal saldırı, 2013 yılında Şam’ın doğusunda bulunan Guta’da yaşananları hatırlatır nitelikteydi. Konu ile ilgili 27 Eylül 2013’te yazdığım köşe yazımı tekrar değerlendirmenize sunuyorum… 

SORUN MEŞRUİYET

“Aslında her şey; Robert Stephan Ford’un Ocak 2011’de Şam’a Büyükelçi olarak atanması ile başladı. Ford, sıradan bir diplomat değildi. 1980’li yıllarda ABD’nin Honduras Büyükelçisi olarak komşu ülke Nikaragua’da solcu Sandinista yönetimini devirebilmek için iç savaş operasyonunu yöneten, daha sonra 2004’de Irak’ta işgale karşı direnişi kırmak için Bağdat’a Büyükelçi olarak gönderilen John Negroponte’nin yanında yetişmişti. Ford göreve başladıktan tam 3 ay sonra, Mart 2011’de Suriye’de olaylar başladı.

Bugün itibarıyla Suriye’de davam eden dış destekli iç savaş 2,5 yılını doldurmuştur. Halen, Suriye’ye ABD tarafından örtülü olarak müdahale edilmektedir. 

Suriye’de şu ana kadar 110 bin insan yaşamını kaybetmiş, bunun 4 mislisi sakat kalmış ve üretimden düşmüş, 4,5 milyon insan yerini ve yurdunu terk ederek başka bölgelere göç etmiş, 500 bini Türkiye’de olmak üzere 2,5 milyon insan yurtdışında gitmiş ve mülteci durumuna düşmüştür. Ayrıca ülkede taş taş üstünde kalmamış, alt yapı büyük oranda tahrip olmuş, bankacılık ve ticaret durmuştur. Ekonomik yaptırımların, fakirleşmenin, ülke içindeki demografik hareketliliğin ve savaşın getirdiği kan, kin ve gözyaşı ortamının etkisiyle Suriye’de beraber yaşamanın koşulları her geçen gün ortadan kalkmaktadır.

MÜDAHALEYİ KESSİN SURİYE’DE SAVAŞ DURUR

ABD, halen Suriye’ye karşı maşaları aracılığı ile (Ülkemiz de buna dahildir) devam ettirdiği örtülü müdahaleyi kessin, Suriye’deki savaş yüzde 90 oranında durur.

Bu müdahaleye rağmen, Suriye dayanmaktadır. Bunda ülkelerini kahramanca savunmalarının yanında, kapalı ekonomiye sahip olmalarının, Rusya, Çin, İran ve Lübnan Hizbullah’ından aldıkları güçlü desteğin payı çok büyüktür. 

Suriye yönetiminin güçlü bir direniş göstermesi üzerine ABD, bu ülkeye karşı açık olarak askeri müdahale seçeneğini devreye sokmak istedi! Ama sorun vardı, çünkü bu müdahale için Birleşmiş Milletler (BM)’den yetki alınamıyordu. Rusya ve Çin, BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye karar tasarılarını veto ediyor ve askeri harekat için yetki vermiyordu.

İsrail’in ve Yahudi lobisinin baskısının da etkisi ile bu sefer ABD, Suriye’ye karşı yalnız veya kısıtlı koalisyon güçleri ile müdahaleyi etmeyi düşündü. Bu müdahaleye gerekçe olması için de “Esad’ın halkına karşı kimyasal silah kullanması kırmızı çizgimizdir” açıklaması yapıldı. Bu açıklamanın, muhtemel bir Amerikan müdahalesi için bahane olduğu çok açıktı.

BEKLENEN FIRSAT DOĞDU

Beklenen fırsat, 21 Ağustos’ta Şam yakınlarında Doğu Guta’da doğdu. Kimyasal silah saldırısı sonucunda; yaklaşık üçte biri çocuk olmak üzere, 1400 insan öldürülmüştü. BM Kimyasal Silah Denetçileri bölgeye gönderildi ve olay doğrulandı ama saldırının kim tarafından yapıldığı belirlenemedi. Ama ABD kararını verdi; “Sorumlu Beşar Esad”tı.

Tam ABD müdahalesi geliyor derken, Rusya’nın diplomatik girişimi imdada yetişti ve Suriye’nin elindeki kimyasal silah stoklarının atıcılarla beraber tamamının imha edilmesi karşılığında, müdahale tehlikesi şimdilik atlatıldı.

Suriye’de bulunan kimyasal silahların imhası konusunda anlaşılmış olması, Amerika’nın bölgeye ve Suriye’ye yönelik hedeflerinde değişiklik yaptığı anlamına gelmemektedir. Şu anda bile Suriye’ye yönelik örtülü müdahale devam etmektedir.

ABD’nin Suriye’ye müdahale edememesinin asıl nedeni; meşruiyettir. Bu meşruiyet hem hukuken yoktur, hem de dünya ve Amerikan kamuoyu bu müdahaleye çok büyük oranda karşıdır. Ayrıca Suriye’nin kimyasal silah kullandığına dair inandırıcı kanıtlar bulunamamıştır.

ABD VE İSRAİL BİR TAŞLA İKİ KUŞ VURDU 

Suriye’nin kimyasal silahlardan arındırılması konusunda yapılan anlaşma ile ABD ve İsrail, bir taşla iki kuş vurmuştur. Birincisi; Suriye kimyasal silahlardan arındırılacaktır. Suriye’ye karşı muhtemel bir müdahalede bu silahların varlığı ve İsrail’e karşı kullanılma tehdidi müdahale kararının kolayca alınmasına engel oluyordu. Şimdi, Suriye bu avantajını kaybedecektir. Halbuki Suriye’nin düşmanı durumunda olan ve müdahalenin hararetli savunucusu İsrail, aynı silahlara kat kat fazlası ile sahiptir. İkincisi ise; ABD olmayan hayali bir meşruiyete (Kırmızı çizgisinin ihlali ) haklılık kazandırmıştır. Bunun anlamı; ABD ilerde Suriye’ye karşı başka kırmızıçizgiler koyup, müdahale bahanesi yaratabilir.

Anımsarsınız; İkinci Körfez Savaşı (20 Mart ) öncesinde ABD, Irak’ta kitle imha silahları olduğunu iddia etti, Saddam da müdahaleyi engellemek için her yerini açtı, istediklerini yaptı ama yine savaşı önleyemedi. Hatta ABD bir şeyler bulamayınca; “Irak’ta kitle imha silahlarının BM denetçilerinden gizlendiğini ve nükleer silaha sahip olma peşinde koştuklarını” söyledi ve sonunda savaş başladı. Çünkü hepsi bahane idi. Büyük Ortadoğu Projesi için, Irak’a müdahale edilmesi planlanmıştı.”