AB ile Yola devam kararı yerinde ama

Necdet Sivaslı

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki iplerin kopma noktasına gelmiş olmasının ardından NATO zirvesinde AB üyeleri ile yapılan görüşmelerden sonra “devam” kararı alınıştı. Bunu olumlu bulduğumuzun altını çizelim. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Brüksel’e giderken söylediği “AB Türkiye çekilsin diye bekliyor havasında; böyle bir şey varsa kararını versin, biz zorluk çıkarmayız” açıklaması, aslına bakılacak olursa AB üyelerinin önünü kapatan bir açıklama oldu. Çünkü Erdoğan bu açıklaması ile topu üyelerin önüne atmış olmuştu. AB’den gelen yaklaşımın da olumlu rüzgârlar estirmesi ile “yola devam” kararı böylece yürürlüğe girmiş oldu. Şimdi asıl sorulan soru şu: “Peki, Türkiye ile AB önünde onca sorun var. Yola devam kararının ardından bu sorunlar nasıl aşılacak?” Türkiye ile AB’nin karşılıklı çıkarları var. Bu çıkar ilişkileri sürdükçe, ortak bir yolun da bulunması kaçınılmaz oluyor. Bu konuda her iki tarafa da önemli işlerin düşmekte olduğunu görüyoruz. Bugüne kadar hep isteyen taraf AB ülkeleri oldu. Türkiye, birçok konuda da olumlu adımları attı. Verilen birçok sözün tutulmaması ve yerine getirilmemesi, Türkiye’de bir yorgunluk ve yılgınlık yarattı. Daha önce AB üyeliği için çaba gösteren çevrelerin bile bu konuda karamsarlığa düştüğünü gözlemledik. Kamuoyunda da eski heyecanın kalmadığını söylemeliyiz. Görüşmelerdeki umut Erdoğan’ın AB Konsey Başkanı Donald Tusk ve Komisyon Başkanı J.C. Juncker ile yaptığı üçlü toplantıdan sonraki kısa açıklamada kesintiye uğrayan müzakere sürecinin canlandırılacağı, aynı şekilde mültecilerle ilgili anlaşmanın hayata geçirilmesine çalışılacağının belirtilmesi ile artmış bulunuyor. Ortadaki bir başka sıkıntı ve kafalardaki karışıklık da şöyle: Görüşmeler bilindiği gibi basına kapalı yapılmıştı. Müzakerelerde bir türlü gündeme gelemeyen fasılların açılıp açılmayacağı, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin koyduğu engelin kaldırılıp kaldırılmayacağı, bunun bir takvime bağlanıp bağlanmayacağı konularında bir açıklama ve açıklık yok. Bu sorunlar ortadan kaldırılmadan da yapılacak olan müzakerelerden nasıl sonuç alınacak? Hem AB, hem de bizim için önemli olan bir başka konu da şu: Brüksel’deki toplantıdan sonra mülteciler anlaşmasının hayata geçirilmesiyle ilgili Türkiye’nin beklentilerinin (vize muafiyetinden sığınmacılara mali desteğe kadar) nasıl, ne zaman yerine getirileceği de bilinmiyor. Hiç kuşkusuz bu konular masaya yatırılıp, konuşulmuştur. Ancak nasıl kararların alındığı konusunda bir açıklama yapılmadığı için ne olup biteceği konusunda bir yorum yapamıyoruz. Kaldı ki, AB ülkeleri de Türkiye üzerinde baskı kurmayı her zaman öne çıkarmışlardır. Bizi sıkıntıya sokan en büyük baskıları PKK ve yandaşlarına verdikleri destek olmuştur. Bunun yanında AB ülkeleri Türkiye’de basın ve ifade Özgürlüğü, hukukun siyasallaşması, insan hakları, konularında endişe duyduklarını sıkça dile getiriyorlar. Bu konularda da nasıl bir mesafe alınacak bunu da şu an için bilemiyoruz. Yeniden başa dönelim: Her şeye rağmen Türkiye ile AB üyesi ülkeleri arasında kapıların kapanmaması, iplerin kopmaması ve yeniden müzakerelerin başlayacak olması her iki taraf için de olumludur. İletişim yollarının açık olması, müzakerelerin devam edeceği sorunların çözümü açısından son derece önemlidir. Bugüne kadar yapılan müzakerelerde sıkıntılar yaşandı. Tıkanıklıklar oldu. Bunların neler olduğu biliniyor. Her iki taraf da bu konularda esnek hareket ederek artık bu konunun uzamasına izin vermemelidir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Türkiye ile AB arasındaki sürecin ilerleyebilmesi için, şimdiye kadar tarafların ısrarla üzerlerinde durdukları pozisyonlarında değişiklik yapması gerekiyor. Yoksa görüşmeler bir “sağırlar diyaloguna” dönüşebilir ki, zaten geçmişte de bu yaşandı, ortaya yine hiçbir sonuç çıkmayabilir.

[email protected]

www.facebook.com/necdet.buluz