Değişimlere açık olmak

Necdet Sivaslı

Geçenlerde bu köşede “ Neden kazandı, neden kaybettiler?” başlığı altında bir yazı yazmıştık. Yazıda AK Parti’nin hangi nedenlerle kazandığını, muhalefetin neden dibe vurduğunu anlatmaya çalıştık. Elimizdeki anket ve verilerden de örnekler sunmuştuk. Olumlu ve olumsuz tepkiler geldi, hepsine saygı duyuyoruz.

Ana muhalefet partisi CHP’nin seçim sonrası yaptırdığı araştırmada dip dalganın % 95 değişiklik istediği ortaya çıktı. MHP’de ise sular durulmuyor. Ancak, MHP “neden kaybettik? Sorusuna yanıtı “Dürüst siyaset yapmakta” buluyor. 

Siyasette önemli olan kazanmak ve iktidar olabilmektir. Eğer, seçimde mağlup olanlar kazanmanın yolunun nereden geçtiğini iyi analiz edebilirlerse kazançlı çıkarlar. Kaybetmenin nedenlerini başka yerlerde aramak yerine, yenilenmek, değişimlere açık olmak gerekiyor.

Dikkat edilecek olursa 14 yıllık AK Parti iktidarında Türkiye’de çok şeyler değişti. Siyaset yön değiştirdi. Siyaset yapmanın koşullarının nerelerden geçtiğini artık herkes biliyor. Bunu en iyi bilenlerin de muhalefet partilerin olması gerekiyor. Seçmen ne istiyor, hangi partiye neden daha çok eğilim gösteriyor, bunlar bilimsel araştırmalarla zaten ortaya çıktı ve bilinmekte. Bütün bunlara rağmen bu koşullarda siyaset yapılamıyorsa muhalefet partilerinin şapkalarını önlerine koyup düşünmeleri ve çözüm aramaları gerekiyor.

Örneğin MHP, 7 Haziran seçimlerine göre 1 Kasım’da yapılan seçimlerde 1 milyon 900 bin seçmenini kaybetti. 80 olan milletvekilinin yarısı elden gitti. 5 aylık bir sürede bu parti böylesine bir kayıp yaşıyorsa bu mutlaka sorgulanmalıdır. Bunu sorgulayacak olan da partinin Genel Başkanı ve yönetim kadrosudur. 

Biz gerek CHP, gerekse MHP’deki parti içi tartışmaların dışındayız. Bunlar parti içi sorunlardır. Genel Başkanlar, ya da parti yönetimleri değişir veya değişmez bunlar kendilerinin bileceği işlerdir. Ancak, tüm siyasi partilerin tabanlarının sesine de kulak vermesi gerektiğini anımsatmak isteriz.

Siyasi partilerin beslendiği yerlerde tabanlarıdır, kendi seçmenleridir. Bunların kaybedilmesi demek, dibe vurmayı getirir. 1 Kasım seçim sonuçları eğer gerçek anlamda iyi analiz edilirse bu tablonun ortaya çıktığını görürüz. 

Bunun anlamı, muhalefet partilerinin tabanlarında bir rahatsızlığın olduğudur. Bunun dışında yenilgiyi başka alanlarda aramak daha çok yanıltıcı olabilir.

Ana muhalefet Partisi CHP’de değişim rüzgârları esiyor. Partinin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve ekibi ile % 27’nin üzerine çıkamaması da tartışmalara neden oluyor. Genel Başkanlığa aday olduğunu söyleyen Umut Oran, tabanda yaptırılan araştırma sonuçlarını şöyle değerlendiriyor:

“Bu Umut’un ya da Muharrem’in meselesi değil, burada isimlerin öne çıkması doğru değil. Bu inisiyatifi alıp, olağanüstü kurultay çağrısını ilk ben yapmış olsam da bu bir kolektif çalışmadır. Aslında bunun mimarı parti tabanını ve örgütü temsil eden son olağan kurultayda seçilmiş il başkanları ve kurultay delegeleridir. Bu bir taban hareketidir ve dip dalgaları başlamıştır, artık olağanüstü kurultayda değişim kaçınılmaz. Sadece Genel Başkan değişimi ile başarı sağlanmaz diyenler şunu unutuyor: Özellikle son tüzük değişikliği sonrasında genel başkan artık partide tek adam. Bütün kararları o alıyor onunla birlikte sorumlu olan MYK’daki tüm isimleri sadece kendisi belirliyor. Yani başarı da başarısızlık da genel başkana aittir. Bir dönüşüm olacaksa bunu genel başkana rağmen başarmak imkânsızdır, zihniyet dönüşümü tepede başlamak zorunda.”

MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin konu ile ilgili görüşlerine de yer verelim:

“Üzerinde ısrarla durmamız gereken öncelikli soru şudur: 7 Haziran’dan 1 Kasım’a kadar Milliyetçi Hareket Partisi ne yapmamıştır da 1 milyon 825 bin 870 vatandaşımızın desteğini kaybetmiştir? Cevabını aradığımız bir diğer soru da, AKP ne yapmıştır da 4 ay 23 günde 4 milyon 794 bin 515 ilave oy kazanmıştır? AKP’ye, CHP’ye, HDP’ye ve diğerlerine oy veren vatandaşlarımıza şüphe yoktur ki hürmet ediyoruz. 7 Haziran’da bizi destekleyen, 1 Kasım’da bizden kopan kardeşlerimizin tercih ve kararını da saygıyla karşılıyoruz. Ve onların istemeye istemeye de olsa başka partilere oy verdiklerini düşünüyoruz. Ancak Türkiye’de ne değişmiştir? Yorulmuş, hantallaşmış, çürümüş, Türkiye’yi rezil etmiş AKP’nin tek başına iktidar olmasının sosyolojik ve siyasi dayanaklarını nasıl görmek ve anlamlandırmak lazımdır? Dünyanın neresinde, 4 ay 23 günde siyasi tutumlar bu kadar keskin ve radikal şekilde değişmiş veya dönüşmüştür? AKP’nin yüzde 49,5 oy oranı, bizim bilemediğimiz, göremediğimiz hangi icraat ve politikaların mükâfatıdır? Türkiye huzur mu bulmuştur? Terör sonlanmış, asayiş ve güvenlik mi sağlanmıştır? İşsizlik bitirilmiş, yoksulluk önlenmiş, yolsuzlukların üzerine mi gidilmiştir? Allah için söyleyiniz, 4 ay 23 günde AKP neyi başarmıştır da tek başına iktidar olmaya hak kazanmıştır?”

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

Muhalefet bir an önce toparlanmalıdır. “Değişimse” değişime açık olmalıdır. Tabandan kopmamalı, tabanın sesine kulak vermelidir. Artık, Türkiye’nin sorunlarına sahip çıkma, iç ve dış olaylardaki gelişmelere uzak kalmamalıdır. Muhalefetin sesini her alanda duyurması, alternatif fikirler üretmesi gerekir. Bugün, belki de AK Parti’ye oy verenlerin bile tepki gösterdiği birçok yasa değişikliğine gidiliyor, hazırlıklar yapılıyor. Dış konularda Türkiye’nin kaderini ve geleceğini değiştirecek kararlara imza atılıyor. Muhalefet nerede? Muhalefetin bunların takipçisi olması gerekmiyor mu? 

Muhalefet partileri iç sorunlarla boğuşarak daha çok puan kaybedebileceklerini de unutmasınlar.