UNUTMA

Mustafa Öz

Aniden evinizde rahatsızlandınız. Size önce kim yardıma koşar? Uzaktaki çocuklarınızdan önce, akraba ve arkadaşlarınızdan önce belki de dargın olduğunuz, küs olduğunuz komşularınız değil mi? Allah göstermesin başınıza bir iş geldi size taziyeye veya yardıma kim koşar, yakında bulunan komşularınız. Hem de kızdığınız, görüşlerine, siyasi durumuna karşı olduğunuz yakında bulunanlar. Yolda aracınızla bir kaza yaptınız. Orada bulunan belki aynı görüşte olmayanlar tarafından yardım görürsünüz. Otobüste yolculuk yapıyorsunuz hastalara, kim olduğunu bilmediğiniz hatta fikirlerine karşı olduğunuz yaşlılara yer vermez misiniz? Tabii ki veririz diyorsunuzdur eğer bu yazıyı okurken. İnancınızın gereği ibadet ederken yanınızda bulunanın fikrine, size ters gelen birisine bakmadan aynı safta buluşursunuz. Peki o zaman neden başkalarınında fikirleri, düşünceleri olabileceğini hesap etmiyorsunuz? Karşı görüşte ya da fikirlerine davranışlarına katılmadığınız birisini görünce neden yolunuzu değiştiriyorsunuz? Belki zor durumunuzda en önce o kişi size yardıma koşacaktır. Ya da siz onun yardımına koşacaksınız. Sakın ben öyle yapmam, o da kimmiş demeyin. Başınıza gelince anlarsınız neyin ne olduğunu. Onun için hoşgörü diye bir kavram yaratılmıştır. İnsanlar birbirleriyle konuşsun diye Allah dil dudak, damak, gırtlak, sestelleri yaratmıştır. İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır diye de bir deyim vardır. Bunu hepimiz biliriz de işimize gelmez. Başkalarının size yapmalarını istemediğiniz şeyleri sizler de başkalarına yapmayınız. Sonradan pişman olacağımız durumlarla karşılaşabiliriz.

Epey canınızı sıktım mı bilmiyorum ama bazı gerçekleride görmeden, duymadan geçemiyeceğiz. İnsanlar toplu halde yaşarlar. Birbirleriyle ilişki kurarlar, konuşurlar, yardımlaşırlar. İyiliklerini, kötü günlerini, acı ve üzüntülerini birlikte göğüslerler. Bu nedenle her zaman birbirimize muhtacız. Karşılıklı sevgi ve saygı gerçeğini gözardı etmeyelim. Bu günler de gelip geçer. Hani derler ya ölüm ayrı, açlık ayrı diye. Ölümlerde bile insan karnını doyurmak zorunda. Bizlerde birlikte bu topraklarımızı korumak, birlik ve beraberlik içinde yaşamak zorundayız. Çünkü her zaman dost düşman birbirimize muhtaç oluyoruz. Yalnız düşünerek hareket edersek hata yapma olasılığımız daha az olacaktır. Kırıcı olmaktan daha çok kaçınacağız. Sağlıklar dilerim.

Şili'nin ünlü diktatörü Pinochet birgün kılık değiştirerek sinemaya gider. Bir koltuğa oturur. Işıklar söner. Filmin bir sahnesinde Pinochet görüntüsü gelmiş perdeye. Sinemadaki bütün seyirciler ayağa kalkarak alkışlamaya başlamışlar. Diktatör Pinochet koltuğuna daha da yayılmış beyaz perdeye bakıyormuş. Ayağa fırlayan yan koltuktaki adam Pinochet'in hala oturduğunu görünce eğilip kulağına: Bana bak ahbap demiş. Salon sivil polislerle, hafiyelerle dolu. Hepsi namussuz diktatörün uşağı! Ayağa kalk ve sende alkışla... Bu herif için kendini astırmaya değmez.