Alman basını özetleri 24 Ağustos 2017

Alman basını

Alman basınında bugün seçim kampanyaları, Almanya-Türkiye ilişkilerindeki gerilim, Almanya’da seçimler öncesi kararsızların durumu ön plana çıkan başlıca haberler arasında yer alıyor

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ile Adalet Bakanı Heiko Maas, Spiegel Online haber portalı için "Erdoğan'ın kültür savaşına Almanya'da yer yok" başlıklı ortak bir makale kaleme almış ve cami ve derneklerin denetiminin sıkılaştırılması gibi bir dizi önlem açıklamışlardı. Bu açıklamadan bir gün sonra ise Avrupa Bakanı Ömer Çelik Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel’i “aşırı sağcı ve ırkçılardan kopya çekmekle” suçladı. Frankfurter Allgemeine Zeitung'un bu yeni restleşme çerçevesinde kaleme alınmış yorumunda şu görüşler yer alıyor:

"İki bakan, gerçekleştirilmesi çok kolay olmayan eski bir talebi gündeme getirdi. Bakanlar Türk hükümetinin Almanya'daki muhaliflerini ne ölçüde takibe aldığını inceletmek, ayrıca Almanya'daki cami cemaatlerinin Erdoğan'ın etkisi altına girmesini engellemek istiyor. Her iki talep de önemli. Yabancı ülkelerin, özellikle de otokratik rejimlerin başka ülkelerin içişlerine karışmasına izin verilemez. Burada önemli olan Almanya'daki camilerde ne gibi vaazlar verildiği ve dış ülkelerden nefret ve şiddet çağrılarının yapılıp yapılmadığıdır. Türkiye'nin Avrupa Bakanı Gabriel'e istinaden ‘ırkçılar, faşitler ve İslam düşmanlarından' söz ediyor ve bu sözleriyle aslında Alman hükümetini haklı çıkarmış oluyor. Böylece Erdoğan rejimi herkesle ve kendi halkı ile de tüm köprüleri atmış oluyor.”

Karlsruhe'de yayımlanan Badische Neueste Nachrichten gazetesinden seçtiğimiz yorumda ise Türk hükümetinden yapılan son açıklamalarla dikkatlerin başka yöne çekilmek istendiği görüşü savunuluyor:

"Hep aynı strateji uygulanıyor. Erdoğan ve diğerleri büyük laflar ve tehditlerle Alman politikacıları sindirmeye, Alman hükümetinin izlediği politikalara etkide bulunmaya ve Almanya'da yaşayan vatandaşlarını baskı altına almaya çalışıyorlar. Oysa ki Erdoğan'ın son çıkışlarıyla dikkatleri, izlediği otokratik politikalar nedeniyle kendi kendine yol açtığı sorunlarından başka yöne çekmeye çalıştığı apaçık görülüyor.” 

Almanya'da 24 Eylül'de yapılacak genel seçimlerde kararsızların seçimin kaderini belirleyebileceği söyleniyor. Magdeburg'da yayımlanan Volksstimme adlı gazete yorumunda son anda sürpriz yaşanabileceğini belirtiyor:

"Araştırma kuruluşu Allensbach Enstitüsü'nün düzenlediği ankete göre Almanya'da seçmenin yaklaşık yarısı Eylül'de yapılacak seçimin sonucunun şimdiden belli olduğu görüşünde. Seçmenin sadece yüzde 6'sı başbakanın değişeceğine ihtimal veriyor. Peki bu, seçim şimdiden sonuçlandı anlamına mı geliyor? Hayır! Zira genel seçim öncesinde başka gelişmeler olabilir. Özellikle şu anda sayıları çok yüksek olduğu söylenen kararsızların seçim günü oyunu kime vereceği önem kazanıyor. Kararsızların birçoğu iki parti arasında gidip geliyor: Ya Hıristiyan Birlik partileriyle (CDU/CSU) Sosyal Demokrat Parti (SPD), ya Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile Hür Demokrat Parti (FDP) ya da SPD ile Yeşiller partisi arasında seçim yapmakta zorlanıyor. Kısacası bugünden seçimin sonucunun belli olduğunu iddia edenler seçim günü kötü bir sürpriz yaşayabilirler.”

Almanya'daki genel seçimde Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) başbakan adayı Martin Schulz bu göreve seçildiği takdirde Amerikan nükleer silahlarının Almanya'dan çekilmesi için çalışacağını söyledi.  Märkische Oderzeitung'un konuya ilişkin yorumu şöyle:

"Sosyal Demokrat Parti'nin başbakan adayı Martin Schulz seçim kampanyalarında seçmeni coşturacak bir konu bulma çabası içinde. Schulz önce NATO'ya üye müttefik ülkelerin İttifak‘ın savunma harcamalarına gayri safi milli hasılalarının yüzde ikisi oranında ek katkı göstermeleri talebine karşı çıktı. Şimdi de neredeyse unutulmaya yüz tutmuş olan Eifel yöresindeki Amerikan nükleer silahlarını bize hatırlattı. ‘Bu silahlar oradan çekilmeli‘ diyor. Her iki konu da tartışılabilir. Ancak Schulz'un söylemediği birşey var. NATO 2002 yılında ilk kez diğer müttefiklerin NATO'ya katkı payının bu ülkelerin gayri safi milli hasılalarının yüzde ikisi oranında artırılması konusunu masaya getirdiğinde Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'di. Protesto etti mi? Hayır. Dünya şimdiki gibi kaldığı sürece NATO'ya üye olmanın teminatlarından birini de ister istemez nükleer unsurların varlığı oluşturuyor. Schulz bir yandan gelecekte de ABD'nin koruma kalkanı altında olmayı istiyor, öte yandan bunun risklerini üstlenmek istemiyor."

Kaynak:Deutsche Welle Türkçe


İlgili Haberler